I AM SAM

17 Mart 2021




Bugün kalbimin en derin köşesinde olan I am Sam filmini inceliyorum. I am Sam, sevginin engel tanımadığını anlatan ve baba-kız ilişkisini konu alan bir film. Bu filmi ilk kez babam ile yıllar önce izlemiştim. Jessie Nelson'ın yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği 2001 yapımı olan film, saf sevgiyi anlatan ve herkesin izlemesi gereken türde bir yapım. Sean Penn, canlandırdığı Sam karakteri ile övgüye değer bir aktör olduğunu gözler önüne seriyor. Sean Penn’in gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri olabilir. Öncelikle filmin konusuna kısaca değineceğim. Bu incelemeyi okumaya geçmeden önce bazı yerlerde spoiler olacağını bilmenizi isterim.


Film, 7 yaşında bir çocuğun zekasına sahip olan Sam Dawson’in (Sean Penn) ve kızı Lucy’nin (Dakota Fanning) baba kız yaşadıkları olayı anlatıyor. Sam, Starbucks’ta çalışarak gelirini kazanmaktadır. Tam bir Beatles hayranı. Evsiz bir kadından tek gecelik bir ilişki yaşaması ile kızı olur. Kızı doğduktan sonra hayatının dinamikleri de değişmeye başlar. Annesi kızını kabul etmezken Sam’in kızını ellerinin arasına alarak ismini koyması… Etkileyici bir an. Beatles hayranı olduğu için “Lucy in the Sky with Diamonds” şarkısını anımsayarak kızının ismini Lucy Diamond koyar. Kızı doğduktan hemen sonra ikisini de terk eden evsiz kadın “anne olmak nedir?” sorusunu ve “ebeveyn olmak” gibi konuları bizlere sorgulatır. Evsiz kadın belki de bu mücadeleye girmek istemedi. Ama o sırada Sam’in baba olma mücadelesi başladı. Agorafobi komşusu Annie (Dianne Wiest) ve zihinsel engelli dostlarının desteği ile Lucy’yi büyütme sorumluluğunu 7 yaşına kadar başarılı bir şekilde getirir. Film, Sam ve dostlarının kan bağı olmadan da aile olabileceğini bizlere aktarıyor. Lucy’i büyürken merak ettiği sorulara Sam’in verdiği cevaplar oldukça orijinal.


“Baba, yalnızca kızlar mı yalnızdır yoksa yalnız erkekler de var mıdır? Varsa onlara ne denir?

Onlara ‘Beatles’ denir.”

Bu detayları filmi izlerken görebilirsiniz. Lucy’nin 7.yaş doğum günü partisinde yaşanan tatsız bir olay ile Çocuk Hizmetleri Bakanlığı tarafından Lucy’nin Sam’den alınma kararı verilir. Film, bu olaydan sonra göz yaşlarınızı tutamayacağınız şekilde ilerlemeye başlar. Sam, kızını geri alabilmek için mücadeleden asla vazgeçmez. Katı ve kariyer odaklı avukat Rita’nın (Michelle Pfeiffer) meslektaşlarına kendisini farklı göstermek için Sam’in velayet davasını bedelsiz olarak almaya ikna olur. Bu süreye kadar Sam’in avukatın peşinden ayrılmaması ve mücadele etmesi çok dokunaklı. Sosyal çevrenin dışladığı ve içine almadıkları dünyada, Lucy’nin babasına olan saf sevgisi ve babasını olduğu gibi kabul edişi bizlere önemli bir şey anlatıyor. Çoğumuzun insanlara karşı yargıları var. İnsanları; iyi ve kötü gibi kavramların kalıplarına sokuyoruz. Bu kavramlara takılarak insanların özünü görmemeyi tercih ediyoruz. İnsan davranışlarına göre yargılamalarda bulunup, yaşanılanların özüne ve nedenlerine inmiyoruz. Haydi bu inceleme sonrası önyargılarımızı bir denetime alalım. Filmin duygusal sahnelerin havasını değiştiren şeylerden biri: Beatles şarkıları. Eğer Beatles hayranıysanız, filmi sonuna kadar izleyeceğinize eminim. Özellikle karşıya balon ile geçtikleri sahne, Beatles’ın 8 Ağustos'ta Abbey Road Studios’da çekilen kareye bir atıfta bulunmuş.

I am Sam, hiçbir filmde önceden hissetmediğim duyguları yaşattı. Film bittikten sonra; aile-toplum ilişkisini ve gerçek sevgiyi sorguluyorsunuz. Ebeveyn olanlar ise film bittikten sonra kendi çocukları ile olan iletişimini sorgulayacaktır. Ebeveynlik sizin için ne anlama geliyor? Bu soruyu hepimizin düşünmesi gerekiyor. Ve son olarak, Sam’in Lucy’i sevmesini anlatan en güzel cümlesi şöyleydi:

“I love you like a song. I love you like in a song.”

Selen Danacıoğlu