HERMAN MELVILLE’IN KATİP BARTEBLY ADLI ESERİNDE ABSÜRT KAVRAMI

9 Mart 2021

Herman Melville’in eserinde “Yapmamayı tercih ederim.” diyen Bartebly karakterinin absürt bir başkaldırı içinde olduğunu inceleme fırsatımız olmuştur. Kitap her ne kadar XX.yüzyılda yazılmış olmasa dahi, bu makalenin amacı Albert Camus’nün Yabancı eseri ışığında, Herman Melville’in Kâtip Bartebly adlı eserinde erken dönem absürt karakter oluşumunu gözlemlemektir.

Anahtar Kelimeler: Melville, Absürd, Felsefe, Kâtip Bartebly, Camus

GİRİŞ

Charles Darwin’in evrim teorisinden ve ikinci dünya savaşından sonra insanlık yeniden tanımlanmaya ve incelenmeye tabii tutulmuştur. Savaş sonrası psikolojik bunalımın etkisinde, insanlığın kökeninin kilisenin anlatılarına uymadığını, bilimsel verilere ve teorilerin eleştirilerine açık olduğunu gören toplumda absürt kavramının doğuşu da kaçınılmaz olmuştur. Böylelikle Albert Camus da bu alanın öncülüğünü yaparak absürt felsefesini Sisifos miti ile açıklamıştır. Sisifos mitinde, dağdan yuvarlanan taşı sonsuza dek tekrar tekrar tepeye taşımaya mahkûm edilen bir kahraman vardır. Bu kahramanın anlamsız eylemi yaşamla betimlenir. Absürt felsefeye göre yaşam anlamsız, izsiz ve rotasızdır. İnsan dünyaya nihai bir sona yahut bir ödüle doğru değil döngünün içinde var olmaya gelmiştir. Absürt fikri ilk önce Camus tarafından Sisifos Söyleni adlı eserde dile gelmiş ve Yabancı adlı romanında duyusal olarak işlenmiştir.

Sartre birbirine bağlı bu iki çalışmayı şöyle anlatıyor: ”Sisifos Efsanesi'nin amacının saçma fikrini iletmek olduğunu ve Yabancı’nın ise saçma duygusunu iletmek olduğunu söyleyebiliriz (Sartre, 85). Bu makale, Melville’in Bartlebly adlı eserinin, Absürdist hareketin varlığından çok önce yazılmış olmasına rağmen, absürd duygusunu taşıdığını iddia etmeye çalışacaktır. Sartre'ın Camus’nün yazdıklarında belirttiği gibi, "bu temalar aslında çok yeni değil ve Camus’nün de böyle bir iddiası yok" (Sartre, 75).

Absürt Kavramının Doğuş Zemini

Birinci Dünya Savaşı sonrası gerek Avrupa’da gerekse dünyada yeni bir dönem yaratma gayretinin yoğunlaştığı yıllardan sonra İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte manevi boşluk ve buhran duygularının yoğunlaştığı yıllarda insan yeni arayışların ve sorgulamaların peşine düşmüştür. Bu sorgulamalar esnasında temellerini Sartre’ın attığı egzistanyalizm felsefesinin içinde bulunan Albert Camus de katılır. Döneme etki eden bir diğer kişi ise Freud’dur.
“Avusturyalı psikiyatrist Dr. Sigmund Freud, böyle bir ortamda insanoğluna yeni bir pencere açar ve kendini tanıması hususunda birtakım teklif ve öneriler ortaya koyar. Psikiyatri alanındaki çalışmalarıyla yüzyıldaki hemen hemen bütün düşünce ve sanat hareketlerini derinden etkileyen Freud, insan kimliğini korkunç bir çıplaklıkla karşısına koyar ve ikiyüzlülük maskesini indirip kendi gerçeğini görmesini sağlar.” (Çetişli, 148)

Bu dönemde insan, insanın varoluşu ve varlığı üzerine yapılan düşünsel ve bilimsel çalışmalar, savaş buhranı etkisinde olan düşünürleri de etkilemiş ve yeni felsefi düşüncelerin önünü açmıştır.

“Varoluşçuluk köklerinden kopmuş, temelini yitirmiş, geçmişe, tarihe güvenini kaybetmiş, topluma yabancılaşmış, mutsuz, huzursuz insan varlığını dile getiren felsefedir. Bu felsefe daha çok toplum içinde yaşayan bireyin tehdit altında olduğu, günümüzle gelenek arasındaki bağlantının koptuğu, insan manasız bir varlık haline geldiği, kendi kendini yitirmek tehlikesinin baş gösterdiği yerde ortaya çıkar.” (Sartre)

Savaşlar ve kaosun eşliğinde henüz ilerlemeye ve dönmeye devam eden dünyanın ağına takılan bir yazar olarak Camus, Yabancı romanında Varoluşçu felsefesine Sisifos Söyleni yazısıyla Absürt kavramını katar.

“Varoluşçuluk 20. Yüzyıl’ın içinde bulunduğu karışık durumda, kendine, dünyaya ve ötekine yabancılaşmış̧ bireyin, dünyanın saçma halinden kurtulma isteğinden doğmuştur. Bu ise Camus’nun absürt anlayışıyla paralellik arz etmektedir. Dünyanın anlamsızlığı karsısında yabancılaşmış̧ birey bir çıkış̧ yolu bulamaz ve böylelikle absürtten kurtulamaz. Bu anlamda absürt, bireye bir çıkış yolu bırakmaz. Varoluşçu felsefe ise bireyi bu absürt ve içinden çıkılmaz durumdan kurtarmaya çalışmaktadır. Varoluşçuluğa göre bireyin absürt, yabancı olmaktan kaçınabilmesinin yolu savaşmak, dolayısıyla kendini gerçekleştirmeye çalışmaktır. Varoluş kendini gerçekleştirme çabasıdır. Kendini gerçekleştiren birey, absürtten kurtulabilir ancak Camus’nün absürt felsefesine göre birey ne yaparsa yapsın absürtten kurtulamaz ve onunla uyum içerisinde yaşamaya mahkûmdur. Tek kurtuluş̧ yolu ise başkaldırıdır. Camus ile diğer varoluşçu felsefeciler arasındaki fark burada gizlidir. Camus’nün asıl amacı bu dünyadaki yalnızlığı ve dünyanın aslında ne kadar anlamsız olduğunu ortaya koymaktır” (Özdemir, 2012: 6)

Sisifos

“Tanrılar Sisifos’u bir kayayı durmamacasına bir dağın tepesine kadar yuvarlayıp çıkarmaya mahkûm etmişlerdi; Sisifos kayayı tepeye kadar getirecek, kaya tepeye gelince kendi ağırlığıyla yeniden aşağı düşecekti hep. Yararsız ve umutsuz çabadan daha korkunç bir ceza olmadığını düşünmüşlerdi, o kadar haksız da sayılmazlardı” (Camus,137)

“Modern insanın medarı iftiharı, homo religiosusun fâniliğin özelliği olarak kabul ettiği sınırlılıkları aşma kapasitesine olan inancından kaynaklanır. İnanan insan için fanilik, Tanrının kendisine verdiği bir özellik olup mitler tarafından bunun meydana geliş̧ süreci ve gayesi açıklanırken ve bunun da insanın fiziki yönüyle sınırlı oluşu ifade edilirken zamansal ve mekânsal sınırlılıkları aşarak özgürlüğe kavuşma umuduyla varoluşunu anlamlandırmaya çalışan modern insan için fanilik bir kaygı ve hatta bunalım kaynağı haline gelmiştir. Onun medarı iftiharı aynı zamanda yaşadığı trajedinin de kaynağıdır. O, bizzat kendisinin meydana getirdiği yeni bir varoluşsal durumun içine düşmüştür.”

"İşte yine ağaçlar, sertliklerini biliyorum, işte su, tadını duyuyorum. Otların ve yıldızların bu kokuları, gece, yüreğin rahata erdiği kimi akşamlar; erkinliğini ve güçlerini duyduğum bu dünyayı nasıl yadsıyabilirim? Yine de bu yeryüzünün bütün bilimi beni bu dünyanın benim olduğuna inandırabilecek hiçbir şey vermeyecek. Onu bana anlatıyorsunuz, bana onu sınıflandırmasını öğretiyorsunuz. Yasalarını sayıyorsunuz; ben de bilme susuzluğum içinde bunların doğru olduklarım kabul ediyorum. Mekanizmasını tanıtlıyorsunuz, umudum büyüyor. Sonunda bu sihirli ve karmakarışık evrenin atoma, atomun da elektrona indirgendiğini öğretiyorsunuz bana. Bütün bunlar güzel, gerisini de anlatmanızı bekliyorum. Ama siz bana elektronların bir çekirdek çevresinde toplandıkları görünmez bir gezegenler takımından söz ediyorsunuz. Bu dünyayı bana bir imgeyle açıklıyorsunuz. O zaman dönüp dolaşıp şiire geldiğinizi anlıyorum; hiçbir zaman bilemeyeceğim.”

Sisifos’un ızdırabı ve uyumsuzluğu bu anlamda değerlendirilerek Absürt’ün varlığını onaylamış ve çabanın manasız olduğu bir gerçekliği sunmuştur. Bu manasızlık bazen Camus’nün Yabancı romanındaki Mersault’nun edilgen tavrı ve ilgisizliği ile de sonuçlanabilir. Bazen de Kâtip Bartebly’ın “Yapmamayı tercih ederim.” diyerek pasif bir şekilde yaşamı yaşamasıyla ilişkilendirilebilir. Böylelikle Bartebly, absürt bir uyumsuz varlıkla roman içerisinde analiz edeceğimiz yolu şekillendirmiştir.

Herman Melville & Kâtip Bartebly

“Babasını erken yaşta kaybeden Melville, ilkgençliğinde bir sürü farklı işe girip çıkıyor, omzuna aldığı ağır yükleri taşırken kendini ve dünyasını temellerinden sorgulamaktan geri durmuyor. Lise ve üniversite eğitimi alamayan Melville, tıpkı Jack London gibi kendisini okuyarak yetiştiriyor. 19 yaşına geldiği zaman ise bir balina avcı gemisinin mürettebatına katılıyor. Böylelikle dünyanın pek çok farklı ülkesini görme fırsatı da yakalayan yazar, 4 sene sonra gemideki zor şartlara dayanamayarak bir arkadaşıyla firar ediyor. Fakat gittiği yerde onu hoş bir sürpriz bekliyor: İndiği adada pasifik yerlileri yaşıyor. Yerliler tarafından 1 sene yarı köle olarak çalıştırılan Melville, adaya uğrayan United States isimli gemi tarafından tesadüf eseri bulunup kurtarılıyor.” (Çeşit, 2019)

Herman Melville’in yaşanmışlıklarla ve maceralarla dolu yaşamı onu farklı, döneminin üzerinde ve öncüsü kılan bir gözlem yeteneği sunuyor. Melville’in döneminin ilerisinde olan yeteceğinin keşfi ise İkinci Dünya Savaşından sonra oluyor.

“Melville 1850’lerde White Jacket romanıyla şöhrete göz kırpmış olsa da ünü kısa sürüyor. Moby Dick adlı eseri anlaşılamıyor, eleştirmenler tarafından topa tutuluyor. Bunun nedeni Melville’in özellikle Moby Dick’te sınırları aşan, klasik hikâye anlatım şekillerini tersyüz eden yeni bir tekniğin öncüsü olması ve çağının dışına çıkabilme cüreti. Moby Dick’in anlaşılamaması ve dolayısıyla kitabının yeterince satılmaması nedeniyle Melville New York’ta müfettiş olarak çalışmaya başlıyor. Böylece Veranda Öyküleri'ndeki Bartleby hikâyesinde sözü edilen Kâtip karakteri doğarken, Kafka’nın da Samsa’sından önce, bürokrasinin ve iktidar ilişkilerinin enteresanlığı unutulmaz bir tasvirle evrenselleştiriliyor. Albert Camus’nun Yabancı'sının da öncüllerinden olan Kâtip Bartleby karakteri yabancılaşan ve hissizleşen edebiyat karakterlerine ve gerçek dünyadaki insanların kendilerini ifade edebilmelerinin yolunu açıyor.” (Çeşit,2019)

Kâtip Bartebly

Bartebly çok iyi bir katiptir. Tuğladan duvarlara bakan penceresinin önünde yasal belgeleri düzenlerken “sessiz, soluk ve mekanik”tir. Uzak, soğuk, biraz kendi halinde gözüken Bartebly işinde çok çok iyidir ve sabah akşam durmadan çalışarak diğer Katiplerden çok daha fazla işi bitirir. Ancak Bartebly bazen de olsa “Yapmamayı tercih eder.” Bir gün ofisteki Mühürdar ondan gündelik bir işi halletmesini ister fakat Bartebly: “Yapmamayı tercih ederim” diyerek yanıt verir. Tüm hikaye burada başlamıştır.

Mühürdar, çok iyi bir iş çıkardığı için Bartebly’ı kovmaz ancak ara sıra “yapmamayı” tercih ediyor oluşu ofiste bir gerginliğe sebep olmaktadır.

Hem Bartleby’nin hem de Meursault’un hikayeleri, ölümün farkındalığı veya yüzleşmesiyle başlar. Yabancı, Meursault'un annesinin ölümünü öğrenmesiyle söze girer ve sonuna kadar açıklanmamasına rağmen, avukat için çalışmadan önce Bartleby, Ölü Mektuplar Ofisinde'te bir memurdur.

İlerleyen günlerde Bartebly her şeye, istenilen eşyayı getirmeye dahi “Yapmamayı tercih ederim.” Cevabını vermeye başlar. Patronu her ne kadar bu tavıra kızsa da Bartebly’ı çok çalıştığı için kovmaz. Ancak bir gün, anlatıcı olan Patron, pazar günü büroya uğramaya karar verir. Anahtarı kilide soktuğunda kapıyı açamaz ve Bartebly’ın içeriden “Şu an müsait değilim, sonra gelin.” dediğini duyar. Şaşkına döner ve çok kızar, bir vakit sonra tekrar gelir. Bartebly’ı bulamaz ancak eşyalarının orada olduğunu, ofisi bir ev gibi kullandığını fark eder. Bunun üzerine ona başka yerde kalmasını söylediğinde, Bartebly “Kalmamayı tercih ederim.” diyerek yanıt verir. Bir süre sonra hiçbir iş yapmamaya başlayan Bartebly kovulur ancak ofisi terk etmeyi reddeder. Bunun üzerine Mühürdar iş yerini başka bir yere taşır. Ancak Bartebly orayı işgal etmeye devam eder ve çıkmaz, taa ki zorla çıkarılana dek. Mühürdar onu ikna etmeye çalışsa da ikna olmayan Bartebly bu tavrı sonucunda hapise atılır.

Mühürdar, Bartebly’ı ziyarete gider fakat Bartebly onu suçlar ve daha sonra onunla konuşmamayı tercih ettiğini bildirir. Hiç yemek yemez ve en sonunda Mühürdar onu hapishane avlusunda dizlerini karnına çekmiş halde ölü bulur.

“Okuyucular, Meursault'un mutluluğuna tamamen ikna olmayabilirler ve muhtemelen bunu basit bir istifa olarak görürler. Bununla birlikte, Herman Melville'in Bartleby'sinden Bartleby, onlara, edebiyatta nihayetinde acısına düşkün olan başka bir varoluşçu gösterir.” (UKEssays, 2018)

Bartleby bir memurdan çok bir yabancıdır. Bir sabah anlatıcının ofisinin eşiğinde belirir, "solgun bir şekilde temiz, acınacak derecede saygın, çaresizce kimsesiz” (Melville,1) Bartleby ofisin kurallarına uymayı reddeder; Tek itirazı, en sevdiği ifade biçimiyle: "Yapmamayı tercih ederim.”dir. Bu ifade Bartleby'nin yalnızca tercih ettiği şeyleri yaptığını ima eden bir protesto niteliği taşır. Anlatıcının önerdiği gibi Bartleby'yi üzgün, sıkıntılı veya kimsesiz olarak düşünmek çok caziptir ancak Bartleby bize öyle olmadığına dair her türlü ipucunu verir. Kendisine dair bir tatminsizlik yahut mutsuzluk anına asla şahit etmeyerek, Camus'un Sisifos hakkında yazdığı gibi,” kişi, onun mutlu olduğunu varsaymalıdır” (Sisifos Söyleni, 123)

Bartleby, Yabancı’nın sonuna kadar Meursault'un başaramadığı bir şekilde absürdün ötesine geçer. Meursault, idam edilmeyi beklerken umut ederek ve hayatın anlamını bulmaya çalışarak, çabasından dolayı Bartebly’dan daha az yabancı kalır. Bartebly ondan daha absürttür. Bunun yanında, toplumun nefret çığlıkları ve acımasız sorguları, dışlamaları hem Mersault hem de Bartebly için geçerlidir. Ve ikisi de bu nefret çığlıklarına karşı tamamen tepkisiz kalarak absürt kavramını doğrularlar. Tıpkı Mersault’un hiç de son ya da kıyamet gibi gelmeyen kaçınılmaz sonuna karşı hiçbir tepki vermemesi ve bundan hiç etkilenmemesi gibi, Bartebly’ da bundan etkilenmez. Mersault son anlarında acı çekmez, anlatıcının ısrarla anlattığının aksine; Bartebly’ın da acı çekmediğini varsaymamız gerekir.

“O sabah gördüklerim karşısında, yazıcının doğuştan gelen ve tedavisi olmayan birtakım marazların kurbanı olduğunu anladım. Bedenine sadaka verebilirdim, ama beden değildi ona acı veren- ruhuydu acıyı çeken ama ruhuna erişemiyordum.” (Melville, 61)

Anlatıcı bu noktadan sonra Bartebly’ın ruhuna erişmeye çalışacaktır. Anlatıcı, Bartleby'nin acı çektiğini varsaymakla kalmaz, aynı zamanda bir ruh temizliği yapılması gerektiğinde ısrar eder ve bir tür kurtarmaya ihtiyacı olduğunu varsayar. Bu yüzden Trinity kilisesine gitmeyi düşünür. Tıpkı Mersault’un zindanda beklerken başına dikilen ve onunla görüşmek isteyen Papazın ısrarı gibi, Bartebly’ın da ruhunun temizlenmesi gerektiği düşünülür:

Papaz, “Bütün bu taşlardan ıstırap akıyor, biliyorum bunu. Ama kalbimin tüm içtenliğiyle biliyorum ki, aranızdan en sefilleri bile, içinde yaşadıkları karanlıktan tanrısal bir çehrenin çıktığını gördüler. İşte sizin de görmeniz istenen şey, bu çehredir.” (Camus, 107)

Bu pasaj Mersault’un Papaza karşı olan ateşli argümanlarıyla devam eder. Mersault, tam by noktada absürdü tamamiyle kabul ettiğini gösterir. Bartebly da aynı şekilde absürdü kabul etmiştir. Bu yüzden iş arkadaşlarının onunla alay etmesine hiç mi hiç aldırmaz. Bartebly da Mersault’nun yaptığı gibi, ondan beklenen şeyleri tamamen aşarak yeni bir davranış gösterir. Bartebly ve Mersault’nun arasındaki en güçlü bağlardan biri de şüphesiz hapishane imgeleridir. Tıpkı Mersault’nun hapishanesinde olduğu gibi, Bartebly’ın sürekli kaldığı ve hiç çıkmadığı ofisinde de demirden olan ve diğer duvarlara bakan bir pencereler vardır.

“Burada bir çatışma vardır: ancak bu yaşam ve ölüm arasındaki bir mücadele değildir. Bu mücadele ölümü arzu edilir kılan bir şeydir.” (Spector, 2014)

Meursault'un ölüm korkusu ya da bazı manevi lanetlere boyun eğmeyi reddetmesi gibi, Bartebly da Sisifos'tan daha fazlasıdır. Hayatının saçmalığına mutlu bir şekilde teslim olmaz ama onu tamamen aşar. Cesaretiyle taşının tepenin dibine doğru yuvarlanmasına izin verir ve tanrılara "Yapmamayı tercih ederim" der. Mersault da Bartebly gibi cesaretini tepenin üzerine taşıyarak onun aşağı inişini izledi ve ondan keyif aldı. Anlamsız uğraş ve anlamsız keyif arasında dokudu hayatını. Bartebly ise direk absürt olarak giriyor kitaba. Hapishanesinin duvarlarına bakıyor ve her çatlağın, pulun veya yontma kenarının üzerinden geçiyor. O sadece şimdiki zamanda yaşıyor ve tıpkı Camus gibi, kutsallık duygusuna ve gelecekteki bir hayata inanmıyor.

Sonuç

Hem Sartre hem Camus’nün örneklerinden de görüldüğü üzere, Kâtip Bartebly erken dönem absürt hareketin en önemli öncü kitaplarından biri olmuştur. Camus, Yabancı romanında Bartebly ile birebir örtüşen birçok karakter özelliği kullanmakla beraber metnin absürt yapısından da esinlenmiştir. Bartleby'nin "absürt" bulduğu şey, dünyasında hayatta kalmak için ödemek zorunda olduğu bedeldir, hayatı dayanılmaz kılan koşullar altında günlük sıkıcılıktır. Anlatıcı, Bartebly'ı hapishane bahçesinde ilk ziyaretinde, her şeyden önce, adamı buranın o kadar da kötü olmadığına ikna etmeye çalışır. "Bak, orada gökyüzü var" diyor ona "ve işte çimen” (Melville, 56) Yaşamın var olduğunu ima eder. Ancak bartebly “Nerede olduğumu biliyorum” diye yanıt verir ve yalnızca şu anki konumunun değil, aynı zamanda yaşamdaki “absürt” konumunun da oldukça farkında olduğunu ileri sürer. Sonuca varmak yalnızca bir zaman meselesidir. Bir kişi varoluşunun absürtlüğüne uyandıktan sonra, bu insani absürt parçasını kabul edip etmeyeceğine karar vermelidir. Bartebly’ın durumunda ise cevap açıkça “hayır” olur.

Eser, absürt felsefeden çok önceleri yazılmış olsa da içinde absürt temalar ve karakterler bulundurması, olayın işlenişi ve paralellikleri ile beraber erken dönem absürt felsefeyi işlemiş eserler arasına girmektedir. Bu sebepledir ki, hem Sartre hem Camus onu eserlerinde işlemiş, üzerine düşünmüşlerdir. Eser ilk yayımlandığı yıllarda değil, İkinci Dünya savaşından sonra varolan buhran zamanında ikinci yayımlanmasında popüler olmuştur.

“Ah Bartebly, Ah İnsanlık!”

Arya Durgun

KAYNAKÇA

Camus, Sisifos Söyleni, Can Yayınları, 2014

Camus, Yabancı, Can Yayınları, 2019

Çetişli, Edebi Akımlar, s.148, 2017

Ömer Çeşit, 2019, Melville’in Öykülerinde Yaşamından Büyük İzler Var, vbky.com.tr (23 Ocak 2021’de ulaşıldı)

Özdemir, Ö. (2012). Albert Camus’nün Başkaldırı Felsefesinde Yabancılaşma Sorunu. Yüksek Lisans Tezi. Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe Anabilim Dalı, Sistematik Felsefe ve Mantık Bilim Dalı: Denizli.

UKEssays. November 2018. Meursault And Bartleby On The Love Of Suffering Philosophy Essay. [online]. Available from: https://www.ukessays.com/essays/philosophy/meursault-and-bartleby-on-the-love-of-suffering-philosophy-essay.php?vref=1 [Accessed 23 January 2021]. ÇEV: Tuba Durgun

Sartre, Jean-Paul, John Kulka, and Arlette Elkaïm-Sartre. “A Commentary on The Stranger.” Existentialism Is a Humanism. New Haven: Yale UP, 2007. 73-98. Print. Çeviri: Tuba Durgun

Sartre, Varoluşçuluk Çev. A, Bezirci, 1997, Say Yayınları

Melville's "Bartleby" and the Absurd Author(s): Robert Donald Spector Source: Nineteenth-Century Fiction, Vol. 16, No. 2 (Sep., 1961), pp. 175-177 Çeviri: Tuba Durgun Melville, Yazıcı Bartebly, İletişim Yayınları, 2014