Hayatsız Sahra Çalısı Tohumlar

11 Mart 2021



Ruhunda akan ırmaklar vardı. Kızgın kumlarda soluksuz kaldığı anlarda duraksar, ırmaklara duyduğu kadarıyla denizi anlatırdı. Köksüzdü. Bir hayat eksik kılmıştı onu, bulamadığı. Ne aradığını bilmiyordu, dolayısıyla buldukları hiçbir zaman ihtiyacını karşılamadı. Ne ile savaştığını bilmediği anlarda bile savaşırdı; savaşı arayışlarıylaydı. Kızgın kumsal onun eviydi ama buradan uzakta deniz dedikleri bir şey vardı ve ona bir kez olsun değebilse, sanki aradığını bulacaktı. Akşam vakti çöktü mü yalazlanırdı göğsündeki umut. Acılar zamanla sarmaşığa dönüşür, ruhuna sirayet ederdi usulca. Bir akşamüstü kimseye duyurmadan, kendini kendi cennetinden kovdu. Denize bir kez olsun değmekti tek dileği, yüzünde baharı görmek istedi.

Yüreğini sızısına aldırmadan kazdı ve cevapsız bıraktı derinler onu. Veda ürkütücüydü, sonsuz kayıplar gibi. Sevgisizlik bedenine irin gibi yayıldı, oysa çiçek açmayı çok bekledi.

Kendini nerede bulacağını önemsemeden rüzgâra yaslandı. Düştü. Kalktı. Sevgisiz yanlarına dokundu, geçmişi anımsadı. Sevgi, başka bir kalpte paslanınca sonsuza dek terk edilmeyi hak edecek bir şey değildi. Çiçeklerin nefes olduğuna ve sevginin ikinci şansına inandı. Gitmesinler diye göğsüne kilitlediği acıları yola serpti. Hayat, saklandığı kumulların altında onu kendisine katamazdı. Hayata ansızın kendi karışacaktı.

Karıştı da. Aylardır kör ettiği gözlerini açtığında dalgaların üzerinde kıyıya savruluyordu.

İçinde iyileşmeyen özlem, tuzlu suda son kez kanadı. Kızgın kumullar görüş alanından geçmişe uzanırken, yeni bir hayatın varlığına inandı. Yosun kokusu sinmiş bedeni sırılsıklamdı, açılmış dalları su birikintisine usulca bir tohum bıraktı. En mutlu anına, iriniyle zehirleyecek koca bir damla yaş aktı. Bir başka dalgaya karışıp ruhun götürdüğü kayıp bir adresi yuva saydı. Kimse bilmedi ona ne oldu, nereye ulaştı. Bıraktığı tohum yeşerdiğinde, o melek oldu.

İsimsiz bir tohum olarak kıyıya bırakıldım. Gözlerimi henüz açtığımda sular çekildi. Kalbimin sol köşesine yerleştirilmiş irin soluğumu keserken meleğin kızgın kumullarına gömüldüm. Hangi çığlık, denizi bana getirebilir? Cevapsız kalınca susmayı tercih ediyorum. Meleklerin sığınağı suskunluk olmamalı diyorum. Arıyorum yitirilmiş evlerde melekleri. Bütün kadınların saçlarına değiyormuşum gibi tarıyorum saçlarımı. Solmadan gitsem diyorum kendi yoluma. Düşüyorum, ardından kalkıyorum. Kalkmasam da bıraksam kendimi caddelere diyorum. Yürüdüğüm cadde güven vermiyor. Soluklanamıyorum yavaşlayıp. Caddelerin hatırası yitirilmiş hayatlar, bu acılar olmamalı. Kayıp meleklerin saklandığı uzaklar güven veriyor yalnızca. Bütün kadınlar eşlik ediyor gibi şarkılar söylüyorum. Buğulu gözlerindeki acıyı bir an olsun unutsun diye sarılıyorum her yüreği yanan anneye.

Korku, huzursuzluk, yorgunluk ve mevcudiyetime tırnaklarını geçiren diğer birçok duyguyu barındırdım ruhumda. Meleğin yola çıktığı akşamüstü, bedenim sevdaya düştü. Bu defa düştüğüm yerden kalkmaya yeltenmedim bile, bak dedim uçsuz bucaksız denizi kucaklamak vakti geldi. Soluk ve pek de hoşa gitmeyecek rengimi lavantalara bulamışlardı sanki ve ilk defa huzuru hissettim olduğum hâlimle. Sevgisiz büyümüş kalbin, karşısına çıkan ilk kalbe nasıl tutunduğunu gördüm. Sevmeyi öğreniyordum. Ancak bir başkası tarafından nasıl sevilir, bu oyunun kuralları nedir bilemiyordum. Birini sevdiğinde, kendisine yapılanları sevgiden sanıyor insan. Kendini solduranın karşısındakinin nefret sözleri olduğunu fark etmiyor da onun sevgisine rağmen soluyorum sanıyor. Ama çiçekli elbiseme değen nefreti sevgimle uzaklaştıramadığımda anladım; solmamıştım, soldurulmuştum. Kıyıda bana can veren, tanıdık birinden avucuma bırakılan bir hatıranın sızısı önce bedenime, ardından tüm insanlığa yayılıyor. Bir yabancı, ansızın diğer yabancının soluğunu kesiyor. Sessiz kalıyorum. Her sessizlik, sakinliği arzulamaktan değil. Duyulmayan her isyan, ruhun kayıp adresinde soluyor. Kederden bir ayraç, en güzel yaşımda koparıyor beni yaşamdan. Tüm masumluğuyla yitik tebessümlerin, kim bilir kaç kadının göğsünde yara açacağım diye düşünüyorum. Oysa adımlayacağım bütün yollara ruhumdan önce varmak isterdim. Varlığım önce kayıp meleğe, ardından yeryüzündeki tüm meleklere kucak açsın isterdim mesela. Gözüme bir kez olsun yaş düşüren her kalpten kendimi sonsuza dek silmek ve hayata hep yeniden başlamak. Hasarlı var olmuş kökü oradan oraya beraberimde götürmek değil de, her su birikintisinde farklı kök salmak hayata. Sevilmenin nefret ve kıskançlık barındırmadığını çocuk yaşta kulağıma fısıldayacak birinin varlığını arzuladım. "Sevgi karşılık bulamadığı yer yakılıp yıkılınca filizlenmez, korkunun hüküm sürdüğü yerde büyümez," diye ekleseydi mesela. Sevgisiz büyümüş kalbin, karşısına çıkan ilk kalbe nasıl tutunduğunu gördüm ben o gece. Sevmenin payı yarım kalan bir hayat olmamalıydı. Kayıp melekler unutulurken kıyılarda, geriye kalpsizlerle donatılmış bir hayata gözlerini açacak, bir yudum sevgiyi sonsuz deniz sanacak tohumlar kaldı.


Sidal Yurt
KAFKAOKUR, Eylül 2020.
Çizim: Pelin Aysan