Freya Aşkına!

25 Mart 2021



-Ne diyor şu adam?

-Siyahlı olanı mı diyorsun? Kadının en sevdiği kitabın bir sayfasını yırtmış sanırım.

-Hah, şimdi anladım. Bir susmadın ki doğru dürüst dinleyeyim.

Artemis yanında kuyruğunu ani hareketlerle bir o yana bir bu yana sallayan Orion’un yanından kalktı ve söylene söylene ağır aksak yürümeye başladı. Orion’u seviyordu sevmesine, onu bir sokak arasında siyah tüylerini parlatırken ilk kez gördüğü andan beri seviyordu, ama şu çenesi bir kez düştü mü susmak nedir bilmiyordu! Neyse, kedinin kabahatini önüne koyar, öyle döverlermiş; Artemis de hiçbir zaman çekinmiyordu Orion’a “Sus artık!”, demekten. Artemis kısa bacaklarını esnete esnete önünde iki büklüm olmuş, kara saçlı adamı azarlayan güzel kadının uzun bacaklarına dolandı; böylece konuşulanlarını duyabilir, uyumadan önce eğri büğrü kutusunun sıcak kuytusunda hayaller kurabilirdi. Tabii Orion horlamayı keserse!

-Sana demiştim ki, şu kitaba dokunma! Tabii beni dinleyen kim? Sen anca kendin konuş, kendin dinle!

Kadın kollarını önce havaya kaldırıyor sonra aynı çabuklukla beline götürüyordu. Artemis bu dumanı tüten kavganın sebebini anlamış ama hızına yetişememişti. Hangi kitaptı acaba, şu köşedeki sahafın vitrininde görebilirdi belki bir gün?

-Bak karıcığım, bilerek yırtmadım ki nihayetinde! Ayrıca alt tarafı bir kitap, ne önemi var? Bir daha alırsın aynısından.

“Konuştukça batıyor, şunun ağzının payını ver güzelim. Haydi!”, diye geçirdi içinden Artemis. Gecenin karanlığını bölerek yanında bitmiş Orion’u fark etti. Hay Freya aşkına! Bir rahat kalamayacaktı, değil mi?

-Hâlâ bir kitap diyorsun! Gerçekten delireceğim! Yok, ben gidiyorum.

Uzun boylu kadın arkasını döndü ama aynı anda adamın karşısına tekrar dikildi. Artemis ve Orion şaşkınlıkla izlemeye devam ettiler. Bu kez sesi daha hararetli çıkıyordu. Parmağını adamın mavi gözlerinin arasına doğru sallayarak konuşmaya devam etti:

-Sakın... Sakın eve geleyim deme! Ne yaparsan yap; git annende kal, otelde kal! Sakın gelme evime!

Adam bu kez susmamaya kararlıydı belli ki; kadının kolundan tuttu ve kendine doğru çekti.

-Bu mu yani? Sokak ortasında, böyle mi terk edeceksin beni? Hayır hayır... Olmaz. İzin vermem!

Kadın derin bir nefes aldı ve elinden gelen en sakin şekilde,

-Bak, Orçun. Nasıl daha açık izah edebilirim, inan bilmiyorum. Bu kitabı ben Girit’ten, tarihi bir kütüphaneden aldım. Ve... Gerçekten bulana kadar canım çıktı. ‘Ne kadar yorulursam yorulayım hiçbir önemi yok, yeter ki bulayım şu kitabı,’ dedim kendime ve azmettim, dediğimi yaptım. Şimdi sen, bana diyorsun ki, ‘Kitabı karıştırıyordum bir anda kopuverdi sayfası’! O sayfa talihsizlikler sonucu birbirlerinden kopan iki aşkın kavuştuğu, parçaların birbirine oturduğu, siyahla beyazın birbirini tamamladığı sayfaydı.

Kadının, içinde biriken alevleri harlayan sesi bir anda titredi, gözlerinde biriken yaşlara şahitlik etti Artemis ve Orion. Sonra kendini savunmak yerine karşısında yumuşayıveren karısını avutmak için söze giren Orçun‘a çevrildi Artemis ve Orion’un karanlıkta parıl parıl parlayan gözleri.

-Arya, çok özür dilerim... Ben... Ben gerçek bir hödüğüm, tamam mı?

Sesi yükseldi ve bir balon gibi son zerresine kadar şişmiş; ya patlayacak ya da uçup gidiverecek olan Arya’sının, gözyaşlarını sonuna kadar dolmuş göz pınarlarında tutmak için çabalayan ellerine uzandı.

-Özür dilerim. Lütfen, affet beni...

Ne diyecekti Arya, affedecek miydi Orçun’u. Artemis’in kiri pası olduğu gibi belli eden beyaz tüylerinin içinde kol gezen iki ses vardı. Kurtulmak mümkün müydü hiç onlardan? Elbette hayır...

“Affetsin işte adamcağızı! Yazık değil mi, şu haline baksana. Zaten bükülmüş beli iyice kıvrıldı, dalyan gibi adam kayboldu gitti... Yazık, çok yazık...”.

Ve ivedilikle, diğeri başladı konuşmaya:

“Sus bakayım! Aklını karıştırıyorsun. Ne affedecek Freya aşkına? Kadın defalarca tembih etmiş dikkatli davranmasının lazım geldiğini! Ne güzel biliyor kendini, hödük işte... Kim bilir neler anlatıyordu o kitap, ne hikayeler saklıydı sarı yapraklarının tozunda... Ah Orçun ah! Aman affetmesin, oh! olur o adama az bile...”

Artemis zihninin duvarlarına çarparak yankılanan, birbirine karışan ve başını ağrıtan o sesleri abartılı mırlamalarla kovmaya çalıştı zihninden. Bu sefer de Orion kara tüylerini havaya dikerek Artemis’e döndü.

-Bana mı mırlıyorsun?

-Hayır Orion, hayır.

Yeni bir kavga ve talihsiz yanlış anlaşılma gün yüzüne çıkmaya hazırlanırken Arya’nın ıslak Arnavut kaldırımlarının, birbirinden ayrık taşlarından birinin içine giriverip kırılan yüksek topuklarının sesi yankılandı boş sokakta. Yağmur başlamıştı. Birbirlerine tutunarak ayakta duran ihtiyar binaların arasından gülümseyen dolunay üzerine gri çarşaflalar örtüldü.

-Ah! Topuğum da gitti!

Orçun Arya’nın elini tuttu ve:

-Çıkar onları, çantada rahat bir çift daha olacaktı.

Arya Orçun’un dediğini yaptı ve elinde tuttuğu bavuldan ayakkabıları çıkardı. Ayağına taktı.

-Biraz yürüyelim mi? diye sordu Orçun sonra. Arya, başıyla onayladı. Artemis ve Orion, gecenin karanlığında yağmur damlalarıyla yıldızların arasına inci bir çizgi çekerek birini gerçekle buluşturup diğerini hayale dönüştüren sokak lambalarının altında yol alan evli çiftin gölgelerini takip ettiler. Bir yağmur yağdı, bir dolunay belirdi; ışığı sönük, perdeleri açık evlerin içinde aydınlığa kavuştu. Sert esen rüzgar yağmur damlalarını yelliyor, Artemis’in kirli, beyaz tüylerini yıkıyordu. O sırada, Arya’nın akmamak için göz pınarlarına sıkı sıkı tutunan gözyaşları, koyverdiler kendilerini. Onunda inatçı ve kalbini kanatan ruhu, gözyaşlarıyla arındı ve bembeyaz tenindeki çillerinin ay ışığında kendilerini göstermelerini sağladı. Orçun, kuşağı yere sürünen siyah kabanının altında yok olmuş kollarını açtı ve karısının gözyaşlarını sardı. Kadın, karşı koymadı, adama sarıldı. Git gide uzayan gölgeler sonunda birleştiler ve eski bir duvarın kıyısında yağmurdan korunmaya çabalayan Artemis ve Orion kuyruklarını birbirine dolayarak ısındılar. Affetmek ne zor, inatları ve miladını doldurmuş gururlarımız içinde kavrulurken. Oysa, sevginin ilk hasadıdır affetmek, biriciktir ve bir kereye mahsustur tarih öncesi aşklar için. Zira onlar yaşanmış ve çoktan bitmişlerdir; ölen mahlukları ile birlikte toprağa karışıp geçmişi ve geleceği filizlendirmişlerdir. Tabii, bu asırlar öncesinde yaşanmış bir hikayeye ait aslında...

Sokakların kıvrımlarında, çıkmazların saydam duvarlarında uzayıp giden gölgelerini takip ede ede tam dokuz tur attılar. Kapalı kepenklerin ardında can bulmuş o eski sahafın önünde durdular ve berrak camlı vitrininde üst üste dizili duran kitapların ardından, ilk ışıklarını yeni güne adayan güneşi gördüler; Artemis, Orion, Arya ve Orçun. O dokuz turun nefesi, gecenin derin karanlığını kavuşturdu aydınlığa ve zor gelen kaybedişleri kabullenerek, kendilerini buldular denizin kıyısında. Kadıköy Rıhtım’ın bir kuytusuna oturdular, ihtiyar, tahta bir sandalın dingin dalgaları eşliğinde uzattılar ayaklarını denize. Ayakkabıları çıkmıştı ikisinin de. Orçun, yüzünde tanıdık bir gülümseme beliren Arya’ya döndü ve sordu,

-Ne anlatıyordu sahi o kitap?

-Artemis ve Orion’un aşkını.

Gökyüzü kızıla boyandı, Galata’nın tepesi yeni günün ufku haline geldi. Orion ve Artemis burun buruna iki sivri kaya arasında kıvrılıp uyudular. En azından, Artemis öyle zannetti...

Beyaz tüylerini parlatan güneş ışığı, tatlı uykusunun zihnine bıraktığı en güzel hatıradan, rüyadan, sonra uyandırdı Artemis’i. Eh, Orion’un gürültülü horlamasının az da olsa payı vardı bu uyanışta, tabii. Belki de şu kısa ve tüylü ömründe ilk defa rahatsızlık vermiyordu Orion’un horlaması, Artemis’e. Karton kutunun bir tarafına kıvrılmış, kuyruğunu titrete titrete uyuyan Orion’un başını yaladı Artemis.

-Günaydın hayatım.

Mırrr mırrrr...

-Sabah oldu mu? Ne çabuk... Günaydın hayatım,

Mırrr, mırrrr, mırr...

-Haydi kalk da yürüyelim biraz, bugün çok güzel doğdu güneş. Baksana, tüylerim parlıyor!

-Evet, bembeyazlar hakikaten. Her zamanki gibi çok güzelsin karıcığım.

İki kedi aldılar başlarını, Kadıköy sokaklarında yürümeye başladılar. Yağmur suyu birikmiş ızgaraları aydınlatan sokak lambaları bir bir sönerlerken Artemis, yanında keyifle yürüyen Orion'a döndü.

-Dün gece rüyamda ne gördüm, bir bilsen.

-Ne gördün hayatım?

-Sanki bir aynaydı gördüğüm, bir kadın ve bir adam; adları Orçun ve Arya...

Artemis rüyasını anlatmayı bitirdiğinde, tıpkı umduğu gibi eski sahafın önünde buldular kendilerini.

Bıyıklarını özenle taramış esnaf İhsan Amca, rengi solmuş beyaz kepenklerin kilidini açıyordu.

-Günaydın dostlar. Siyah’ım, Orion’um; Beyaz’ım, ne güzel olmuş kız tüylerin! Güzel Artemis’im...

Artemis, İhsan Amca’nın siyah pantolonunda izini bırakarak onu biraz sevdikten sonra vitrine ilerledi. O hayal meyal hatırladığı, altın kapaklı kitabı aradı gözleri, kalbinde bir çarpıntıyla.

Ve... Ve oradaydı, Artemis ve Orion. Siyah ve Beyaz’ın Hikayesi...


(Kedi, Kuzey Avrupa Mitolojisinde Tanrıça Freya ile ilişkilendirilir.)


Melisa Akkaya