Filizlenen

3 Mart 2021

 

Doğduğum şehrin sokaklarında yürüyorum. Çocukluğumun dünyası şimdi terk edilmiş bir gezegen, öyle yabancıyım. Yalnızca ağaçlar tanıdık ve samimi. Bir de ayaklarıma dolanan birkaç anı. Onlara da üzülsem mi sevinsem mi bilemiyorum. 

Kabuk kabuk kurumuş yaşlı gövdelerine dokuna dokuna yürüyorum ağaçların. Koca bir çınar yolumu kesiyor. Kökleriyle ölü bedenlerden beslenen ve dallarıyla gökyüzünü soluyan bir dev. Kollarını açıyor kocaman, yıllardır görmediği, hasretle beklediği dostunu kucaklar gibi sarılıyor bana. Yanağıma yasladığı kurumuş kabuklar canımı acıtıyor. Ayaklarım, gövdesinin toprağa dokunduğu noktaya çakılı. Kollarımla bedenim arasında yükselen can, canım oluyor. Yavaş, sakin, hareketsiz yaşama katılıyorum. Kanım toprağa akıyor. Aktıkça kalın köklere doğru yol alıyorum. Sonra incelerek derine, daha derine.

Kayalar çıkıyor önüme, delip geçmek için kıl gibi inceliyorum. Binbir çeşit haşerat şaşkın, selam verip geçiyorum. Karanlık, nem gitgide artıyor. Korkuyorum. 

Birden kurtuluyorum toprağın yoğunluğundan. Dev gövdeden kalın dallara, onlardan incelerine akıyorum. Sarı-yeşil boğumlardan çıkmaya çalışıyorum. Kör budaklara dayanarak cılız sürgünlerde diriliyorum. Filizlenip yeniliğin rengine boyanıyorum. Bir tomurcuğun patlamasındaki dayanılmaz sancıyı duyuyorum. Katlanmaya çalışıyorum. Etrafa tazeliğin kokusu yayılıyor. Üzerimde gezen kuşlar pisliyor dallarıma, onların neşesine tebessüm ediyorum. İçimdeki kir, pasak, tortu yüzlerce eski yaprakta birikiyor. Onlarla beraber kuruyor ve esen rüzgârda kopup bedenimi terk ediyor. Kuru yapraklar düştükçe hafifliyorum. Kesintisiz varoluşu, süregelen değişimi duyuyor, görüyor, yaşıyorum.

Kapanan gözelerimi açıyorum, bedenimi ağaçtan yavaşça ayırıyorum. Gitmeme izin veriyor. Birkaç adım atıyorum ki başım dönüyor. Kafamın içinde ne varsa katı hâlden sıvı hâle geçiyor gibi. Katılaşmış hislerim, ısınan metal gibi şimdi.

Belki bu yüzden yeniden hissetmeye başlıyorum.

Özgür Zirve
KAFKAOKUR Dergi, Eylül 2018.
Çizim: Gizem Gündüz