Deniz Kabuğu

24 Mart 2021

Dilsizler yalancıdır, konuş.
-Paul Éluard

Karada yüzlerce insan, yüzlerce şey anlatır.

Ben burada, gözlerimi sonsuz deniz maviliğinin rastgele bir köşesinde sabitleyerek susuyorum. Tuz kokusunun, mavilerin, altımda yitip giden dalgaların, adaların ve yosunların üşüştüğü kirpiklerimle, parmaklarımla, saçlarımla ve bütün o söyleyemediklerimle susuyorum. Durmadan anlatırlar hani eski dostum, karada. Gece gündüz, sabah akşam, severken, nefret ederken, terk ederken, yerken, içerken, uykularında bile bazen. Durmadan anlatır insanlar, karada. Upuzun sanır insan hikâyesini, oralarda. Upuzun sanır tüm o sevgileri, nefretleri, kaybedişleri, ölümleri, yalnızlığını, kendisini… Tek ve kısacık bir hikâye var ama şimdi, burada: Üstümde ve altımda iki parça mavi. İçimde fazlasıyla hiçlik. Etrafımda da kaçtığım o eski sokaklardan peşime musallat olmuş tanıdıklar gibi kokan lodoslar, samyeliler ve poyrazlar. O kadardır kim bilir, hayatım benim. Milyonlarca şiir yazsak da anlatmak için şimdi kendimizi, kısacık bir yalnızlıktan ibaretiz uyandığımız her sabah, nasıl olsa. Ne yapsak yitiriyor anlamını cümleler, sesler, müzikler ve şiirler; hayatın kıpırtısız kendi gerçeği karşısında. Ben susmayı seçtim bu yüzden, yeryüzünün bir yerlerinde terk ettiğim eski dostum. Dönersem eğer günün birinde tüm gördüklerimi anlatmak için, bıraktığım yerde olur musun hâlâ? Öğrendiğim, anlattığım, dinlediğim ne varsa hepsini unutana kadar burada kalacağım çünkü ben, bundan sonra. Susacağım, dilimi bile unutacağım belki; yazılan, verilen, unutulan ve unutulamayan bütün o sözleri; unutacağım, hayat hakkında sonradan söylenmiş her şeyi. Ayakları çıplak, kumsalda birbirlerini kovalayan beyaz şile bezinden elbiseli, saçlarında akşamsefalarından taçlarıyla o kumral çocuklar neye inanıyorsa ona inanacağım: Pembe ve kırık deniz kabuklarına. Sen, ben ve yalnızlığım yüreğimdeki anlamını yitirene dek derinlere açılacağım yarın ve sonsuza dek ihtiyar balıkçılarla, varacağız belki o uzaktaki adalara, hâlâ kurtarılmayı bekleyen yalnızların denize attığı kimseye ulaşmayacak camgöbeği rengi mektup şişelerinin arasından süzülecek kayığımız, başka lodoslar ve poyrazları koklayacağız bundan sonra; yitirecek anlamını her şey, bütün renklerden arınmış tek başına ve anlamdan yoksun maviliğin ortasında. Balıkçıların kırık seslerinden doğan aynı başlayıp aynı biten denizci şarkıları, bakır çalığı kapların dibinde birikmiş simsiyah kahve ve kendimizden ne geriye kaldıysa o kadarız, bundan sonra. Karada yüzlerce insan, yüzlerce şey bilip yüzlerce şey anlatsa da sen yine de bana inan: Upuzun değildir insanın hikâyesi, sanıldığı kadar. Bazen bir insan, bir insana hiç adım atmadığı çöllerdeki bereketli vahaları, ömründe görmediği kadar fazla sayıda yıldızın biriktiği akşamları, avucunda denizden yeni topladığı deniz kabuklarının bıraktığı ferahlığı, bu dünyaya ait olmayacak kadar güzel baharları, hiç yaşamadığı yüzyılları hatırlatır ya; sevmek değildir illaki bu. Akşamlar yıldızlıyken, baharken, herkes varken, hiç gitmeyecekmiş gibiyken gider ya birisi sonra mutlaka; ayrılmak değildir illaki bu. Anlamı ve yeri yok insanların uydurduğu bütün bu kelimelerin; denizin, adaların, balıkların, kumsaldaki kumral saçlı çocukların, balıkçıların ve uzaktaki define adalarında kurtarılmayı bekleyen o yalnızların kelime dağarcıklarında. Anlamı yok hiçbirinin. Sadece yaşamak bunun adı. Yaşamak, çoğu zaman yarım yamalak, kendimizden geri kalanlarla.

Susacağım, kırılıyor çünkü kelimeler ne zaman anlatmak istesem dudaklarımda. Pembe deniz kabuklarına fısıldayacağım o yüzden, ömrümü. Okyanuslarla denizlerin başsız ve sonsuz uğultusuna karışacak benim de şarkım; orada olacağım sonsuza dek, dinlemek için hangi vakit yüreğine götürsen. Upuzun sanır ya hani insan tüm o sevgileri, nefretleri, kaybedişleri, ölümleri, yalnızlığını, kendisini…Şimdi bütün acılarım, sancılarım, pişmanlıklarım, kavgalarım ve sevgim: Tek bir uğultu sesi. Koca koca ömürlere sığdıramadığım kısacık anlar, hapsoldu işte şimdi kırık bir deniz kabuğunun hiç dinmeyecek sonsuz döngüdeki sessiz şarkısına. O kadardır belki kim bilir, hayatım benim. Upuzun değildir belki de insanın hikâyesi, sanıldığı kadar.

Ama olur da ansızın bir akşamüzeri en baştan, uzun uzun anlatmak istersem her şeyi eski dostum, sana… Dönersem eğer günün birinde, bıraktığım yerde olur musun hâlâ?



Aysu Altaş
Görsel: René Magritte, Le Monde des Images, 1950