Çarşamba Apartmanı

26 Mart 2021


Yaşadığı o apartmanın karşısındaki daha uzun apartmanda geceleri neye ağladığını –veya sadece ağladığını bile- bilmediği, nelere yorulduğunu anlamadığı insanlara bakardı her akşam. Onun için asıl mesele kendi içinde derin bir şekilde yaşayıp bir o kadar da kendinden kaçmaktı; biliyordu, böylelikle ikinci veya üçüncü değil de tek olurdu.

Yukarılara bir yerlere yetişemiyordu, üstelik boyuyla da alakası yoktu bunun. Sadece ezbere bindirmek istediği bakışlardaki es geçme hissi, her defasında onu yakalayıp yapısının neden bu kadar inişli çıkışlı olduğunu, nelerin uğruna oradan sıyrılacağını ve bunlara rağmen nasıl bu kadar kırılgan olduğunu düşündüğü içindi. Benimkilerden farksız olan omuzlarına sorarsanız, kafasının içinde kurduğu bu şehir felakete uğramış ve o da tam ortasında kalmıştı, yine de buna karşılık delice etrafta koşuşturanlarla alay ediyordu bakışları. Belki yıllardır sadece her sabah 8.40’ta birbirimize verdiğimiz ufak gülümsemelerle dokunuyorduk birbirimize ama bendeki bazı şeyler bununla sınırlı kalmıyordu çünkü bir zaman sonra onunla öyle bir noktaya gelmiştim ki, büyük kayıplar yaşayacağımdan dolayı susardım. Bir de o susardı, o zaman beraber ayak bastığımız o caddedeki insanlardan daha çok yaşam kavgası verdiğini düşünür, bir kez daha ondaki bu yıkımın doğuştan olduğuna inanırdım.

Sürekli birbirini seven insanlar gerçek gelmezdi ona bu yüzden, arada bir kızmalı ve kaşlarını çatarak dinlemeliydi karşısındakileri çünkü bunca yıllık ömrün ona yoğurduğu hamurda daima yorgunluğun ve zorluğun peşinden koşmak vardı. Bu yüzden bindiği otobüste ona kalkıp yer verenleri, bakkalda aldıklarını poşete yerleştirenleri garipsiyordu. Yolda yürürken özgüvenli olmayı severdi, böylelikle kimseye merak olmaz ve kimse ona dil uzatamazdı. İşten çıkan insanlarla birlikte altı durak geçirmemek için akşamüstleri tramvaya binmezdi. Nereye gitmek istese oraya hemen gidebilen biri değildi, oraya nasıl geldiğini düşünürdü hep. Üst kattaki çocuk seslerine bir şey demez, en çok on altı yaşını severdi, televizyondaki haberlerden kaçınırdı, apartman toplantılarına da katılmayıp hep biraz başının ağrıdığını söylerdi. Yalan değildi bu, buna bir tek ben inanırdım çünkü tekdüze bir yaşamın getirdiği ayrıntıları sahiplenmek, onlarla beraber yaşamak hep biraz baş ağrısı yapardı.

Şimdi iki elimi başıma yerleştirirken bütünüyle kendi yaşamına gömülmüş birini sırtlanmanın zorluğunu yaşıyorum. Birinin pişmanlığı olmaktan korkarken birilerinin pişmanlığı olarak ayaklarını sürdü hep insanların hayatlarında. Üstünü çizdiği yazıları, kaçındığı telefon konuşmaları ve evde duramadığı Çarşamba günleri vardı. Fakat yine de birileri hiç değilse söyleyebilir mi: Bu ihtimallerin dışına çıkmasına neden müsaade yok?

Bahar Bulut