Bir Eksik Nakavt Sancısını Cebimde Taşır Gibi

31 Mart 2021

bir eksik nakavt sancısını cebimde taşır gibi
köprülerin kırık ayaklarına sarılıyorum
tuzuyla buzunu ayırt edemediğim kırık şişeler
neden iğneler dünü ve bugünü aynı takvime iliştirir
çıkmaz sokağa yangın merdivenleri
ellerime kırık saçlar
faturası çok gelen tüm umutları söndürmek
karanlığa alışırken unuttuğumuz aidat borcu
bardakların hangi dolapta olduğunu unuttuğumda
bir yudum su bir kırık acı çiviledi boğazıma
eller masaya üç tabak koymaya alışmıştı
dördüncüye misafir denirdi
tüm masaların dördüncü tabağı düştü bana
bir eksik çatalı ve tuzluğa en uzak köşesi
tencere dipleriyle akıllar sıyrılmak içindi
durmayı öğrenmek için düşmek gerekliydi önce
koşmayı bilmek için bir ordudan kaçmak belki
silmek için kirletmek gerekirdi kazağın kollarını
hatırlamak için üstümdeki tüm ceketleri çıkarmak
bir mum gerekirdi tuttuğumuz yeri görmeye
sonra da bir yarım sarılmak duygusu boş yatağa
yarım yamalak
hiçlikle özlem giderir gibi kazımaktı o anı akla
gözümüzde büyüyen tüm resimleri indirmek hafızadan
içimizdeki her şeyi çıkarıp sandalyeye atmaktı gereken
ve sabah olunca giyinmek aynalara
geri döndüğümde anlıyorum anahtarın içeride kaldığını
pencereden girmeye çalışırken kesilen diz kapakları
kırılmayı kabullenmiş tüm kemiklerimle duruyorum salonun ortasında
tüm kemiklerimle
sarılmayı reddeden tüm parçalarımı yerlerde sürüklüyorum
yeryüzünün tüm tozunu almaya yetiyor paçalarım
ben tüm sınırları yürüyerek geçiyorum
bir sancılı topuk ve birbiriyle davalı beş parmak
bileklerime fotoğraflar çengelliyorum
gülüşler bulaştırabilmek için toprağa
eski gülüşler, eski sarılışlar, eski öpüşler
hepsi eski
yad eder gibi her kapanışında gözlerin
ve her açılışında aynı acıya üfleyerek
koynunda büyüyen her rüyanın sonunda inliyorum
uyumak uyanmayı meşru kılıyor ki gün doğsun
süregelen bitmelere bir ad koyulsun
bir adres zimmetlensin üstüne
atladığım denizde cebime taşlar dolsun
bir eksik nakavt sancısını cebimde taşır gibi
batırsın beni en dibe


Hazal Kebabci