Haruki Murakami'den Yazarlık Dersleri

12 Şubat 2021

Kendisinin deyimiyle "tesadüf eseri" profesyonel yazar olan Murakami, aradan geçen yıllarda, yazma eylemi üzerine pek çok yerde düşüncelerini dile getirdi. 30'lu yaşlarının başında kaleme aldığı metinlerden bugüne değin, dile kolay, 40 yıl geçti ve Murakami, üretmeye devam etti/ediyor. Davet edildiği bütün oturumlarda, televizyon programlarında, gazete röportajlarında, kalabalık söyleşilerde hep soruldu: Nasıl yazıyorsunuz? 
Biz de Murakami'nin verdiği cevaplardan, kaleme aldığı yazılardan bir derleme yapıp, yazarın yazma kavramı üzerine teorik bakışını ve pratik faaliyetlerini bir araya getirdik. 

1. Yetenek ya da Cesaret

"Az da olsa yeteneği olan birinin muhteşem bir roman yazması hiç de olasılık dışı değildir. Kendi durumumu örnek olarak göstermekten biraz çekiniyorum ama, ben roman yazmak konusunda hiç eğitim almadım. Üniversitede Edebiyat Fakültesi Tiyatro Bölümünde öğrenim görmüş olsam da o dönemin koşullarında neredeyse hiçbir şey öğrenmedim diyebilirim. Uzattığım saçlarım ve sakalımla, üzerimdeki kirli kıyafetlerle etrafta boş boş dolanıp duruyordum sadece. Özellikle yazar olmak gibi bir niyetim olmadığı gibi yazma alıştırması da yapmıyordum. Bir gün birdenbire karar verip 'Rüzgârın Şarkısını Dinle' adlı ilk romanımı (romana benzeyen o şeyi) yazdım ve bir edebiyat dergisinin 'Yeni Yazarlar Ödülü'nü kazandım. Sonra da kendimi, yazarlığı bir meslek olarak yaparken buldum. 'Bu kadar basit mi gerçekten?' diye kendim bile ister istemez şüpheye düşmüştüm. Gerçekten de bu kadar basit olmuştu."

2. Çalışmak

"Bence, roman yazmak temelde çok 'yavaş' bir iştir. Zekice bir yanı neredeyse hiç yoktur. Bir başına bir odaya kapanır, 'Bu değil, bu da değil' diyerek dikkatli bir şekilde cümleleri evirip çevirirsin. Masa başında var gücünle düşünerek bütün gün çalıştın, bir metnin yazınsal kesinliğini birazcık da olsa artırdın diye kimse sana alkış tutmaz. 'Çok iyi olmuş' diye sırtını sıvazlayan biri de çıkmaz. Tek başına öylece oturur, başını sallayarak kısık sesle, 'Hımm, hımm' diyerek kendini onaylar durursun sadece. Kitap olarak basıldığında ise, o tek satırdaki yazınsal kesinlik dünyada tek bir kişinin bile dikkatini çekmeyebilir. Roman yazmak böyle bir şeydir işte. Çok emek gerektiren son derece sıkıcı bir iştir."

3. (Sürekli) Yazmak

"Bir roman yazmak o kadar da zor değildir. Üstün kalitede bir roman yazmak, kişiye göre değişse de, o kadar da zor olmayabilir. Kolay olduğunu söyleyemem ama olmayacak bir şey de değildir. Ama roman yazmayı sürdürmek, işte bu oldukça zordur. Yirmi yıl, otuz yıl boyunca aktif olarak roman yazarlığı mesleğini sürdüren, her biri belli sayıda okur kazanmış bu kişilerin, roman yazarı olarak, bir şekilde üstün, kuvvetli bir öz gibi bir şeye sahip olduğunu düşünüyorum. İçgüdüsel olarak roman yazmadan duramama. Bunu yapabilmek için, özel bir nitelik gereklidir. Bu muhtemelen 'yetenek'ten biraz farklı bir şeydir."

4. Yazmak Mutluluktur

"İlk romanımı yazarken hissettiğim, yazma 'hissinin güzelliği' ve 'eğlencesi' şimdi de değişmedi. Her sabah erkenden uyanıp kahve demler, büyük bir kupaya kahve doldurur, kupamla birlikte masamın başına geçer, bilgisayarı açarım. Sonra, 'Peki şimdi ne yazayım?' diye düşüncelere dalarım. O sırada kendimi gerçekten mutlu hissederim. Yazmanın ıstırap verdiğini bir kez bile düşünmedim. Bir türlü yazamayıp acı çektiğim de (ne iyi ki) hiç olmadı. Öyle ya, eğer eğlenceli olmasa roman yazmanın ne anlamı olacaktı. Roman yazmanın çok zahmetli bir iş olduğu düşüncesini bir türlü anlamadım. Roman, içinden taşıp geldiği gibi, kolayca yazdığın bir şey değil midir ki?

5. Özgün Olmak

"Belli bir anlatımcıyı 'özgün' olarak nitelendirmek için onun temelde şu koşulları sağlaması gerekir.

• Diğerlerinden açıkça farklı, eşsiz bir tarz (yazım tarzı, form ya da renk) sahibi olmalıdır. Biraz izleyince bunun o kişinin kendini ifade ediş şekli olduğunu (çoğu zaman) hemen anlamak gerekir.
• O tarzı kendi gücüyle geliştirmelidir. Zamanın geçişiyle birlikte tarz da gelişir. Olduğu yerde aynı şekilde duramaz. Bir anlamda kendiliğinden olur bu. İçsel bir kişisel devrim gücüne sahip olmalıdır.
• Bu eşsiz tarz zamanla standart haline gelir, insanların ruhlarına işler ve değer belirleme standartlarının bir parçası olarak kabul edilmeye başlar. Ya da sonraki zamanlarda bol bol referans gösterilecek bir kaynak halini alır.

Neyin özgün olup olmadığının kararını vermeyi eserin alıcısına, 'yeteri kadar zaman geçmesi' koşuluyla bırakmak gerekir. Yazarın yapabileceği tek şey, eserini en azından kronolojik anlamda 'gerçek bir örnek' olarak bırakmak üzere var gücünü kullanmasıdır. Kendi eserinden ikna olarak, eserinden bir tane daha bile olsa çoğaltıp anlamlı bir ihtişam yaratarak kendince 'eser çizgisi'ni kronolojik olarak kurmasıdır."

6. Yazmak Özgürleştirir

"Bu tamamen benim kişisel düşüncem ama, eğer siz de bir şeyleri özgürce ifade etmeyi arzu ederseniz, 'Ben neyi istiyorum?' yerine 'Bir şey istemeyen ben en başta nasıl biriyim/nasıl bir şeyim?' diye düşünmeniz, o görüntüyü zihninizde canlandırmanız iyi olabilir. 'Ben ne istiyorum?' sorusunun peşine düşünce konu kaçınılmaz olarak ağırlaşır. Ve çoğu durumda konu ağırlaştıkça özgürlük de sizden uzaklaşır, adım atmak zorlaşır. Adım atmak zorlaştıkça da cümlelerin gücü yiter gider. Gücü olmayan cümleler okuru -hatta yazarın kendisini bile- yakalayamaz."

7. Roman Yazarının Hazırlığı

"Roman yazarı olmak isteyen biri için en önemli şey, her şeyden önce çok kitap okumaktır. Harika romanları da, pek o kadar harika olmayan romanları da, hatta değersiz romanları bile (hiç) sorun etmeden, ardı ardına bolca okumak. Mümkün olduğunca çok anlatının içinizden geçmesini sağlamak. Gözleriniz sağlamken ve bol bol boş vaktiniz varken yapmanız gereken tam olarak budur. Roman yazmak için roman denilen şeyin nasıl bir yapısı olduğunu en temelden deneyimle idrak etmek gerekir. 'Omlet yapmak için önce yumurtayı kırmak gerekir.' demekle yaklaşık aynı mantık, bilindik bir şey. Sonra -eline kalem alıp yazmaya başlamadan önce- gereken şey, kendi gözünle gördüğün şeyleri ve olayları detaylı bir şekilde gözlemleme alışkanlığı edinmektir. 'O şöyledir', 'Bu böyledir' gibi net sonuçlara ulaşan insanlar pek de roman yazarı olabilecek türde kişiler değildirler. Roman yazarı olmaya eğilimi olan kişi, söz gelimi 'O böyledir' gibi bir sonuca aklında ulaşsa da ya da farkında olmadan bu sonucu ortaya koysa da kendi kendine 'Yok, yok, dur biraz.' diyerek durup bir daha düşünen kişidir. 'Öyle kolayca karar vermeyeyim. Bakarsın birden yeni bir unsur ortaya çıkar, konu 180 derece dönebilir.' diyen kişidir."

8.Romancının Konusu

"Roman yazmaya çalıştığım ilk günlerde yazacak iyi bir konu gelmemişti aklıma. Babamların kuşağınınki gibi savaş tecrübem yoktu, bir önceki kuşak gibi savaş sonrası karmaşa ve kıtlık zamanlarını da deneyimlememiştim; devrim görmediğim gibi, şiddetli, kötü muamele görmemiş, ayrımcılığa da uğramamıştım. Görece sakin bir banliyö mahallesinde yaşamış, normal işler yapan bir aile tarafından yetiştirilmiş, hayatımda memnuniyetsizlik ya da tatminsizlik yaşamamıştım; çok mutlu da değildim mutsuz da, budur diyeceğim bir özelliği olmayan, sıradan bir çocukluk geçirmiştim. İlk romanım 'Rüzgârın Şarkısını Dinle'yi yazmaya çalışırken, 'Yazacak bir şey yok'u yazmaktan başka bir şey yok ki?' duygusunu derinden hissetmiştim. Yoksa şöyle mi demeliyim; 'Yazacak bir şey yok'u aksine bir silah haline getirip oradan bir roman yazmaya girişmek dışında bir şey yok. Öyle yapmazsak elimizde önceki kuşağın yazarlarına karşı koyacağımız bir yöntem olmaz. Bir şekilde elindekilerle hikâye üretmek değil midir aslolan?"

9. Yazar Yalnızdır

"Sebep ne olursa olsun bir kere roman yazmaya başlayınca yazar yalnız kalır. Hiç kimse ona yardım edemez. Kimi yazarların yanında araştırmacıları olabilir ama onların görevi sadece belge ve materyal toplamaktır. Hiç kimse yazarın aklındakileri düzenleyemez; hiç kimse uygun sözcükleri bulup da ona getiremez. Kendi başına başladığı işe yine kendisi devam etmek ve o işi bir başına tamamlamak zorundadır. Son günlerdeki profesyonel beyzbol takımlarındaki top atıcıları gibi yedi kere atış yapıp sonrasını yardımcı atıcılara bırakıp bankta oturup terini silmek diye bir şey söz konusu değildir. Roman yazarının durumunda, yedek oyuncu kulübesinde yedek atıcı yoktur. Bu yüzden de uzatmaya gidildiğinde, artık on beş mi olur, on sekiz mi olur, maçın sonuna dek tek başına atış yapmaktan başka şansı da yoktur."

10. Değerlendirme

"Kendi yazdığım bir eserin harika olup olmadığının, öyle ise ne kadar harika olduğunun kararını ben veremem. Bu tür şeyleri yazarın kendisinin söylemesi gerekmez zaten. Eser hakkında değerlendirme yapacak kişiler, hiç kuşkusuz okurlardır. Ve o eserin değerini açığa çıkaracak şey de zamandır. Yazarın susup bunu beklemesinden başka yapacak bir şey yoktur. Eğer iyi yazamamışsam o eserin yazıldığı noktada benim bir yazar olarak gücüm yeterli gelmemiş demektir – işte hepsi bu. Kendi 'gerçek hissimize' her şeyden çok güvenelim. Etraf ne derse desin, etkilenmeden. Yazan taraf için de, okuyan taraf için de 'gerçek his'ten üstün başka bir temel yoktur."

Nesnel bir başarıya ulaşsın ya da ulaşmasın, popüler olsun ya da olmasın, zengin ya da yoksul, beyaz ya da siyah olsun, kalem erbabı bütün yazarların, yazma kavramına dair bir fikri vardır. Kalıcı bir mecrada iki kelimeyi yan yana getiren her kişi, bunu neden yaptığına dair kendini sorgular, cevaplar bulmaya çalışır. Yazdıklarına ilgi arttıkça da, okur tarafından kendisine hep aynı soru sorulur: "Neden ve nasıl yazıyorsunuz?" Dünya kültür ve sanat tarihi, büyük yazarların "şifrelerini" isteyen okurların da tarihidir aynı zamanda. Murakami, bu hususta okuruna açık yüreklilikle net cevaplar sunmaya çalışırken, yarın ya da öbür gün kendisiyle rakip olabilecek adaylarla karşılaşmaktan çekinmiyor. Kişisel olanı sosyolojik bağlamda açıklayıp sebat etmenin önemini vurguluyor. Ve günün sonunda, kendinize güvenmekten, yalnız ve bir başınıza kalmaktan çekinmeyin, diyor. Kalemlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok!

Soner Sert
KAFKAOKUR, Şubat 2020.
Çizim: Barış Şehri