Caz, Veda Ve Müziğin Gücü

20 Şubat 2021

 

Şimdi siz bu yazıyı okurken kendinize lütfen bir kahve yapın, rahat ettiğiniz bir köşeye geçin ve ses sisteminizi de hazır ve nazır hale getirin. Ya da kulaklığınızı takın, siz bilirsiniz. Çünkü mümkünse bahsettiğim her şarkıyı dinlemenizi istiyorum.
Hayat bazen tahmin etmediğiniz, ya da etseniz de görmek istemediğiniz yerden vuruyor, ‘veda’dan.
Bir hayat, bir sevgi, bir duygu, farketmez. Bir şehir, bir sevgili, sevdiğiniz herhangi biri hiç farketmez. ‘Veda’ geliyor yanı başınıza oturuyor ve “hadi!” diyor. Sonra gelsin şarkılar, gitsin gözyaşları. Kabul edin ya da etmeyin, müzik böyle zamanlarda bir ilaç formunu alıyor.
O zaman ben biraz susayım ve sözler konuşsun…
Mesela Ella Fitzgerald – Cry Me A River. Neredeyse evde yanınızda söylüyormuş gibi bir his verecek Fitzgerald size ve yalnızlık hissinizi de bir nebze alıp götürecek. 
“Şimdi yalnız olduğunu söylüyorsun
Uzun gece boyunca ağlıyorsun
Eh, sen bana bir nehir ağlayabilirsin
Sel gibi gözyaşı dök bana.
Ben sel gibi göz yaşı döktüm sana
Şimdi üzgün olduğunu söylüyorsun
Dürüst olmadığın için”

Sonra oradan Queen Latifah’ya atlayıp Don’t Cry açın. Çünkü herkes içten içe biraz affetmek ve affedilmek ister.
“Ağlama, ağlama bebeğim
Gözlerini kurula
Ve tekrar sevgili olalım
Çünkü biliyorsun sana hiç böyle davranmak istemedim.
Hadi tekrar deneyelim.”

Yani “Caz mı? Ben pek caz sevmem.” diyeni bile alıp götüren, sürekleyen şarkılardır bunlar. Müzik, kelimelere dökemediğimiz birçok şeyi alır, bizim için kelimelere döker, o kelimelerle cümleler kurar, bizim ağzımıza bir güzel yerleştirir, beynimizi bir güzel açar ve aslında bizim adımıza konuşur. Amacım tabii ki sizi ağlatmak değil ama ağlamanın güzelliğini de yadsıyamayacağım. Fakat yanıbaşınıza gelen ‘veda’ya da veda edebileceğinizi, “Hop arkadaş, dur bakalım.” diyebileceğinizi biliyorsunuz di mi? ‘Veda’ya veda edip, kaldığınız yerden daha güçlü devam edebileceğinizi? Sevdiğiniz şehirde yaşamaya, sevgilinize sarılmaya devam edebileceğinizi ve söz konusu bir ölüm değilse kimseyi kaybetmemeye gücünüz olduğunu biliyorsunuz di mi? O zaman da mutlu ve de umutlu bir parçanın hiçbir zararı gelmiyor işte. Hemen Frank Sinatra’dan “Fly Me To The Moon”u açıp düşen omuzlarınızı ve sürünen ruhunuzu kaldırabilirsiniz.
“Benimle aya uç
Yıldızların arasında oynayalım
Baharın nasıl olduğunu göreyim
Jüpiter ve Mars'ta
Başka bir deyişle: elimi tut
Başka bir deyişle: öp beni
Kalbimi şarkıyla doldur
Ve sonsuza dek şarkı söyleyeyim
Sen özlem duyduğum her şeysin
Taptığım ve bayıldığım
Başka bir deyişle: lütfen, doğru ol
Başka bir deyişle: Seni seviyorum”

Bilmem beni diciddiye alıp da şarkıları dinlediniz mi ya da zaten bildiğiniz şarkılardı da mırıldandınız mı ama dinlediyseniz eğer ruhunuzdaki her türlü iyi ve kötü kıpırtıyı derinden hisettiğinize inanıyorum. İşte bu da müziğin tanımlanamayan gücü. Dinleyin, dinletin, iyileşin.

İpek Atcan
KAFKAOKUR Dergisi, Temmuz 2018.
Çizim: Alkım Beyhan