Bizi Bize Anlatan: Doğan Cüceloğlu

27 Şubat 2021

"Hayata yönelen aşırı sevgiden,
ümit ve korkudan kurtulan bizler,
kısa teşekkürlerle şükranımızı sunarız
tanrılara, tanrı diye ne varsa;
ki, hiçbir hayat ebediyyen yaşanmaz
ki, ölüler dirilmez
ki, en yorgun ırmaklar bile
bir yerde denizle birleşirler.’’

Bazı sözcükler var ki, anlamlarını taşıyabilmesi güç. Ve bazı insanlar var, sözcüklere kendi anlamını addeden.

Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir, der Doğan Cüceloğlu. Şayet bu vakte kadar çıkmadıysa karşınıza, mutlaka tanımak isteyeceğiniz, ışığında aydınlanmak isteyeceğiniz saygıdeğer hocamız, Doğan Cüceloğlu.

Doğan Cüceloğlu 1938 Mersin, Silifke doğumlu. 11 çocuklu bir babanın en küçük evladı olarak geliyor dünyaya. On yaşındayken yaşamının ‘’her şeyi’’ olarak tanımladığı sevgili annesini kaybediyor. Annesinin ölümü, onun deyişiyle kimsesiz bırakıyor onu. Kimsesizliği, mücadeleci ruhuna engel olamıyor, Silifke’nin en yüksek dereceli okulunu bitiyor. Ardından lise öğrenimini tamamlamak için gittiği Ankara’da, kendi yolunu bulmasına vesile olacak bir öğretmen çıkıyor karşısına: Mükemmeliyetçi bir edebiyat öğretmeni olan Cahit Okurer.

Şöyle anlatıyor Cüceoğlu:

‘’Sen ne olmak istiyorsun?’’ diye sordu Cahit Hoca. ‘’Mühendis olmak istiyorum.’’ dedim. ‘’Neden?’’ dedi. ‘’Memlekete, millete yardım etmek için hocam.’’ dedim. ‘’Memleketin mühendise ihtiyacı var.’’

‘’Peki.’’ dedi. ‘’Memlekete bir bilim adamı olarak hizmet etmek istemez misin?’’ ‘’İsterim.’’ dedim. ‘’Bu ülkenin sorunlarının temelinde eğitim sisteminin bozukluğu var. Eğitim sistemini de düzeltecek olan Türk psikologlar olacak. Senin de bir Türk psikoloğu olman gerekir!’’.

Henüz lise ikidesiniz ve psikologluk sizin için bir düş bile değil, diyor Cüceloğlu. O vakitten sonra veriyor kararını. Gözleri dolu dolu anlatıyor o süreci. Hocasının etkisi altında, İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünde buluyor kendini. Tıpkı Okurer’in yapmış olduğu gibi, insanların hayatına dokunmak istiyor. Her şeyden önce mükemmel değil, iyi insan yetiştirmeyi hedefleyin, diyor. Aydınlatmak istediği yollar çok…

O zamanlarda kendini tanırken, çevresini çok iyi gözlemliyor. Ekseriyetle izliyor. Daima içinden gelen hislerle, emin bir şekilde atıyor adımlarını. Aklını, gönlünün değerleriyle yöneten insan, yaşamının efendisidir, diyerek kanıtlıyor bu durumu. İstanbul Üniversitesi’ndeki başarısının ardından uzmanlık ve doktorasını ABD, Illinois Üniversitesi’nde tamamlıyor. İletişim Psikolojisi alanında uzmanlaşıyor.

İnsanın kendisini eğitmesinin önemini hassasiyetle vurgulayan Cüceloğlu, kişisel gelişim süreci için kitaplar yazmaya başlıyor. İlk kitaplarını sevgili annesine ve Cahit Okurer’e sunuyor. Vefa nedir, iyi biliyor.

İletişim psikolojisi alanında çalışmalarını ve eğitimini profesyonellikle sürdürmeye devam ederken Türkiye’ye dönüyor. Hacettepe ve Boğaziçi Üniversitelerinde dersler vermeye başlıyor. Kendini eğitmeye devam ettikçe binlerce öğrencinin kalbine dokunuyor. Böylesine bir çağda, böylesine bir düşünce hazinedir bilirsiniz.

1996’dan beri Türkiye’de öğrencilere, öğretmenlere, ebeveynlere ve iş adamlarına yönelik seminer ve konferanslar düzenliyor. Yazdığı onlarca kitap, onlarca araştırma ve bilimsel makale; kalplerine sevgi aşıladığı ve psikolojik, akademik desteğini esirgemediği binlerce insan…

Soruyorum kendi kendime. Sığdırabilir miydim ömrüme tüm bunları?

Yaşamı ve içindekileri daima sevdi Doğan Hoca. Yolları sevgi ile açtı; insani duygulara verdiği kıymet ve hayatla kurduğu sarsılmaz bağ örnek oldu bizlere. ‘’Ne mutlu biz diyebilene! İnsanlar, hayvanlar, ağaçlar, böcekler, taş, toprak, hepimiz ’biz’in bir parçasıyız.’’ Dedi. İçinde sevgi dolu ve yaşamaya aşık bir çocuk yaşattığını daima sezdirdi bize.

Anne özlemiyle yanıp tutuşan o kimsesiz çocuğu pek az gördük. Lakin unutamadık, ‘’Annem hastalandı ve öldü diyorlar ama hep içimde misafirliğe gitti, bir gün sonra gelecek, iki gün sonra gelecek, diye bakıyorum. Üç gün geçti gelmedi, dört gün geçti gelmedi, beş gün geçti gelmedi. Ve bir gün dedim ki 'Ben annemi bir daha göremeyeceğim.’ Ölümün o zaman farkına vardım, bir daha göremeyeceğim. Ve kaçtım, mezarının yanına gittim. Ve orada annem, böyle kalakaldım. Annemi bir daha göremeyeceğim, öyle kalakaldım. Eve geldim, babamı gördüm ve dedim ki 'Allah'ım inşallah babam ölmez’. Çünkü ölümü öğrendim artık, ölünebiliyor. Babamın da kendine özgü sorunları vardı, o da dört yaşından beri babasız büyümüş. Bir gün bir şey yaptım 'Niye öyle yapıyorsun!' diye bağırdı, ben kalakaldım ve enteresan bir şekilde çocuk aklımla şuna karar vermiştim: ‘Annen yok, kimsen yok.’ Böyle bir karar verdiğimi yıllar sonra anladım, annen yok kimsen yok. O zaman kimsen yoksa senin bir şey istemeye hakkın yok, sadece başkalarını memnun etmeye çalışırsın. Annen yok, kimsen yok.’’

Sayısız insana ‘’insan olmak’’ yolunda eşlik ettiğin, ömrünü iyiliklerine adadığın, mutluluğu inşa edebilmenin bizim elimizde olduğunu öğrettiğin, samimiyetin, sabrın, naifliğin ve dokunduğun binlerce kalp için sana teşekkürü borç biliriz Doğan Hocam.

Mekanın, hayatın boyunca dokunduğun kalpler olsun. Seni hep minnetle anacağız.

‘’…ve insan, Doğan Cüceloğlu gibi hatırlanmalı.’’

Sena Şahin