Analiz: Kürk Mantolu Madonna

23 Şubat 2021

“İnsanlar birbirini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rasgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar” diyor yazar Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna kitabında. Kitabın anlatıcılarından biri olan Rasim’in üzerinden aktarılan bu sözler toplumun içindeki yabancılaşmasının ardındaki sebeplerden bir tanesi olmakla beraber, aynı zamanda da kitabın ana temalarından birinin temelini oluşturuyor. Biz insanlar hayatımız boyunca başka insanlarla konuşur, arkadaşlık kurar; ancak çoğu zaman anlamaya tenezzül etmeyiz. O insanlar zamanı gelince hayatımızdan yavaşça çıkar ve birey her zamanki yalnızlığıyla tekrardan yüzleşmek durumunda kalır. İnsanın içinde her zaman doldurulması ihtiyacı hissedilen bir boşluk var olmaya devam eder. Bu boşluğu doldurma çabası ve bu çabanın sonunda elde edilen başarısızlık ise yabancılaşmanın ortaya çıkış sebeplerinden biridir. Kürk Mantolu Madonna kitabı da göz ardı edilemez bir şekilde bu yabancılaşma teması üzerine kuruludur.

Kitabı iç ve dış hikaye olmak üzere iki bölümde değerlendirmek mümkündür. Dış hikayede hikayenin ana karakteri Raif Efendi’nin yabancılaşması, aile ve iş hayatı ile ölümü okuyucuya sunulurken; iç hikayede ise onun topluma, ailesine ve kendine bu denli yabancılaşmasının nedenleri üzerinde durulur. “Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!..” cümlesi bu bakımdan kitabın küçük bir özeti olarak anlamlandırılabilir. Okuyucu dış hikayede Raif Efendi’nin basitliğine ve ahmaklığına şahit olurken, iç hikayede bu “dünyanın en zavallı adamının” iç dünyasının ilk intibanın aksine derin, karışık ve hasarlı olduğu gerçeğiyle karşılaşacaktır. Kitabı etkileyici kılan birçok özelliğinden bir tanesi de bu iki anlamlılıktır. Eser, okuyucunun çevresinde “basit” olarak nitelendirdiği insanlara karşı bakış açısını tekrardan değerlendirme ihtiyacı hissetmesine yol açmakta, yeni bir perspektif sağlamaktadır.

Kürk Mantolu Madonna yayınlandığı zamandan günümüze birçok kişi tarafından eserde yer alan romantizmin okuyucuyu kitabın odağından ve gerçeklikten uzaklaştırdığı yönünde eleştiriler almıştır. Bu eleştirilerin kaynağı ise şüphesiz iç hikayede gündeme gelen ve oldukça sıra dışı olarak tanımlayabileceğimiz Maria Puder ve Raif’in aşkıdır. Bu aşkın temelleri Raif’in müze gezileri sırasında bir tabloya denk gelmesine dayanmaktadır. Tabloda yer alan kürk mantolu kadın Raif’in şu ana kadar kitaplarda okuduğu, hayatında rast gelmeyi umduğu her bir karakterin vücut bulmuş halidir. Raif her gün gelerek tabloyu seyreder, hayallerindeki kadınla tanışmanın hayallerini kurar. Aşklarının çiçeklenmesi ise Raif’in tablonun ressamı Maria ile tanışması sayesinde gerçekleşir. Kendini kürk bir mantoyla resmeden Maria Puder, Raif’in isteyebileceği her şeydir. Maria da en az Raif kadar kendini toplumdan soyutlamış, çevresine yabancılaşmış ve insanlara -özellikle de erkeklere- olan güvenini yitirmiştir. Bu iki yalnız insan benzerliklerinden beslenir, birbirini tamamlar, yalnızlıklarından büyük bir aşk filizlenir.

“Maria Puder bana bir ruhum bulunduğunu öğretmişti ve ben de onun, şimdiye kadar rastladığım arasında ilk defa olarak, bir ruhu bulunduğunu tespit ediyordum.”

Kürk Mantolu Madonna’yı birçok farklı açıdan ele almak; bireysel düzeyde olduğu kadar toplumsal düzeyde de incelemek mümkündür. Kitap, toplum yapısı, aile bağları ve hiyerarşi üzerine eleştiriler içermektedir. Eserin çok yönlülüğü göz önünde bulundurulduğunda Kürk Mantolu Madonna’yı anlamaya bir adım daha yaklaşmak mümkün hale gelmektedir.

Lara Tankal