Alışmadım Anne

19 Şubat 2021


Küçükken Anneler Günü'nde annemden harçlık ister, verdiği parayla da ona çiçek alıp dönerdik. Annem bir yandan kızardı pazar parasını harcadığımız için, bir yandan da çaktırmadan mutlu olurdu. Evet, annem hep çaktırmadan mutlu olurdu; çaktırmadan üzülürdü, çaktırmadan ağlardı ve çaktırmadan severdi. Anneler hep böyledir, babalar da hatta diğer kardeşler de. Zaten “Seni seviyorum.” cümlesini de ilk kez televizyondan duymuştum.

Annem hayatımda gördüğüm en büyük kadındı, asla pes etmeyen ve hep başka seçenekler bulan, kafasına koyduğunu yapan ve çok çalışan. Köyden İstanbul’a göç ettiğimiz sene ağabeylerim okulu bırakmıştı. Annem “Ben yemek yapar çocuklarıma bakarım, yeter.” dememişti. Biz ne iş yapabiliriz diye sorup soruşturmuştu, bir sürü işler bulmuştu. Tekstil atölyelerinden eve iş gelirdi, bazen kumaşa düğme ekler bazen fazla iplerini keserdik. Sonra asıl işimiz olan boncuk işine başladık, birkaç yere birden işlemeler yapıyorduk. Yapıyorduk diyorum çünkü ben de yedi sekiz yaşlarındaydım, elimden az da olsa iş geliyordu. Çok fazla oyuncağımız ve meşgalemiz de yoktu zaten. Dizilirdik annemin etrafına, ona baka baka işlerdik boncukları kumaşlara. Evimizde çiçek yoktu ama bir sürü çiçek yapardık boncuklardan. Benim zamanımda pul pul boncuklar, uzun yassı boncuklar, inci boncuklar vardı. Numuneler gelir, örnek çıkarılır, boncuklar dikilir ve etrafa saçılan boncuklar toplanırdı. Ben de kardeşlerimle birlikte evin içinde her deliğe bakar, o rengarenk boncukları toplardım. İş bitimi etrafa düşen minik boncukları toplamak, hazine avı gibiydi. Rengarenk boncukları biriktirir, kendimize bilezikler ve kolyeler yapardık. Bir ara pazarda bir kasanın üstüne koyup satıyorduk, iş aldığımız ablalar görürse diye ödümüz kopardı. O tatlı heyecanları bile özlüyor insan.

Okuldan gelinir, önlükler değiştirilir ve televizyonda Rosalinda açılır, boncuklar işlenirdi. Hepimiz işin ustası olmuştuk, beş kız kardeş ve güzel bir anne. Sonra işler büyüdü v gelinlik işlemeye başladık. Tabi bu işin zirvesi demekti. Annem sabah erkenden kalkar, gözleri iyi görmediği için ipleri iğnelere geçirmemizi isterdi, sonra biz okula giderdik o ise cam kenarında gelinlikler işlerdi. Ne gelinlikler gelip geçerdi önümüzden o zamanlar, annem de bizi hayal ederdi içlerinde. Gülümserdi hep. Ama her zaman dediği tek şey “Önce okullar bitecek, iş sahibi olacaksınız.” idi. Annem hiç okula gitmemişti ama rakamlarla arası çok iyiydi.

Babam köyde muhtarken köy öğretmeni annemin arkadaşıydı. Ona okumanın kıymetini anlatmıştı, annem de kafaya koymuştu kızlarını okutacağını. Annemin çabalarıyla, herkese inat ısrarıyla hepimiz üniversite mezunu olduk. Hatta iki ablam akademide devam ediyor, gençleri yetiştiriyor. Ama bana sorsalar şimdi mühendis olmak yerine annemle gelinlik işlemeye devam etmek isterdim.

Artık ağlamıyorum, yani ağlıyorum ama her şeyde değil. Bir çocuk anne diye bağırdığında yutkunmuyorum artık, yaşım ilerlediği için belki de. Artık bir gün biri bana da anne der mi diye düşünüyorum. Eskiden bütün ambulanslardan korkuyordum evimize gidiyorsa diye, şimdi yanımdan geçen ambulanslarda kalbim titremiyor, Allah yardımcıları olsun diyorum sadece.

Annen yoksa kimsen yok diyorlar ya buna artık o kadar da inanmıyorum. Annem benim içimde bir parça. Kıvrak zekamı ondan almışım ve beyaz tenimi ondan almışım. Bir de kendime acımadan çalışmayı. Annem ben hayatta olduğum sürece benden bir parça, benimle yaşamaya devam edecek. Annem içimde bir parça, ama bazen dayanamayacak duruma geliyorum o zaman da ağlayabildiğim dostlarım ve başka annelerim var. Anne yokluğuna alışmak diye bir şey yok. Sadece artık sanki onu üç kişi olarak yaşıyoruz: Annemin hatıraları, annemin içimdeki o parçası ve annemin yokluğu. Bazen birine daha çok sarılıyorum bazen diğerine. Ama hepsi benimle. Bugün annemin yokluğu ağır bassa da, annemin anılarına sarılıp ben oluyorum. Ona da sahip olmasaydım, ne yapardım o zaman?

Hamuş Melike