1 KİTAP vs 1 FİLM

 


ROMANIN SIKILMIŞ DİŞLERİ
Chuck Palahniuk'un, ilk kez yayımlandığı 1996'dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü adlı romanı, yeni bin yılın eşiğinde geçen bir anti-ütopya öyküsünü, bir şirketin sigorta departmanında başkalarının zarar ziyanlarıyla uğraşırken kendi hayatının sigortasıyla ilgilenmeye pek zamanı olmamış, uykusuzlukla boğuşup duran, ruhu bölünmüş, ancak benliğindeki yarılmayla dünyayı anlayabilen etkili ve fazlasıyla konuşkan bir kahraman üzerinden anlatır. Aynı zamanda romanın anlatıcısı olan bu fazlasıyla geveze ses, bir süre sonra gerek ilginç hikâyesi gerekse de türün tüm örneklerinde görülen görkemli saptamalarla dikkat çeker. Yine de kitabın bu denli öne çıkmasında, sinema uyarlamasının hakkını teslim etmek gerekir. Kitap yayımlandıktan üç yıl sonra sinemaya uyarlanır. Benzerlerinden farklı bir biçimde, sadece finaldeki minik tercih dışında, nerdeyse kitabın tamamına sadık kalınır filmde. Fazlasıyla etkili bir roman, aynı derecede görkemli bir filme dönüşür. Bir hikâye, tıpkı ana hikâyede olduğu gibi, edebiyat ve sinema arasında ikiye bölünür. Lakin iki hikâye de giderek tek bir hikâyeye dönüşür toplamda: Yaşadığı hayattan nefret eden, insani yakınlığı birbirinden ilginç topluluklarda arayan, tüketim kültürünün doğurduğu rekabet dünyasına ve başkalarına olduğu kadar kendisine de düşman, hep arayan, bekleyen, uman, durmadan dişlerini sıkan, öfkeli olduğu kadar karanlık bir alaya da göz kırpan bir kuşağın hikâyesini okur/izleriz.
Chuck Palahniuk, Dövüş Kulübü'nün hemen başında, ağzına sokulmuş bir tabancayla ölmek üzere olan bir kahramanla, bütün hayatı bir baba ve tanrı aramakla geçen Jack Narrator'la tanıştırır bizi. Ateş etmek için geri sayım sürerken de her şeyin müsebbibi bir başkasıymış gibi, Tyler Durden çıkar sahneye. Tabii ki, bütün hikâyenin tepetaklak olmasında büyük payı olan kadın kahraman Marla Singer da belirir çok geçmeden. Hikâye, tamamlanmadığını, henüz anlatacakları olduğunu hatırlatırcasına başa sarmaya başlar. Tüketim kültürünün uyuşturucu etkisinden kurtulmanın yolunu fiziksel acıyla tanışmakta arayan bir felsefenin temsilcisi olan Tyler Durden'la tanışırız böylelikle. Gecenin geç saatlerinde bar bodrumlarında toplanan gizli bir dövüş kulübü ülkenin dört bir yanını sarmakta, ağ gibi tüm ülkeyi ele geçirmeye başlamaktadır ve bir tür yarı ilah olarak resmedilen Durden, bu kulübün lideridir. Romanın kahramanı Jack Narrator'u, Tyler Durden'ın peşinde kendinden arınma çabası içinde okurken bir yandan da tuhaf bir ilişkiye tanıklık ederiz. Tyler Durden, Marla'ya âşıktır. Marla, romanın kahramanı Narrator'u istemektedir. Narrator'un tek isteği ise yalanlar ve mutsuzluklarla dolu bir dünyaya kendi yöntemleriyle saldıran, yarı çılgın bir kurtarıcı figürü olarak resmedilen Tyler Durden'dır. Yazar, Dövüş Kulübü'nde, René Girard'ın, Romantik Yalan ve Romansal Hakikat'te şemasını çizdiği türden bir Üçgen Arzu şeması kurar sanki: Ben onu seviyorum, çünkü diğeri de onu seviyor! Ben her şeye düşmanım, çünkü diğeri de her şeye düşman!
Lakin, tam da bu şemaya uygun çizildiğini sandığımız hikâyenin böyle olmadığını, gerçekte ortalıkta kimselerin olmadığını, her şeyin Jack Narrator'un bölünmüş zihninde olup bittiğini fark ederiz çok geçmeden. Girard'ın birçok Dostoyevski romanına tastamam oturttuğu ve sanki biraz uğraşılsa Dövüş Kulübü'ne giydirebilecek Üçgen Arzu şeması bozulurken geriye bir tek Narrotor ve onun bölünmüş benliği kalır. Toplum düzenine ve onun bir parçası olan tüketim kültürüne karşı çarpıcı bir üslupla yazılmış, karanlık bir mizahla desteklenmiş, zehir zemberek bir romanla baş başa olduğumuzu fark ederiz. Geri sayım tekrar başlar. Roman, başladığı yere geri döner. Artık susmamız gerektiğini anlarız. Çünkü, "Dövüş Kulübü'nün birinci kuralı Dövüş Kulübü hakkında konuşmamaktır!"

Kemal Varol


YERALTINDAN KROŞELER

Yayımlandığı gibi bir yeraltı klasiğine dönüşen Dövüş Kulübü (Palahniuk, 1996), sadece üç yıl sonra filme uyarlandı (Fincher, 1999). Romana epey sadık hatta belki biraz fazla sadık bir uyarlama oldu bu. Öyle ki film boyunca karakter anlatıcı bize olan biteni üst ses olarak aktarıyordu. Kitaptan satırlar okuyarak. Çok uluslu bir otomobil firmasında hasar raporları tutan, endüstrinin kimliksizleştirdiği ve metalaştırdığı anlatıcı Jack, bir uçak yolculuğunda Tyler Durden'la tanışır. Tyler, evinden atılan Jack'i kendisine taşınmaya davet eder. Dövüş Kulübü resmi olarak kurulur, ilk ödevler verilir. Jack zamanla bağımlısı olduğu, terapi amaçlı destek gruplarında bulamadığı şifayı burada bulur. Fiziksel acı, ona var olduğunu hatırlatmıştır. Ancak zamanla anlatıcı Tyler'ın otoritesini sorgulamaya başlar. Bir noktada Tyler yok olur.
Bir arkadaşının ölmesi üzerine Jack projeyi durdurmaya çalışsa da Dövüş Kulübü organizasyonlarının dünyanın her yerinde harekete geçtiğini öğrenir. Ve finalde Jack, Tyler'ın kendi alteregosu olduğunu öğrenir. Tyler, Jack'in "öteki ben"idir. Jack'in toplumsal düzenin dışına çıkan her türlü isteğini, arzusunu ve şiddet eğilimini o üstlenmiştir. Bu açıdan Franz Kafka'nın Dönüşüm'ündeki böcek gibidir. Adına iş bölümü denen kapalı devrenin dışına çıkabilmenin tek yolu bu dönüşümdür. Tyler, Jack'in moderniteden kaçış aracıdır. Tabii Brad Pitt şeklinde olduğu için böceğe göre çok daha havalıdır.
Böylece iki arkadaşın çatışması, anlatıcının iç çatışmasına evrilir. Anlatıcı persona" ise, Tyler Durden engellediğimiz her şeyi yapmak isteyen denetimsiz bir varlık olan "gölge"dir. Tıpkı Mr. Hyde gibi. Bu dönüşümle birlikte anlatıcı da tipik bir güvenilmez anlatıcıya dönüşür.Tyler Durden'ın mazoşist bir çıkış fantezisi olduğu ortaya çıkmıştır. Dostoyevski ile başladığı kabul edilen yeraltı mazoşizminin tipik belirtisi olan ruhsal ikiye bölünme devrededir. Bu ruhsal bölünmeyi tetikleyense Marla Singer olmuştur: Çoğu alter-ego anlatısında olduğu gibi, ana karakteri ezerek içinden her açıdan daha aktif bir kişilik çıkaran femme fatale. Kemal Varol'un da belirttiği gibi "hikâyenin tepetaklak olmasında büyük payı olan kadın kahraman".
Dövüş Kulübü'nde dinlerin yayılışına, özellikle de peygamberlik olgusuna göndermeler de vardır. Sonlara doğru Tyler'ı kimsenin görmediği ama herkesin ona saygı duyduğu, onun koyduğu kuralları sorgulamadan benimsediği ve ibadet havasında sürdürdüğü bölümlerde ortaya çıkar bu durum. Anlatıcı Tyler'ı tanıdığını söyleyince herkes onunla el sıkışmak için kuyruğa girer. Bu kısımlar kitapta daha belirgindir: "Bunlar hep Tyler Durden doktrinleri. Ben uykudayken küçük kâğıt parçalarına karalanan, sonra iş yerinde yazmam ve çoğaltmam için bana verilen sözler."
Ayrıca işin tasavvuf ve/veya New Age dinler boyutuyla da karşılaşmak mümkündür: Ben Tyler'ın ağzıyım. Ben Tyler'ın elleriyim. Kargaşa Projesi'ndeki herkes Tyler Durden'ın bir parçası ve Tyler da oradaki herkesin bir parçası.
Olan bitenin komplo teorilerine göz kırpan bir yanı da vardır. İlk kuralı, hakkında konuşmamak olan kulüp üzerinden, dünyayı yönettiği iddia edilen gizli örgütlere gönderme yapılır. Tyler'ın sinema makinisti olup filmlerin arasına pornografik sübliminal parçalar atması, garsonluk yapıp gıdaların içine etmesi, hedeflerine verdikleri ismin "kargaşa projesi" olması, yanlış bilgilendirme çalışmaları yapmaları gibi durumlar gizli örgütlerin başrolde olduğu komplo teorilerinin bildik temalarını çağrıştırır. Medya ile zihin kontrolü, gıdaların genetiğiyle oynayarak nüfus kontrolü, kaostan düzen yaratma odaklı asırlık proje, kontrollü ifşa belgeleriyle hedef şaşırtma gibi. Bir tür anti-elit grup olan Dövüş Kulübü, aynı yöntemlerle, karşı örgütlenmeye soyunmuştur denebilir.
Bazı bölümleri biraz anlatımcı ve didaktik olsa da Dövüş Kulübü'nün fazlasıyla göndermesi ve çağrışımı olan, kitle kültürü eleştirisi yüklü bir neo-noir klasiği olduğunu kabul etmek gerekir.

Hakan Bıçakcı


KAFKAOKUR Dergi, Ekim 2019.
Çizim: Vardal Caniş