BİR ŞİİR, BİR FİLM YA DA BİR KUŞ TÜRÜ ÜZERİNE SAYIKLAMALAR

3 Ocak 2021


Zekâsı, büyüklüğü ve simsiyah olması hasebiyle zihinlerde yer eden kuzgun, insanlık tarihinin en etkileyici kuş türlerinden biridir. Zira kuzgunların, plan yapabildikleri, bu özellikleri nedeniyle insanları yönlendirdikleri, hülasa farklı bakış açıları sundukları düşünülür. Bir efsaneye göre kuzgunlar, yeryüzünde ilk defin işlemini gerçekleştiren hayvanlardır. Âdem'le Havva'nın oğulları Habil'in ölümü sonrası ne yapacaklarını bilememesi üzerine, bir kuzgunun kendi cinsinden birini öldürüp, gagasıyla toprağı deşerek bir çukur açtığı ve cesedi oraya ittiği rivayet edilir. Bir başka efsaneye göreyse kuzguna günümüzdeki siyah rengini veren kişi Nuh'tur. Gemisi Ağrı Dağı'na oturduktan sonra, bir kuzgunu havalanması için yollayan Nuh, o geri gelmeyince ardından bir güvercin salar. Güvercinin, gagasında bir zeytin dalıyla dönmesi, kuzguna olan öfkesini diriltir ve onu lanetler. O güne değin beyaz bir kuş türü olduğu rivayet edilen kuzgun, zifiri siyaha bürünür.

Şamanizm inancında da kuzgunun bir karşılığı vardır. Alaska'da yaşayan Tlingit ve Hayda kabileleri ve Yupik ve İnyupik Eskimolarının geleneksel inancı Şamanizm'de insanın, kuzgun tarafından yaratıldığına inanılır. Bugün, kuzgun imgesine anlamını veren rivayet ise Kuzey Avrupa'da antik zamanlarda inanılan pagan tanrısı Odin'in iki kuzguna sahip olmasıdır. Dünyadan haber getirdiğine inanılan bu iki kuzgundan birinin adı Huginn (düşünce), diğerinin adı ise Muninn'dir (hafıza).

Günümüzde Game of Thrones gibi popüler bir dizide bile temsili sunulan kuzgunun, bir kâhin bilgeliğiyle geçmişten ve gelecekten haber vermesi, bu kuş türünün zekâsına insanlığın ne denli güvendiğinin ispatlarından biridir.

Kuzgunun bir imge olarak edebiyatta kullanımı ilk kez Edgar Allan Poe'nun "Kuzgun" isimli şiirinde karşımıza çıkar. Charles Dickens'ın Barnaby Rudge adlı eserindeki konuşan kargadan ilham aldığı düşünülen Poe, aşkından dolayı perişan hâlde bulunan ve deliliğe doğru yavaş adımlarla ilerleyen adamın kendisini ziyaret eden bir kuzgunla yaptığı konuşmayı anlatır. Hüzünlü adamın söylediklerine, yalnızca "nevermore (bir daha asla)" diyerek karşılık veren kuzgun, bu yolla anlatıcının acısının yeniden üretilmesine, onun bu duygudan kurtulamamasına neden olur. Beş parasız, yalnız ve umutsuz anlatıcı, bir başına kaldığından, terk edildiğinden dem vurup, onun (kuzgunun) da kendisinden kaçacağını söylediğinde, "bir daha asla!" yanıtını alsa da inanmaz. Ayrılığın, ölümün, yıkımın ve acının odağını oluşturduğu şiirin sonunda anlatıcı, kuzgunu kovar, olduğu yerde kalakalır ve eceli bekler. Gayrısı elinden bir şey gelmez. Kaçınılmaz son yaşanacaktır!

Poe'nun şiiri kaleme aldığı dönemde, maddi sıkıntılarla boğuştuğu, alkol sorunu yaşadığı, eşi Virginia'nın verem hastalığına yakalandığı ve şairin her anlamda bir çıkışsızlık sürecinin içinde olup, umutsuzluk hissine kapıldığı bilinir. Bu bağlamda şair, yaşadıklarının bir tezahürü olarak "Kuzgun" şiirini ortaya çıkarır.

Şair bu şiirinde kuzgun imgesini, hüznün, acının ve umutsuzluğun bir sembolü olarak kullansa da bu temsilin daha çok ölümü çağrıştırdığı ortadadır. Her ne kadar hep aynı kelimeyi tekrar etse de ürkütücü görüntüsünden, kıvrak zekâsından dolayı kuzgun, şairin meşum sonuna gidişinin bir habercisidir.

29 Ocak 1845 tarihinde New York Evening Mirror'da yayımlanan ve "beş parasız" Poe'ya dokuz dolar gibi küçük bir telif kazandıran "Kuzgun" şiiri, ortalığı kasıp kavurur. Şairi bir anda popüler bir figür hâline dönüştürür fakat ona maddi anlamda bir katkı sağlamaz. Şiirin şöhreti öylesine yaygınlaşır ki şair, şiirinin ismiyle anılmaya başlar. Poe, bir kuzguna dönüşür!

Poe'nun kuzguna dönüştüğü benzetmesi rastlantısal değildir. Zira aynı isimde 2012 yılında bir film çekilir ve bu filmde Poe, başroldedir. Poe'nun öykülerinden yola çıkarak birtakım cinayetler işleyen bir seri katilin hikâyesinin anlatıldığı filmde, Poe (John Cusack) ve müfettiş (Luke Evans) katilin peşine düşer. Tıpkı Poe'nun öykülerinde geçtiği şekilde ölümleri canlandıran katil, her seferinde bir iz bırakır ve Poe'nun kendisini bulmasını ister. Nihayetinde Poe'nun evlenmek istediği kişiyi de kaçıran katil kendini ele verir fakat Poe'nun nişanlısının yerini söylemez. Ta ki Poe'nun, takas teklifini duyana dek!

Nişanlısının canı için kendini feda eden Poe, tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi bir parka giderek banka oturur ve kafasının hemen üstünden bir kuzgun havalanır. Poe, hayata gözlerini yumar.

Film, Poe'nun yaşamının birebir benzerini yahut onun hayatının belirli bir dönemini dile getirmese de yine de bir biyografi filmi olarak addedilebilir. Zira Poe'nun karakteri, yenikliği ve yılgınlığıyla, sınıfsal ve sosyal pozisyonuyla gerçeğe uygun olarak aktarılır. Yalnızdır, biçaredir, fakirdir, yer yer serkeştir ve ayyaştır. Bazen deli, bazen bir dâhidir. Şöhretlidir, tanınır ve bilinirdir fakat yoksuldur. Tıpkı her daim dem vurduğu gibi…

Film, Poe'yu alıp, çevresine –yaşamıyla denk düşen ögeler olsa da– hayali bir dünya kurar. En baştan itibaren atmosfere, dönemin ruhuna, karakterlerin varlığına sadakatle inanmamızı sağlar. Poe'nun eserlerini nasıl bir ruh hâliyle yazdığına tanık olur, yer yer onunla özdeşlik bile kurarız. Onunla öfkelenir, onunla üzülürüz. Onun eserlerinden yola çıkarak cinayet işleyen katilin varlığına başta olduğu gibi biz de şaşırır ve onun yalnızlığının çoğalacağını düşünerek seviniriz. Çünkü ona tutkuyla bağlı bir hayranı vardır. Poe'nun eserlerini harf harf yerleştirip, noktasına virgülüne kadar kafasına kazıyan bu kişi, bir süre sonra bu eserlerden yola çıkarak –tıpkı Poe'nun yazdığı gibi– cinayetler işlemeye başlar ve hikâye serpilip gelişir.

Filmde kuzgun imgesi, yalnızca filmin başında ve sonunda, Poe'nun çöküp, ölümü beklediği bankta kendine yer bulur. Sanatçının şiirinde de yer verdiği gibi kuzgun, ölüme gidişin yahut hayatın bitişinin bir sembolü olarak karşımıza çıkar. Âdem'le Havva'nın oğulları Habil gibi uluorta kalakalmıştır Poe. Başında da –rivayete göre– bir kuzgun bekliyordur. Hâlâ.

Soner Sert

KAFKAOKUR Dergisi, Eylül 2020.
Çizim: Didem Dağbağlı