BAY PARRHESIASTES FİKRET - 1


Tevfik Fikret tam delirdi mi delirmedi mi buradan bakıp netleştirmek nâmümkün. Fakat şunu söyleyebilirim ki bizim ilgimizi çekecek bir çılgınlığa sahip. Yazdığı şiirin güzelliğini de eklersek Fikret hakkında tefekkür etmek kalbimize iyi gelebilir kanısındayım. Kimdir Fikret? Padişah başarısız bir suikasta uğradıktan sonra neden o skandal şiiri yazdı? Devletten maaş alarak yaşamak neden kanına bu derece dokundu? Birtakım arkadaşlarıyla neden Yeni Zelanda'ya kaçmak istedi ve bunu başaramadı? Kız kardeşinin koca dayağından öldürülmesi onu nasıl etkiledi? Bir ateist olan Fikret'in oğlu Haluk, papaz olunca Fikret ne hisseti? Sonradan Müslüman olan Rum annesi hac yolunda ölünce mi İslam'a bakışı değişti? Babası padişah tarafından sürüldüğü için mi o şiiri yazdı yoksa? Sis'i yazdıktan sonra gördüğü tepkiler onu meyus etti mi? İttihat ve Terakki'den dönmesinin sebebi nedir? Galatasaray Lisesi Müdürlüğü'nden istifasının başka bir sebebi olabilir mi? Servet-i Fünun Dergisi macerası ona ne kattı? İstanbul gibi bir merkezde siyasetle iç içe olan Fikret'in sanatı dönemle birlikte araştırılmaya muhtaç gibidir âdeta. Şimdi buraya iki ayrı metin koyacağım. Bu iki metnin arasında incelemeye çalışacağız Fikret'i. İlki Halit Ziya'nın yazısıdır, günümüz Türkçesine şöyle çeviriyorum: "Bu öğretmenin edebiyat tarihinde, hele o zamanda benzerine pek nadir denk gelinen bu iktidarına keskin bir aşağılama ve eleştiri fikri ilave edilir ve daima gülenleri kendi tarafına çeken bir alay yeteneği de eklenirse onun ne sakınılacak bir kavgacı olduğuna hükmedilir. Genellikle tek kelime ile tek fiske ile kendisine gönderilen eserleri berbat eder bu küçük fiske korkunç bir tekme gibi eserin sahibini âdeta bir daha belini doğrultamayacak şekilde sarsardı." 

İkinci yorum ruh doktoru Mazhar Osman'ındır. Sohbet ederlerken Fikret sorar, "Sinirliyim galiba, var mı ciddi bir şeyim?" diye. Mazhar Osman, "Sizde 'iffeti maraziye' var. Bu kadar namuslu, bu kadar doğru olmak da bir rahatsızlık. Böyle olmayınca da Tevfik Fikret olunmaz," der. Bu önemli hekimin yorumu her ne kadar tıbbi değilse de Fikret hakkında felsefik bir yoruma gitmemize vesile olur. Fikret Parrhesiastes'tır. Canını ve itibarını tehlikeye sokmak pahasına gördüğü yanlışın altını çizer ve bu aşamada başkasını dinlemez/dinleyemez. Kendine karşı riyakâr olacağına, başkaları nezdinde megaloman gözükmeyi tercih eder. Gençken âşık olduğu halasının kızı onların evinden gidince yatağına gidip hüngür hüngür ağladığını çevresine anlattığını bildiğimiz Fikret için narsisizm suçlaması nereden geliyor, anlamak gerçekten mümkün değildir. Ki klasik anlamda çarşaf, karısına yakışmadığı için ölüm döşeğinde karısına pelerin tasarlayabilmiştir. Böyle birinin bencil olması düşünülemez. Ayrıca sıra dışı sanatçılara muhakkak bir kulp takmak alışkanlığı da artık bizi sıkmaktadır. Günümüzde bir araştırma yapılsa yaşayan nüfusun %80'inin, şairlerin de %99'unun nevrotik olduğu ortaya çıkacaktır. Hemen her masada anksiyetesinden rahatsızlığını dile getiren yazarlar vardır. Zannımca, modern insan, ruh doktorları tarafından feci şekilde kazıklanmaktadır. Bu rahatsızlığı sanata taşımak şu safhadan sonra hiç mümkün gözükmüyor. Geçelim. Fikret tam delirdi mi diye başlamıştık yazıya, oradaki delirmenin mecaz olduğu umarım anlaşılmıştır.

1906'da çok mühim bir olay vuku buluyor. Öyle mühim ki üzerine kurulduğu 1905'teki olaydan daha mühim. 1906 senesinde Fikret (39), geçen yıl gerçekleşen Abdülhamit suikastı ile ilgili bir şiir yayımlar. Türkçenin başına gelmiş belki de en ilginç olaydır bu şiir. Fikret, Ermeni suikastçılar tarafından 80 kiloluk bir bomba ile öldürülmeye çalışılan Abdülhamid aleyhine öyle bir şiir yazar ki okuyanda Fikret'in vicdanı ile alakalı büyük bir boşluk oluşturur. Yıldız Camii'nde Cuma namazı kılan Abdülhamit'in daha evvel bir buçuk dakika içinde caminin dışına, arabasına gelmekte olduğunu hesaplayan suikastçılar, Şeyhülislam'ın Abdülhamit'i lafa tutmasıyla saatli bombayı erkenden patlatmış olurlar. 26 kişi ölür. Padişah kurtulur. Abdülhamit'in bir anlık gecikmesi hayatını kurtarmıştır. İşte bir anlık gecikme anlamına gelen "Bir Lâhza-i Teahhûr" şiiri bu olay üzerine yazılmış ve padişahın kurtulması karşısında Fikret'in duyduğu üzüntüyü okura taşımıştır. Suikastçıya da "en şanlı avcı" diye hitap eden bu şiire internetten ulaşmak mümkündür. Gelelim bu eyleminin içeriğine. Saatli bomba ile adam öldürmek gerçekten komik geliyor. O kadar emek verip bütün planı zamanın insafına terk etmek büyük bir aptallık. Dolayısı ile yıkılmakta olan saltanatın son bir spekülasyonu olabilir bu suikast. Sonrasında Abdülhamit’in katillerden birini affettiğini biliyoruz. Fikret’e bu şiiri yazdıran şey, padişahın kendisi ile takibat yaptığını sanması, onu birkaç kez tutuklatması ya da babasını sürgüne göndermesi midir? Yoksa genel olarak iktidar karşısındaki saldırganca tutumumu mudur? Çünkü şiiri olayın hemen sonrasında değil, aylarca sonra yayımladığını biliyoruz. Ayrıca şunu da not etmek gerekir: Fikret ile ilgili saraya giden ilk jurnal (dış işleri danışmanlık bürosundan) maaş almayı reddeden Fikret’in aslında ne kadar mümtaz ve vatanperver bir Türk olduğu ile ilgilidir. Sonrasında nasıl dedikodular gitti saraya bilemiyoruz. Belki de Fikret’in vesveselerini haklı çıkaracak olumsuz bir ispiyon düşmemiştir Yıldız’a. Fakat Fikret’in bizzat İttihat ve Terakki’nin güçlenmesi ile bu örgütten de çıkması genel bir iktidar düşmanlığını beslediğini gösteriyor bize. Bunu da kurumlarda az durarak, yer değiştirerek kimi zaman onlarla çatışarak yapıyor. Fikret oldukça bireysel biri, Aşiyan’a kapanmasından zaten anlayabiliyoruz bunu. Şimdi en tehlikeli kısma gelelim: Ülkenin başındaki kişinin paranoyası bir tür sirayet yoluyla hisleri açık bazı kişileri vahşileştirebilir mi? Çünkü dönemin başka sanatçıları da aynı şekilde sert eylemler gerçekleştirmişlerdir. Şinasi, Beşir Fuad gibi aydınların tavırları dikkate şayandır. Rahmetli Ruh Doktoru Serol Teber hazretleri yazılmış en güzel Türkçe deneme kitabı olan Tutunamayanların Politik Psikolojisi’nde Şinasi hakkında aynen şöyle bir yorum geliştirmiştir: “Şinasi’nin bu tür davranışlarını otoriter toplumlarda yaşayan demokrat entelektüellerin gösterdiği reaktif paranoid sendromların belirtileri içinde tanımlamanın pek de abartma olmayacağını düşünüyorum.” Fikret eğer delirmesinin sebebini bulduysa, bu sebebe canhıraşane saldırmış olabilir mi? Belki de burada geç çözülmeye çalışılan bir Oedipus karmaşası vardır. Babayı öldüremediği için babayı öldüremeyenleri övmek, ilginç. Freud’un geliştirdiği teorinin Lacan tarafından biraz bükülerek babanın biyolojik babadan daha manalı olduğunu, babanın simge olduğunu bilmek kaydıyla ilginç. Lacan’da baba devlettir. Devlet ve çocukları arasındaki ilişkiyi Tevfik Fikret üzerinden konuşmaya devam edeceğiz. Bu yazılarda Fikret’i yücelten Serol Teber’in radyo kayıtlarından ve yazdığı biyografide âdeta bütün yüceltmelere olumsuz bir kılıf bulan Beşir Ayvazoğlu’nun kaleme aldığı Fikret’ten faydalanıyorum, duyurulur. Henüz Yalçın Küçük’e bakmadım, sanmıyorum olumsuz bir şeyler söylediğini çünkü Peyami Safa bile söyleyememiş.

Cihat Duman

KAFKAOKUR Dergisi, Şubat 2020. Çizim: Timuçin Keleş
2010 · KAFKAOKUR