Renklerin Dünyası: Monet



“Bahçem en güzel şaheserim.”

Oscar-Claude Monet 14 Kasım 1840’da Fransa’nın Paris şehrinde doğdu. Ailesi, beş yaşındayken Le Havre’a taşındı ve babası, bir tüccar olarak çalışmaya başladı. Babası onun aile mesleği olan bakkallığa devam etmesini isterken şarkıcı olan annesi ise Monet’in sanatçı olmasını istiyordu .

Monet 15 yaşındayken çizgi romanlar ve yelkenli tekne resimleri çizip satıyordu. Teyzesi Marie-Jeanne Lecadre ressamdı ve bunun Monet üzerinde etkisi büyüktü. Onun vesilesiyle yerel bir sanatçıdan resim eğitimi aldı.

Eugène Boudin’le tanıştığında resme olan yeteneği daha da gelişti. Boudin, ona dış mekânı resmetmeyi öğretti ve bu onun tarzını şekillendirdi, renk algısını değiştirecek metotlar uygulamaya başladı. Monet, Boudin’in öğrettiklerini kendi resimlerine yansıtarak 1858’de Le Havre’daki sergiye Rouelles’den Manzara adlı resmiyle katıldı. Monet ressam olma kararını bu yıllarda verdi.

1859’da resim öğrenimi için Paris’te özel bir resim okuluna, Suisse Akademisi’ne gitti. Burada öğrenimi sırasında Camille Pissarro’yla tanıştı. 1861’de Cezayir’e askere çağrılmasıyla öğrenimi son buldu ancak sağlık problemleri nedeniyle kısa sürede Le Havre’a döndü.

1862’de Paris’te Charles Gleyre’in atölyesine katıldı ve burada Frédéric Bazille, Alfred Sisley ve Auguste Renoir ile tanıştı. Bu dönemde Japon desenlerini ilgisini çekti, bu ilgi çalışmalarından ona ilham oldu ve yön verdi. İzlenimcilerin bel kemiğini oluşturacak dörtlü, Paris’te resim gezilerine katıldı. 1863’te Fontainebleau ormanında açık havada resim yapmak için atölyeyi bıraktılar.

Monet’nin tanınmasını sağlayan 1866 tarihli Camille ya da Yeşil Elbiseli Kadın (La Femme à la Robe Verte) adıyla bilinen eseriydi. Camille, Monet’in pek çok eserinde gördüğümüz silüetlerden, ilham aldığı karakterlerden biriydi.

1867’de resmettiği Bahçedeki Kadınlar Salon jürisi tarafından reddedildi ve Monet o sıralarda ekonomik bir buhrana düştü. Bu yıllarda, ailesinin de karşı gelmesinden dolayı Camille’i bırakıp Sainte-Adresse’deki teyzesinin evine taşındı. Sainte-Adresse’te Teras adlı tablosunu burada resmetti.

Fransa-Prusya Savaşı süresince (1870–1871) İngiltere’ye sığınan Monet, John Constable ve Joseph Mallord William Turner’ın resimleri üzerinde çalıştı. Bu iki isim, renk kullanımında Monet’ye ilham kaynağı oldu.

1870’de Monet ve Doncieux evlendiler. 1871–1878 yılları arasında Monet, Fransa’ya geri döndü. Önce çocukluğunun geçtiği La Havre kentine gitti. Le Havre’dan bir manzarayı yansıtan Gün Doğumu (Impression, soleil levant) tablosunu yaptı. 1874’te ilk empresyonist sergide yer alan bu resim günümüzde Paris’te Musée Marmottan-Monet’de sergilenmekte.

1874 yılında Manet, Degas, Renoir, Cezanne, Pissaro, Sisley ile açtıkları sergi başarısız oldu. Bu dönemden sonra Monet’nin resimleri, gerek renk kullanımı gerek yansıttığı atmosfer olarak kasvetli bir hâl aldı.

Camille’in 1879’da vefat etmesiyle Monet derin bir yasa büründü. Fakat ekonomik sıkıntılar çekmemek ve güç toplamak adına bu dönemde sanatına dört kolla sarıldı, en güzel eserlerini bu dönemde yapmaya başladı. 1883-1908 yılları arasında Akdeniz’i gezdi ve doğayı resmetti. İtalya Venedik’te önemli bir resim serisi yaptı. Londra’da ise yine iki önemli serisi olan Parlamento ve Charing Cross Köprüsü’(Charing Cross Bridge) resmetti.

Ardından kendine yeni bir aile kurdu. Yeni eşi ve çocuklarıyla Giverny’ye yerleştiler. Monet, burada geri kalan ömrünü geçirmek için bir ev ve bahçe kiraladı, yeşerttiği bahçesini resmetmek zamanla onun için bir tutkuya dönüştü. İlk önce Ot Yığınları serisini yaptı. Farklı yönlerden ve günün farklı saatlerinde ot yığınlarını resmetti. Son olarak da bahçesinin resmettiği Zambaklar serisini hazırladı.

1923’te katarakt sebebiyle iki kez ameliyat oldu. Katarakt olduğu süreçte katarakt hastalarının görüş biçimi karakteristiği olarak yaptığı resimler genel olarak kırmızı tonlardaydı.

5 Aralık 1926’da, 86 yaşındayken akciğer kanseri nedeniyle renklerle donatılmış hayatı son buldu ve Giverny Kilisesi mezarlığına gömüldü.

“Benim için bir manzara kendi başına var olmaz, çünkü görünümü her an değişir; ancak çevresindeki hava ve ışık onu canlandırır. Benim için, nesnelere gerçek değerlerini veren yalnızca çevresindeki atmosferdir.”

EMPRESYONİZM: İZLENİMCİLİK

“Renk, gün boyu süren saplantım, neşem ve işkencemdir.”


Claude Monet, Fransız empresyonist akımının güçlü isimlerinden biri. Empresyonizmin ustası ve savunucu olan ressam, Fransız kırsalını, aynı sahneyi tekrar tekrar resmetmekten oluşan bir yöntemle belgelemiştir.

Empresyonizm terimi, 1874 yılında empresyonist ressamların ilk bağımsız sanat sergisinde sergilenen Impression, soleil levant (İzlenim, Gün Doğumu) adlı resminden sonra kullanılmıştır.

Eserlerinde doğayı etkili bir şekilde kullanan Monet, eserlerinde ışığın etkisi ve izlenimlerin sonucu olarak renklerin değişimini, geçişini yansıtır. Sanatçının doğa ile bağını, renkleri kullanmadaki ustalığından anlarız ki bu, onun izlenimde ne kadar usta bir isim olduğunu açıklar. İzlenim, Gün Doğumu adlı eseri bu akıma ismini verir. 


Camille Doncieux, 1866

Eşi Camille’nin yüzüne düşen sarı ışık ölümün habercisiydi, yeri süpüren etekliğiyse hayatın simgesi. Monet, Camille hayata gözlerini yumduğunda da onu çizecek, acıyı resmedecekti.

Jeanne-Marguerite Lecadre Bahçede, Sainte-Adresse, 1867


Monet bu çalışmasında teyzesinin bahçesini resmetmiştir. Resimdeki kadın kuzeni Jeanne-Marguerite Lecadre’dir. Monet annesi 1857 yılında öldüğünde Lecadre’nin evine taşınır. Kuzeni de onu resme teşvik edenlerden biridir.


 Gün Doğumu, 1872


Gün Doğumu’nda güneşin doğuşunda La Havre Limanı’nı resmedilmiştir. Monet ışık dalgalanmalarını izlenimciliğinin de verdiği etkiyle yansıtmış. Monet esasen resmine verdiği isimle, resmin karakterini açık olarak belirtmiştir. Monet’in özgür fırça vuruşları, anlık algılarını tuvale aktarması sonucu çıkan taslaksı görünüm ve anındalık duygusu, esere etkileyici sabah görünümü olarak yansımıştır. Monet tarzı o zaman için bir devrim niteliğindeydi.

Yazan: Hazal Kebabci   Çizim: Fatma Erkuş
 













2010 · KAFKAOKUR