Ursula K. Le Guin'in Gözünden Yazma Sanatı

 





Ursula K. Le Guin, spekülatif kurgu çalışmaları ile tanıdığımız Amerikalı yazar. İlk eseri 1959 yılında yayımlandı ve edebiyat kariyeri neredeyse altmış yıl sürdü. Bu süre zarfında yirmi roman ve yüzden fazla kısa öyküye imza attı. Bunların yanı sıra çeviri, eleştiri, şiir, tiyatro, çocuk ve genç edebiyatında da eserler verdi. 8 Hugo, 6 Nebula ve 24 Locus Ödülü olmak üzere sayısız ödül aldı ve 2003 yılında Amerika Bilimkurgu ve Fantezi Yazarları Derneği tarafından "Grand Master" (Büyük Usta) olmaya layık görülen ikinci kadın oldu. Biz de sadece bir kurmaca yazarı değil, hayal gücünün de yazarı olan bu güçlü ismin yazma sanatı üzerine düşüncelerini, yazarlara verdiği tavsiyeleri ve edebiyata dair görüşlerini sizin için bu yazıda derledik.

SANATTA TAKLİT

Öncelikle, yazma sanatının etiğiyle başlayalım. Sanatta taklidin onu icra eden kişi tarafından bir öğrenme aracı olarak görülmesi gerektiğini söylüyor Ursula K. Le Guin. Aksi hâlde intihal olur diyor ve sadece öğrenmek için taklit edilmesi gerektiğini söylüyor. Son zamanlarda intihalle taklit arasındaki çizginin bulanıklaştırıldığını belirtiyor ve bunun en başta eğitimcilerin öğrencileri başkalarını taklit etmeme konusunda uyarmamalarına yoruyor. Ona göre taklit kullanılabileceği biçimde kullanılmıyor. Bir yazı yayımlandığında, eğer bir Woolf taklidiyse, açık yüreklilikle ‘’Bu bir Woolf taklidi’’ demeyi tembihliyor yazarlara.

HER ŞEYİN BAŞLANGICI: ÜSLUP, DİL VE SES

Ursula K. Le. Guin, roman yazarken hikâyeyi ona başka bir sesin anlattığını tasavvur ediyormuş. Romanda ona replikleri dikte eden sesin, şiirde farklı bir hâl aldığını; şiirlerini farklı bir yöntemle yazdığını ve şiirin, farklı metotlarla kendisine geldiğini söylüyor.

Yazma Üzerine Sohbetler’de “Ben yazdıklarımı duyarım,” diyor Ursula. Şöyle devam ediyor sonra, “Yazmak hakkında yazan birçok insanın, yazdıklarını duymuyormuş gibi göründüğünü fark ettim; yazdıklarını dinlemiyorlar, algıları daha teorik ve entelektüel. Ama bu şey bedeninin içinde oluyorsa, yazdıklarını duyuyorsan, o zaman doğru ahengi yakalamak için dinleyebilirsin, dinlemek cümlenin berrak bir şekilde akmasına yardımcı olacaktır.’’ Yazılanların sesinin, yazının temel bir parçası olduğu düşüncesi de işte tam olarak buradan geliyor. Yazmayı öğretirken genellikle ihmal edilen şeylerden biri de bu. Düzyazının ruhu, Ursula’nın da dediği gibi, yazının sesinden geliyor önce. Yazarın bu görüşünü ele aldığımızda, yazılanları yüksek sesle okumak veya yazarken cümleleri bir kafa sesiyle dinlemek bir çözüm olabilir. Bir cümleyi sınamanın yolu, öncelikle kulağa düzgün geliyor mu diye sormak. Ursula, iyi bir yazarın, iyi bir okur gibi metni zihninde duyması gerektiğini söylüyor. Çoğunlukla düzyazıları sessizce okuruz fakat pek çok okurun metni okurken duyduğu bir iç sesi vardır. Bu noktada, yazarın da eseri bir iç ses ile yazması, okurun yazıda göreceği ritimle örtüşecektir.

2000 yılında Edebi Sanatlar ve Seminerler’de yaptığı konuşmada ise hafızanın, deneyimin, hayal gücünün, icatların ve kelimelerin altında bunların uyduğu ritimlerin olduğunu, yazarın işinin bu ritmi hissedecek kadar derinlere inmek ve hafızasını ve hayal gücünü kelimeleri bulmak üzere harekete geçirmek olduğunu söylüyor.

Gelelim dil bilgisine. Ursula, dil bilgisini ve dil bilgisi terimlerini anlamanın önemini vurgularken, kuralları sorgulamanın öneminden de bahsediyor. Dil bilgisinin bir zanaat olduğuna, birçok yazarın onunla uğraşmaktan ve onu sorgulamaktan kaçındığına dikkat çekiyor. Yine oku, okullara ve eğitimcilere çevirip okullarda çok az okuma yapıldığını ve çok az dil bilgisi öğretildiğini, yazmak için gerekli donanımların verilmediğini söylüyor.

Bunun için nasıl bir pratik yapılabileceğine gelince, Ursula’nın Dümeni Yaratıcılığa Kırmak kitabında verdiği tavsiye, güçlü metinleri yüksek sesle okumak. Bu pratik, seslerin oluşturduğu müziğe yazarın aşina olmasını, değişen cümle ritimleriyle karakterlerin duygularını somutlaştırıp daha iyi yansıtabilmesini sağlıyor. Bununla birlikte, yüksek sesle okunmak üzere en az bir paragraf, en fazla bir sayfa uzunluğunda bir metin yazarak, bu metinde olabildiğince yansıma kelime, aliterasyon, tekrar, ritmik sesler, uydurma kelimeler, lehçe kullanmak gerektiğini belirtiyor. Ursula, bu alıştırmayı yaparken kelimelerle bir oyuncak gibi oynamanızı istiyor. Dilin imkânlarını elinizden geldiğince kullanıp yazarsınız, yazının sesini ve sunduğu imkânları daha iyi görüp duyacaksınız. Bu bir nevi, deneme yanılma yöntemiyle doğru sesi ve düzeni bulmanızı kolaylaştıracak. Tabii sonrasında metin üzerinde düşünüp konuşmak da gerekiyor. Kullandığınız sözcüklerin, cümle yapılarının, gidişatın sizde uyandırdığı duygulara üçüncü bir gözle bakmanız, yaptığınız alıştırmayı daha çıplak bir gözle görmenize yardımcı olabilir. Ursula’nın burada küçük bir tavsiyesi daha var: Yazdıklarınızı bittikten hemen sonra değil, belli bir süre geçtikten sonra okumak.

Dil bilgisi demişken, Ursula K. Le Guin’in Karanlığın Sol Eli kitabından bahsetmemek olmaz. Guin’in, Karanlığın Sol Eli’nin bir bölümünü, eril şahıs zamirlerini dişil şahıs zamirlerine çevirerek tekrardan yazdığını biliyor muydunuz? Yazar, ‘he’nin genel zamir olarak dişileri belirtmek için de kullanılmasının, kadınları cümle düzeyinde silmek olduğunu savunuyor. Yazma Üzerine Sohbetler’de şunları söylüyor: “1968’de ‘onlar’ (they) zamirini kullanmak gibi bir seçenek yoktu; hiçbir editör kitabınızı basmazdı. Kitap yazıldıktan kısa süre sonra, toplumsal cinsiyeti muğlaklaştırmak için uydurma zamirlerin kullanıldığı birkaç roman çıktı, ama ben bunu yapamazdım; bunu İngilizceye yapamam. Peki ne yaptım? Karanlığın Sol Eli’nin bir bölümünü, bütün eril şahıs zamirlerini dişil şahıs zamirlerine çevirerek yeniden yazdım.”

NOKTALAMA

“Noktalama işaretleri bir okuyucuya yazdıklarını nasıl duyacağını söyler,” diyor Ursula. Bazı yazarların noktalama işareti kullanımında korkak davranmasını eleştiriyor. Kuralları bilmemenin, cümleleri darmadağın ettiğini, kullanımdaki hataların hikâyenin akışını büyük ölçüde bozduğunu, insanların telaşla yazdıklarını ve yazdıkları şeyi tekrar okumadıklarını, konuşarak anlatıyormuş gibi yazdıkları şeylerin anlaşılmasını beklediklerini söylüyor.

Yazarın bu konuda önerisi hiç noktalama işareti kullanmadan, paragraf ayrımı yapmadan bir metin yazmanız. Daha sonra bunu yüksek sesle okumaya çalışmalı ve bunun devamında noktalama işaretlerini koyup tekrar okuma yapmalısınız. Bu, işaretlerin akıştaki yerini daha iyi sindirmenizi sağlayabilir.

“Bir cümlenin anlatıdaki esas görevi bir sonraki cümleye giden yolu açmaktır.” Ursula, iyi bir dil bilgisi kullanımını, iyi bir mühendisliğe benzetiyor. Düzyazının ritminin büyük ölçüde cümlenin uzunluğuna bağlı olduğunu, kısa cümlelerin ancak doğru yerde ve ayrı ayrı kullanıldığında etkili olabileceğini, kısa ve söz dizimsel olarak basit cümlelerden ibaret bir düzyazının monoton bir yazı olacağını, metne yalancı bir basitlik vereceğini söylüyor. Tabii, söz konusu cümle uzunluğu olduğunda noktalama ve bağlaç kullanmaya olan kabiliyet devreye giriyor. Ursula, okuru doğru yerde duraklatmanın öneminin altını bir kez daha çiziyor burada. Ve yazarımız, cümle yapısını incelemeniz için yazar önerisi de veriyor: Jane Austen.

PARAGRAF

Ursula’nın yazarlara, düzyazıda kendilerini geliştirmeleri için verdiği başka bir tavsiye de paragrafları ayırma alıştırması yapmak. Öncelikle, kullanışlı hâle gelene kadar sayfalar uzunluğunda bir yazı yazın. Daha sonra metni gözden geçirirken hangi kısımların birbiriyle bütünlük sağlayıp paragraf oluşturabileceğine bakın. Metnin mimarisi için paragrafların son derece önemli olduğunu, uzun ritmik örtünün bu şekilde bir ahenk yaratacağını söylüyor Ursula.

TEKRARLAR

Ursula, yazarken eş anlamlılar sözlüğünü paha biçilemez bir kaynak olarak görüyor. Eğer kullanılmak istenilen kelime akıldan uçup gitmişse eş anlamlılar sözlüğü kullanmanın yerinde olacağını belirtiyor.

Yazar, burada bir de örnek veriyor: “Evde yeterince krema, yeterince şeker ve yeterine çay vardı cümlesi, evde yeterince krema, yetecek düzeyde şeker ve kâfi miktarda çay vardı demekle aynı şey değildir.” Tekrarların cümleleri monotonlaştırdığı noktada, Ursula’nın da dediği gibi dilin eş anlam zenginliğinden yararlanmak yazıyı daha ritmik bir çizgiye çekebilir.

FİİLLER: ŞAHIS VE KİP

Ursula, otobiyografi hariç kurgu dışı kitapların üçüncü şahıs yazılması gerektiğini; biri hakkında yazarken birinci şahıs kullanmanın yazıyı kurguya çevireceğini söylüyor. Fiilde şahıs ve kip, Ursula’ya göre, hikâye anlatımında büyük rol oynuyor. Hikâye eğer bir noktada tıkanıyorsa şahıs değişimi yapılabileceğinin tavsiyesini veriyor yazarlara.

Kiplere gelince, Ursula şimdiki zamanın esnek olmadığını söylüyor. Bu nedenle soyut söylemler şimdiki zamanda yer alıyor ve söz konusu genellemeler olduğunda da zamanla kısıtlanmayıp şimdiki zaman kullanılıyor.

Anlatıların zaman ve kip bağlamını güçlendirmek ve bunlar üzerine pratik yapmak için Ursula, Dümeni Yaratıcılığa Kırmak kitabında bir alıştırma öneriyor: Birinci şahıs veya üçüncü şahıs seçin. Anlatacaklarınızın hepsini ya geçmiş zamanda ya da şimdiki zamanda anlatın. Karakterin zihnindeki “şimdi” ve “o zaman” geçişlerini okuyucuya net bir şekilde sunun, tabii mümkünse bunu üstü kapalı olarak yapın. Sonrasında aynı hikâyeyi yazın. İlk alıştırmada kullanmadığınız şahsı kullanın. İki versiyonun cümle yapılarını benzer tutmaya çalışmayın. Sadece zamir ve fiil sonlarını değiştirmeyin, baştan yazın. Bu değişimler, metnin yarattığı histe de değişimlere sebep olacaktır, alıştırmanın amacı budur.

LAFI DOLANDIRARAK ANLATMAK

Anlatı yazarken çoğu yazarın akışa adapte edemediği şeylerden birisi de diyalog yazmak. Şahıs ve kip alıştırmasından sonra Ursula yazarlara diyalog ve anlatı kabiliyetini geliştirmek için bir alıştırma daha sunuyor: Bir ya da iki sayfa uzunluğunda yazı yazın. Yazı tamamen diyaloglardan oluşmalı. Örneğin; bir tiyatro oyunu yazın, A ve B karakter isimleri olsun. Sahne yönergeleri ve karakter betimlemeleri olmasın. A ve B karakterlerinin diyaloğu dışında hiçbir şeyi dahil etmeyin. Okuyucuya bu diyaloglar vasıtasıyla karakterlerin kimler olduğunu, nerede olduklarını, aralarında olup bitenleri anlatmaya çalışın. Ursula, konu başlığı olarak herhangi bir kriz hâli seçilmesini öneriyor. Bir arabanın benzini ıssız bir yolda bitmiş olabilir veya bir uçak yere çakılmak üzere olabilir. Burada unutulmaması gereken nokta, bu bir kısa hikâye alıştırması olmamalı. Düzyazılarda sık sık kullanılan bir yöntem olmasa da sonunda küçük bir piyes veya performans metni elde edebilirsiniz. Dilerseniz, bitirdiğinizde metni okuması için iki kişiye verebilir ve yazdığınız diyaloğu sesli dinleyebilirsiniz. Fakat henüz cesur bir yazar olduğunuzu düşünmüyorsanız, bittiğinde metni Ursula’nın da söylediği gibi mutlaka yüksek sesle okuyun.

Çalışma bittiğinde, metni değerlendirme aşaması kalıyor geriye. Şunlar üzerine düşünebilir ve metninizi inceleyebilirsiniz: Hikâye net miydi? İnsanlar ve durum hakkında yeterince şey öğrenebildik mi? Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var mı? Yoksa daha az bilgi mi gerekiyor? Karakterler hakkında bilmediğimiz özellikler var mı? Örneğin cinsiyetlerini biliyor muyuz?

İMA

Son olarak, yazı alıştırmalarınız için Ursula’dan bir tavsiye daha var: İma çalışması. Bu alıştırmada her bir parça 200-600 kelimelik betimleyici düzyazı şeklinde olmalı. Metnin sesi ya müdahil anlatıcı ya da mesafeli anlatıcı olmalı.

Dolaylama ile karakter: Konu olan kişinin yaşadığı veya sıkça ziyaret ettiği bir yeri betimleyerek karakteri tasvir etmeye çalışın. Bir oda, bir ev, bir ofis veya bir eşyayı bile düşünebilirsiniz.

Anlatılmayan olay: Olayın gerçekleştiği ve gerçekleşmek üzere olduğu yeri betimleyerek okura olaya veya duruma dair bir bakış açısı sunun. Metnin özü bunlar olsa da, ne kişi ne de olay hakkında direkt bir bilgi vermemeye çalışın. İstediğiniz dekoru kullanabilir, kokuları ve sesleri bile dahil edebilirsiniz. Karakteri açığa çıkaran veya hikâyenin gidişatını belirleyen nesnelere ve detaylara odaklanın. Unutmayın ki, anlattığınız şey hikâyeyi bir adım ileri götürmek için var. Namevcut kişiyi açığa çıkarabilecek nesneleri, betimlemeleri kullanarak kişiyi veya olayı anlatmaya çalışıyor, atmosfer oluşturabilecek kanıtlar sunuyorsunuz. Başlarda zorlayıcı ve alışık olmadığınız türden bir yazı olabilir. Bu nedenle yazar sesi yerine sahneyi betimlemesi için bir karakterin sesini de kullanabilirsiniz.

TEKNOLOJİYİ KULLANMAK

Guin, yazarlıkta teknolojinin nimetlerinden faydalanmaktan yana. Fakat başlığımız teknoloji olduğunda şöyle bir görüş öne sürdüğünü görüyoruz: Ursula “teknoloji” kelimesini, insanların “yüksek teknoloji” olarak algıladığını, teknolojiyi kaynak tüketen olarak bildiklerini, oysa bütün araçların, en basitlerin bile “teknoloji” olduğunu söylüyor. “Ben tükenmez veya kurşun kalemle ya da bilgisayarda yazıyorum. Benim işim bu. Teknolojiyi sürekli kullanıyorum, ama bilgisayarım ya da tükenmez veya kurşun kalemim olmasaydı, yazacaklarımı tahtaya ya da taşa veya öyle bir şeye kazırdım.”



Usta yazar Ursula K. Le Guin’in ışığında hazırladığımız bu yazının, kaleminize ilham olması dileğiyle…




Yazan: Hazal Kebabci Çizim: Fatma Erkuş









2010 · KAFKAOKUR