Gürültüde Yazmak


Şimdi, ben bunları yazarken, kaderimiz belirleniyor, bugün. Kalp atışlarının sesi bile gök gürültüsü gibi. Hayal kırıklığı korkusuyla kalbine umut etmeyi bile yasaklamış insanların kalp çarpıntısı bu. Bu gürültüde nasıl yazılır? Ne yazılır bu gürültüde?

“Geleceğe yazıyoruz” diyor bir çokları, “Çocuklarımız için, tarihe yazılsın diye”. Bugünü şimdiden dün ilan etmiş gibiyiz, ne acı. “Hızla yaşanıp bitsin gitsin” dediğimiz bir hayatta aslında hiç hatırlamak istemeyeceğimiz şeyleri gelecek için kaydedip durmak ne acıklı çelişki. Bugün geçip bitip gitsin istediğin şeyleri çocuklarımız niye bilmek istesin? Biz onlara bunları niye bildirmek isteyelim? Değil mi? Gelecek için yazmak ne umutsuz şey.

“Herkes bilsin diye yazıyoruz” diyor bazıları. Tarih hiç yazı ile değişti mi? İnsanlar, dönüp bakınca tarihe, yazıyla mı değiştirdiler dünyayı, dünyalarını? Değişim bir ceylanın doğuşu, bir çiçeğin tomurcuğu patlatışı ve bir balık yumurtasının okyanusa yem olmadan büyüyüşü gibi kanlı, acılı, savaşçı şey. Yazı kim ki? Yazı, kırılgan. Herkes kim hem? Tarihi herkes hep birlikte yapmaz. Rahmi geyiği doğururken yırtılan, tomurcuğu yırtıp çıkan, savaşan balık yavrusu yapar. Ömrünün kısalığına aldırmayan kelebekler, kendini rüzgara veren karahindiba çiçekleri, kendini unutmuş çocuklar... Bütün bunları, sonra, yazı yazan yazar. Yazı, tarihin küvezi. Ne doğuranı ne büyüteni. Kan akar, çocuklar doğar, kötüler iyileri yener, iyiler yola devam eder ve sonra biri “Zamanların en kötüsüydü. Zamanların en iyisiydi” diye başlar hikâyeyi anlatmaya.

“Aklımı korumak için yazıyorum” diyen de var, çıldırtıcı kalabalıktan ayrışmak için. Akıl, kalabalıktan ayrı bir şey değil. Kalabalık içinde oluşan şey akıl; öteki delilik, öteki acıklı, öteki yalnızlık, adlı adınca. Eğer yazarken kalabalığa kapıları kapıyorsan koruduğun şey aklın değil. Koruduğun başka şey; korkuların. Ah, insan! Ne çok karıştırır kendini korumakla korkularını korumayı. Ne ürkütücüdür korkudan kurtulmak. Korkmamaktan korkmak ne yanlış bir tanrıdır.

Ben niye yazıyorum bu gürültüde? Çünkü tarih yaz diyor. Tarih, şöyle fısıldıyor, gürültüyle: Sonunda mutlaka iyi bir şey olur. Sonra yine kötü bir şey olur. Ardından yine iyi bir şey... Hayat, devam etmekle ilgilidir. Hayat her şeyden daha fazla devam etmekle ilgilidir. Yazmak, devam etmektir. Ağaç, balık, ceylan... hepsi devam etmekle ilgilidir. Yazı, ağaca, balığa, ceylana benzer; benzemelidir. En azından onlardan aşağı kalır yanı olmamalı, diye düşünmeli insan.

Bu gürültü geçecek. Yeni bir gürültü başlamadan önce bir sessizlik olacak. Tarihe göre her gürültüyü bir utanç takip eder; çok bağıranların utancı. Kalp çarpıntısı seslerini bağırarak bastırabileceklerini sanan, sonra sesleri kısılınca yenilip utanmaya başlayanların zamanı. O zaman gelecek. Çünkü hep geldi. Bu gürültüyü de o sessizliği de yazıp sonra yeni gürültüde de yazmaya devam etmek gerekiyor. Çünkü düşünmek, sadece insana ait olduğuna inanmayı yeğlediğimiz bu yetenek, ancak hatırlamakla mümkün. Hafızası olmayan düşünemez.

Yazı, dün, bugün ve yarındır; hepsi birden, tek tek hiçbiri değil.

Bir defter al kendine. Küçük bir defter, cebe sığacak büyüklükte. Herkes yazar olmak zorunda değil, ama herkes yazmak zorunda. Kin biriktirip yarına bugünün rezaletini aktarmak için değil. Bugünün gürültüsünden kaçmak için değil. Dünü aklına kazıyıp durmak için de değil. Devam ettiğini kendine göstermek için yaz. Devam edeceğini yaz o deftere. Çünkü ceylanlar, balıklar ve yırtılan tomurcuklar bu bilgiyle devam ettiriyor dünyayı. Onlardan geri kalma. Yaz şimdi büyük harflerle. Devam! Ağır ağır insan olacaksın. Yazdıkça daha çok. Önce bir defter al kendine.

Ece Temelkuran

KAFKAOKUR Dergisi, Mayıs-Haziran 2017  Çizim: Eren Caner Polat
2010 · KAFKAOKUR