Güncemin Tarih/fsiz Sayfaları: Öksüz'ün Linda'yı Bahsettiklerindendir


İlkin bir güneş doğdu, sonra ay doğdu yıldızlar söndü, gün doğdu
ben öksüz, bir kasaba başka hüsran- yani diğer kasaba
kaç sahil kaç köyceğiz dolandım yetim başıma
Nasıl da büyüyor insan ama nasıl?
Zahmet çekerek, kin güderek ve nasıl da avunuyor heyhat!
İnsan bazen kaç yaşında büyür?
(çoğu zaman on yaşında ölüyor- bunu kavrayamıyorum Linda)

O insanlar geçti, insanlar durdu bir arnavut kaldırımlı sokaktan
İskemlenin ucunda dudaklarım kinayeli kalkıp gitmekler düşlemiş yakacıkları
ben öksüz, yüce yurttan kovulmuş- buralı değilim olmadım da
Ellerinde oklavalı hacerler bekledi kapıda koca memeleriyle, değmeyin
                                                        tanıdık yüzler okşuyor kuru avuçlarımı
Bir taşa su verdim büyümedi- bir taşa su verilmez dedim, umrumda değil
ben de büyüdüm o zaman koca adam oldum işte
Ama nasıl da büyüyor insan nasıl? (kovularak, aç kalarak, görülmeyerek
çünkü şehirli gürültüler bir başkadır, bir başka kaybolursun arasından)

Biz eski zamanlarda dudak bükerdik kadınlara, bozulmakta zorlanılan tövbelere
sarı dolmuş şoförlerine, yavrucaklık yapılmış örgülere
Sonra nasıl oluyor ama nasıl- tekrar doğup süt emiyorum göğüslerinden
                                              kül tablası dudaklarım her değdiğinde tenine
(her değdiğinde kendini bilmez iskele babalarını denizden söverdik)
Kaç provakatör martı, kaç dökük mavna birikmişse artık, sahile oturur
                                                                                 Linda ile seyrederdik

Şehrin en maganda yolu ile nergislerin birleştiği yerde
işte orada, bir sobalıda yaşamaya başladık lümpen hâlde
Artık yemekleri iki kişilik pişirdik, sıradan ne varsa alışmadık
hayallerimizden bir gök büyüttük, uzuvlarımızdan ter aktı deniz oldu
Biz her gece hiyerarşik sevişirdik- dokunmakların hep bir üstünlüğü vardı
Çünkü bilirim,
             bilirim bir şehri gece tanırsın, bir kadını gece

Linda olmak da kolay değildi elbet, Linda olmak zordu
pek çekti yazığım pek çekti güzelim- ancak bir kadın yaşı kadar büyüyebilmiş
                                                            kendini bana ayırmış pespaye değilken
(yani bir filizin tomurcuklarını pay etmesi göğüs uçlarına
yepyeni gelecekler hazırlar diyorum el değmemiş bebelere)
Nasıl da büyüyor insan ama nasıl- ben öksüz ana bilmez baba bilmez
yüce yurttan kovulmuş, buralı değilim ne yazık

Bir kuşu uçmaya iten nedir kavgalardan sıyrılarak?
Dolaşır uçsuz bucaksız enginlerde kanatları ve boş bir meydan düşer gökyüzüne
Çünkü serçe burjuva kuşu değildir- gece konar mahalleleri
Böylece bir olduk, yani ben ve Linda yemekleri iki kişi pişirdik
kaç bebe büyüttük yek emzikle (ben öksüz cahil, görmemiş
okulu bitirdim alfabeyi unuttum, öğretmenim beni sevmedi- ben onu sevdim)
Mazgallardan kokuşmuş aşk aktı lağımlara, bilmem nerelere
O ise uçan her şeyi sevmekle yetindi- kanatlanıp uçmak yerine

Sahi Linda, sen nasıl bir kadınsın? - ellerin büyülü değnekten hallice
kıskıvrak edilmiş bedeninde bir küçük çocuk yatar
gözleri yıldızlardan, kaşları ufuktandır- neşen bozulmayagörsün efendim
yağmur akar damlardan yazceğiz amenna
Melekler gibi uyursun yahut melekler sen gibi, kavrayamıyorum

Kavrayamıyorum belki bir gün doğar karanlık rahmetli olmadan
ve usulca şarkı söyler saç tellerin her rüzgâr estiğinde
Tüm şehir rahmetli olur- bir ben bir de sen kalırız yoksullukta
           Ah Linda, ah güzelim...
                        sana bu toprağın güneşe olduğu kadar muhtacım

                                                                                                    (gerçek aşkın öyküsüdür.)

Ömer Okatali 

KAFKAOKUR Dergisi, Aralık 2019  Çizim: Sanem Orak
2010 · KAFKAOKUR