Distopik Dünyaya Bir Bakış: George Orwell


İngiliz edebiyatının en önemli isimlerinden Eric Arthur Blair, diğer adıyla George Orwell adını distopya türünde ün yapan romanlarıyla duyurmuş, roman ve deneme yazarı; aynı zamanda bir gazeteci. Biz onu totaliteryanizmin karşısında, demokratik sosyalizmin yanında, döneminin en iyilerinden biri olarak gördük.

"Nasıl bir dünya yaratmakta olduğumuzu anlamaya başladın mı şimdi? Eski reformcuların hayalini kurduğu o enayi, zevk düşkünü ütopyaların tam tersi bir dünya. Korku, ihanet ve azap dolu bir dünya, ezmenin ve ezilmenin dünyası, kendini yetkinleştirdikçe daha az acımasız olacak yerde daha da acımasız olan bir dünya."

Orwell, 25 Haziran 1903 yılında Hindistan’da dünyaya geldi. Eton Kolejinde burslu okuyup mezun oldu ve o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma'da bulundu, kısa bir süre de olsa polis teşkilatında görev yaptı. Bu nedenle emperyalizme karşı duyduğu öfke ve sosyal adaletsizliğe karşı farkındalığında memuriyet döneminin payı büyüktü. Polis teşkilatından istifasından sonra 1933'te anılarını topladığı "Burmese Days" isimli kitabı yazdı. Aynı yıl yazdığı "Down and Out in Paris and London" adlı kitapta da Paris ve Londra'da geçen günlerini anlattı.

Gazete muhabiri olarak yer aldığı İspanya İç Savaşı'nda Cumhuriyetçi milislere katılıp teğmen rütbesine kadar yükseldi. 1938'de yayınlanan "Katalonya'ya Selam" adlı kitabında bu döneme ailt izlemlerini ve düşüncelerini aktardı. Sonrasında BBC'nin Hindistan yayınları bölümünün başına getirildi ve 1943'te Tribune gazetesinin edebiyat sayfasını yönetmeye başladı. Üstelik, 1984’te her türlü işkenceye maruz kalabileceğiniz bir yer olarak anlattığı "101 No'lu Oda"yı BBC'de yer alan ofisinden ilham aldı. Çektiği maddi sıkıntılardan sonra çok sevdiği yazar olan Jack London’dan ilham alarak yazar olmaya karar verdi.

1944'te Hayvan Çiftliği’ni, Rus devrimiyle Stalin'in devrime ihanetini siyasal fabl olarak yazdı. Başlarda bastıracak yayıncı bulamadığı kitap, ona büyük ün kazandırdı. Ardından 1949 yılında yayınlanan "1984" geldi. İki eser de sinemaya uyarlandı. Orwell, bu eserlerinde birçok kişiyi derinden etkiledi ve distopya türünün önde gelen isimlerinden oldu. Hatta, 1984 yılında keşfedilen asteroide Orwell'in ismi verildi. Orwell, Londra’da verem tedavisi gördüğü hastanede, 23 Haziran 1958’de hayatını kaybetti.

1984: Big Brother Is Watching You


George Orwell büyük bir ses getirip bir başyapıt olacak distopik romanı 1984’ü, 1947-1948 yılları arasında Zamyatin'in Biz adlı eserinden esinlenerek ilk olarak "Avrupa'daki Son Adam" (The Last Man in Europe) adıyla, İskoçya’da tam da verem ile boğuştuğu yıllarda yazmıştır. Orwell, kitabı yazdığı süreçte, gerçekten de gözetim altında tutulmuştur. Kitapta Okyanusya, Avrasya ve Doğuasya adında üç süper devlete bölünmüş bir dünyayı, birbiriyle aynı ve gözetleme üzerine kurulmuş iktidar politikalarını okuruz. Halk; İç ve Dış Parti üyeleri ve proleterler olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştır. Büyük Birader, İç Parti’nin vücut bulmuş halidir fakat varlığına dair bir kanıt yoktur. Orwell’in Büyük Birader’i yaratmasında ilham aldığı kişinin Stalin olduğu söylenmektedir. Kurulan bu düzende, insan iktidar tarafından kuşatılmış ve kaçıp sığınabileceği içsel bir boşluk bile bırakılmamıştır. İnsani olan her şey nesneleştirilir. Amaç iktidarın ideolojisine uygun yeni bir insan tipi, yeni bir toplum düzeni oluşturmaktır. İktidar, kültürel belleği yok etmekte ve toplumun yaratıcılığı ile özgürlüğünü engellemektedir. Romanda totaliter bir merkezi tek partinin yönetimi hakimdir. Halk, tele-ekranlar aracılığıyla devamlı olarak yetkililerin göz hapsi altındadır ve "Büyük Birader seni izliyor" sloganın sürekli hatırlatılmasıyla, korku yoluyla manipüle edilirler.

Orwell 1984’ü yazma amacını şöyle açıklar: "Geçtiğimiz on yıl boyunca en çok yapmak istediğim şey politik yazıyı bir sanata dönüştürmektir. … Çünkü ifşa etmek istediğim bazı yalanlar, dikkat çekmek istediğim bazı gerçekler var. … Görev, bu çağın bizi yapmaya zorladığı gerçek halk ve toplumsal aktiviteler yoluyla benim içime işlemiş olan hoşlandığım ve nefret ettiğim şeylerin uzlaşmasını sağlamaktır."

PANOPTİZM: Görünmeyen Bir İktidar Yaratmak

İktidar zoraki kölelik yerine gönüllü teslimiyetten, manipülasyonla elde edilmiş itaatten yanadır. Başkarakter Winston Smith, bu düzene aykırı gelip benliğinden sıyrılamamasıyla işkenceye maruz kalır. Orwell, işte tam bu noktada panoptik imgeyi kullanır. Yine aynı kökenden türemiş olan Panoptikon, bir hapishane inşa modelidir. Bina tasarımı, gözetleme konseptli yapılmıştır. Jeremy Bentham’ın yaratmış olduğu bu hapishane modeli halka şeklindedir ve halkanın ortasında hücrelerden tamamiyle saklanmış konumda gözlemcilerin kaldığı bir gözetleme kulesi vardır. Panoptikon'un amacı, hücrelerde saklanacak hiçbir yer bırakmaması ve dış cephedeki duvarın penceresinden gelen dış ışığın kuledeki nöbetçilere makhumların her hareketinin bir silüetini izleme olanağını sağlamasıdır. Gözetlenen kişi her yanlış davranışının ceza getireceğini bilir fakat davranışlarının ne zaman ve nasıl gözlemlendiğini bilmez. Böylece her zaman izlenme psikolojisine bürünür ve sistemin istediği gibi davranmaktan başka seçeneği kalmaz. 1984’te panoptik imge de Büyük Birader vasıtasıyla böyle kullanır. Sürekli izlendiğini düşünen toplum korkuyla manipüle olur ve buna göre hareket etmek zorunda kalır. Fakat gözetleyen kişinin varlığına dair bir kanıt yoktur, o her şeyi görür ve izler fakat kimse onu göremez.

HAYVAN ÇİFTLİĞİ: KARA MİZAH VE FABL

"Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir."

İçerdiği siyasal ve eleştirel mesajlarla “Hayvan Çiftliği” geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşmuş, pek çok dile tercüme edilmiş ve o dillerde yapmış olduğu baskı sayısı ile de dikkat çekmiştir. Ağırlıklı olarak alegori olmak üzere grotesk, hiciv ve kara mizahla yazdığı romanı, bugün artık dünya edebiyatının başarılı çağdaş klasikleri arasında yerini almıştır. Roman çağdaş bir mit ya da fabl olarak da ele alınmıştır. Hayvan Çiftliği politik düzen, sosyal ilişkiler, hiyerarşi ve sosyo-politik yozlaşma bağlamında büyük bir alegorik eserdir.

Kitap, bir çiftlikte yaşayan hayvanlar etrafında dönen bir fabl özelliği taşır. Çiftlikte yaşayan hayvanlar, domuzlardan biri tarafından kışkırtılır ve hayvanlar devrim gerçekleştirerek idareyi ele geçirir. Devrimciler her hayvanın eşit şartlarda yaşayacağı bir yasa hazırlar fakat yeni liderleri yasaları kendi çıkarlarına göre değiştirir ve çiftlikteki düzen baskıya ve acımasız bir diktatörlüğe dönüşür.

Hayvan Çiftliği’nde insanlar âlemi hayvanlar âlemi aracılığıyla, çeşitli benzetmeler ve derin karakter çözümlemeleriyle anlatılmış, kara mizah yoluyla toplum yapısı ve siyasal düzen eleştirilmiştir. Hayvanlardan her biri bir insan tipini sembolize etmiş; liderlere, siyasete ve yasalara göndermelerde bulunmuştur. Mr.Jones, emperyalist yönetimi, Napoleon Josef Stalin'i, hayvanlar ise halkı temsil eder. Kimilerine göre, Snowball Leon Troçki'yi, Koca Reis Karl Marx veya Vladimir Lenin'i, komşu çiftlik sahipleriyse Almanya ve İngiltere'yi temsil etmektedir. Eser, temel olarak Rusya’daki Sosyalist devrimini ve Stalinizmi ele alır. Orwell,SSCB’nin kuruluşuyla başlayarak meydana gelen olayları kara mizah yoluyla anlatmış ve totaliter rejime olan karşıtlığını 1984’te gördüğümüz gibi Hayvan Çiftliği’nde de işlemiştir. Eser , II. Dünya Savaşı yıllarında müttefiklerini ve Satlin’i kızdırmak istemeyen İngiltere'de sansüre uğramıştır. Kitap aynı zamanda Pink Floyd’un Animals albümüne ilham kaynağı olmuştur. Aynı zamanda "1984" ile birlikte yayımlanmalarından sonra Orwell, 40 yıl boyunca en çok dile çevrilen yazar olma rekorunun sahibi olmuştur. Her iki kitap da 65 dile çevrilmiştir.

Yazan: Hazal Kebabci, Çizim: Fatma Erkuş

2010 · KAFKAOKUR