Anemon


Ve işte bu da oldu. Islanmamış gözlerimi kör ettim. Uzun uğraşların sonuç vermemesi sebebiyle dün akşam çıktığım yolda gözlerimi kaybettim. Parmak uçlarındaki renkleri sağa sola yönelten, mavi bir beşiğin içinde yolunu unutan ve ha bugün ha yarın derken gülümsemesini evlerin dış kapılarının kolunda unutan insanlardan da; mahallenin aydınlık köşesinde itilen ve dondurmasını evvelsi gün düşürmüş, hayallerini göz pınarlarında saklayan ve aynı zamanda kulaklarını melodilerin yanılsamasıyla tıkamış çocuklardan da vazgeçtim. Gökyüzünde geçen masalları unuttum. Ezberimdeki şiirleri inkâr ediyorum. Köşeme çekilmeyi çok istiyorum fakat köşemi insanlara feda ettim. Yerimi yurdumu arıyorum kör gözlerimle. Utanmasam yarım bile kalacağım. Kulaklarımı tıkadım. Vazgeçtim gökteki uçakların çıkardığı sesten. Ben; artık genç yaşında toprağa küsen fakat yaprakları her daim doğaya hizmet eden, dallarından bile gözyaşı dökülen bir ağaç olmam. Yüzlerinizin ardına saklanan gerçekleri görebiliyorum gözlerim olmadan. Dün geceden beri körüm. Her şeyi görüyorum. Bazı alışkanlıklar da edindim. Sizlere ihtiyacım kalmadı. Dün gece sabaha kadar çiçek topladım. Her kulağa fısıldayıp sizlere yalnızca korku veren fakat sadece yaşayana görünen ölümü, yüzünüze kapanan ve hatta hiç açılmayan kapıları, gösterdiğiniz acıları, sakladığınız yaraları, sevmediğiniz anıları, bakmadığınız resimleri, giymediğiniz elbiseleri, eski kocalarınızı, hayallerini bilmeden ellerinden tuttuğunuz kadınları, umutları, kaygıları, apartman kapılarında günlerce bekleyen ve krizin en çok vurduğu hayat kadınlarını, terminallerde sadece bazı insanların görebileceği yerdeki boş bira kutularını, bugünü, yarını, yazdığım ve yazamadığım tüm şiirlerimi, ezberlerimi, sizlerin gözlerinden insanları ve söylemediğiniz tüm yalanları düşündüm sabaha kadar. Şehre kıyameti getirdim. Elimde onlarca çiçek vardı. Kaybolmuş sayılmazdım ellerimdeki çiçekler yürüdüğüm yolu önemsiz kıldı. Her gördüğüm çiçeği kopardım. Kopardıklarımdan bazıları çiçek değildi. Boşluğa baka baka yürürken hep düşündüm. Elimdeki bir çiçek hep dikkatimi çekti. Her sustuğumda gözlerimin önünde belirdi. Bu çiçeğin bir şiiri olmalıydı. Oysa ben şair olmaktan on yedi yaşımda vazgeçtim. Çiçeğin ismini Nazan koydum.

Dün gece bir romana başladım ilk sayfasında kitabın sonu yazıyordu. Düşündüm. Dün geceden beri çaresizim. Yükümü hafifletemiyorum. Sevdiğim kadının adındaki harflerden şiir yazmakta buluyorum çareyi. Oysa ben nazımı nesre karıştıran biriyim. Elimden fötr şapkalarınızı çıkarmak gelmez. Artık kör biriyim yalnızca. Huysuz bile değilim fakat gerçek olmayan kahkahalarınızdan, çiçekleri saksılara mahkûm etmenizden, kitaplarda sözcük değil de olay örgüsü aramanızdan nefret ettim. Bu yollardan yürüye yürüye geçtiğim için anlıyorum sizleri fakat elimde sizlere verebileceğim bir aklım bile yok. Yaşadığım hayat bana sadece birkaç cümle ve bazı korkuları verdi. Korkularımı zihinlerinize sunmak isterdim. "Birçok şeyin bambaşka olmasını isterdim." Yürümekle yetinmemek isterdim. Kopardığım çiçeklere mahcubum. Hayatlarını yüzümü unutmuş bir kadın uğruna çaldığım için cezam müebbet olmalıdır. Işıklarım her daim sönük. Kör oldum beni göremezsiniz. Bedenimi toprağın altına attığımda içimde hâlâ bir kadının yaşadığına emin olmalısınız. Odamdaki duvardan indirdiğim fotoğrafın izinden utanıyorum. Kör olmasam duvara karşı ağlardım.

Şimdi ben çok uzak bir vilayette her akşam, sevdiğim bir arkadaşımla, bazı yıldızlara bakarak ciğerlerime yaşadıklarımı çekiyorum. Her akşam mutsuz olmak üzere buluyorum kendimi. Kör olduğum aklıma geldikçe susuyorum. Ben konuştukça zihnim konuşuyor. Zihnim susunca yüzümü unutan kadın karşımda beliriyor. Bunaldım bazı zincirlemelerden. Cümle kurmaktan, susmaktan, insanlara doğruları bir yalan gibi anlatıp köşeme çekilmekten yoruldum. En çok da yorulmaktan yoruldum. Şimdi sizlere bir roman okusam romanın sonunda âşık olmuş kör adamı öldürürüm. Sonrasında beni köşemde bulmak zorunda kalırsınız. Ben insanlar tarafından bir yerde bulunmayı, saklandığım yerden çıkarılmayı ve bazı malûm çiçekler eşliğinde uğurlanmayı dün geceden beridir özlüyorum. Sonunda bu da oldu. Yılları, günleri ve saatleri kenara attım. Dirseklerim paramparça.

Nazan burada olsa beni anlardı. Muhtemelen bana hak vermezdi. Kör olmadığımı bana tane tane anlatır arada bir gülümserdi. Ben ise ona dün gece yaşadıklarımı birkaç sözcükle anlatır; zihninde canlanan çiçekleri, figürleri, boş beyaz duvarları gözlerinin içine baka baka izlerdim. İnsanlığa olan öfkemi kapımın önünde kusup Nazan'a çıplak ayaklarla gelirdim. Bu dünya beni şiir yazmaya zorluyorken Nazan'ın sarı saçlarına çok çabuk kanabilirdim. Nazan'a delirmediğimi anlatmak istiyorum. Onu haklı bulduğumu yüksek sesle söylemek en büyük hakkım. Birçok şeyi tersine çeviren Nazan'ın çok büyük bir suçlu olduğunu savcı beylere anlatmak isterim. Yarım kalan her cümleden böylesine nefret ediyorken Nazan'a olan sevgim toplumu derinden etkilemektedir. Kâğıtlara kustuğum kinimden de, Nazan'dan da özür dilerim. Kör oldum. Ben konuştukça zihnim konuşuyor. Ben sustukça Nazan geliyor. Ben sağa gittikçe sola sapan ruhumu zapt edemiyorum. Aldığım her nefeste Nazan'a yaklaştığım için yaşıyorum. Dün gece kör oldum. Sadece Nazan'ı görüyorum.

Mustafa Çoban

KAFKAOKUR Dergisi, Kasım 2019  Çizim: Nilay Adlim
2010 · KAFKAOKUR