"Yazma Sanatı" Üzerine


Stephen King’e göre yazmak telepatidir. Okumak için elimize aldığımız kitapların, dergilerin, yazılanların bizi mevcut andan alıp olmadığımız bir zamana, o zamanda ortaya çıkmış düşünceleri ve görmediğimiz olayları algılama durumuna getirdiğini hesaba katarsak bu, çok da yanlış bir tanımlama sayılmaz. Yazma sanatı üzerine, özellikle severek okuduğumuz yazarların kaleminden çıkmış, kaynaklara ulaşabiliriz. Bence, bunlar arasında en samimi olanlardan biri Stephen King’in Yazma Sanatı adlı kitabı. King’in kendi hikâyesini anlatarak başladığı kitap, yazmak üzerine tamamen kendi fikir ve deneyimlerini paylaştığı bir bakış açısıyla devam ediyor.

Yazma sanatını icra etmek isteyenler için akademik olmaktan ziyade deneyimlere dayanan tavsiyeleri barındıran kitapta King’in vurguladığı noktalardan ilki, kendinize yazmak için özel bir alan inşa etmenizin gerekliliği. Bu alana zevkinize göre bir masa yerleştirin, burası ve bu masa yalnızca belirli bir amaç için kullanıldığından her görüşünüzde size amacınızı hatırlatacaktır. Masanızın başına yazmak için hangi motivasyonla oturmuş olursanız olun işe, asla hafife almadan başlamalısınız. King bunu mizahtan uzak durmanızı veya yalnızca saygılı olarak, kurallara uyarak yazmanızı vurgulamak için söylemiyor, kendinize ve yazacağınız herhangi bir şeye olan inancınızı, buna verdiğiniz önemi unutmamanız gerektiğini belirtmek istiyor. Bir şeyler üretiyorsanız, sizi yetersiz olduğunuza inandırmaya çalışacak kişiler ve etkenler olacaktır; vazgeçmeyin. Ona göre, yazmayı hafife alıyorsanız, o masaya hiç oturmamanız daha iyi.

Yazarken kullanmanız gereken kaynaklarınız arasında en değerlisi kelime dağarcığınızdır ve King tabii ki kelime dağarcığınızı geliştirmeniz için bol bol okumanızı öneriyor. Okumaya vaktiniz yoksa, yazmaya da vaktiniz veya donanımınız olamayacağını belirtiyor. “Kitaplar eşsiz bir şekilde taşınabilir büyülerdir,” diyen yazar, sinema lobileri, bekleme salonları, uzun kuyruklar gibi bekleyerek zaman geçirmek zorunda kaldığınız anların, küçük yudumlarla da olsa okuyarak değerlendirilebileceğini söylüyor. Hatta kendisi sesli kitapları arabada dinleyerek yolculuklarını da değerlendiriyormuş. Zevk alarak bu yoğunlukta okuyor olmak hem yazmak için yaratıcılığınızı arttıracak hem de kelime dağarcığınızı zorlamadan, doğaçlama bir biçimde geliştirecektir. Ancak King, yazarken kısa ifadeler kullanmaktan utanıp bunun yerine uzun ve süslü sözcükler ve benzetmeler tercih etmeye çalışmanızın yazınıza yapacağınız en büyük kötülüklerden biri olacağını da belirtmiş. Sade ve direkt sözcükler kullanmanın ve ilk aklınıza gelen renkli ve uygun kelimeleri tercih etmenin en doğru yöntem olacağını unutmayın. Çok okuyarak edinmiş olduğunuz geniş kelime dağarcığınız size en doğru sözcüğü ilk anda sunacaktır.

Stephen King’in vurguladığı bir diğer nokta, gramer kurallarına uygun cümleler kurmanın güvenilirliğidir. Metnin, kabul edilmiş gramer kurallarına uyularak yazılması, anlaşılırlığını arttırır ve kafa karışıklığını minimize eder. Bu da yazan kişinin zihninden okurun zihnine giden yolda daha az engebe demektir. Elbette, pek çok iyi yazar farklı ve daha derin anlamlar yaratmak adına bazen bu kuralları göz ardı ederek cümlelerini bir araya getirir. Önemli olan eseri oluştururken art arda gelen bu cümlelerin tutarlılığı ve anlamlılığı konusunda emin olmak ve ne yaptığını bilmektir. Bundan emin olacak bilginiz yoksa ortaya çıkan işten de emin olamazsınız. Bu durumda dil bilgisi kurallarına hâkim olmak kurtarıcı olacaktır.

King, dil bilgisi başlığı altına iliştirebileceğimiz, yazılırken yapılmasından nefret ettiği iki konudan daha bahsetmiştir. Bunlardan ilki; sürekli pasif cümleler kullanılması. (Örneğin; “Kalemi aldı.” aktif, “Kalem alındı.” pasif bir cümledir.) Bu tarz cümleler gerektiği yerlerin dışında sıkça kullanıldığında metne dolambaçlı bir hâl katarak metnin daha zayıf gözükmesine neden olacaktır. King’e göre, çekingen yazarlar pasif cümleleri kullanmayı seviyorlar; pasif cümlelerde başa çıkmak zorunda olacakları pek fazla hareket olmuyor ve onlara bu daha emniyetli geliyor. Aynı zamanda, bu tarz cümleler resmi bir anlam kattığı için daha ihtişamlı gözüküyor da olabilir. Ama King, bunların ancak kullanma talimatları veya avukat sözleşmeleri kadar ihtişamlı durduğu eleştirisini getiriyor. İki konudan diğeri ise; sık sık zarf kullanılması. King, gereğinden fazla zarf kullanımının da zihnen çekingen yazarlar tarafından yapıldığını düşünüyor. Yazan kişi kendini ve aklındakini, zihnindeki resmi yeterince iyi açıklayamadığını düşündüğünde zarf kullanımına sarılıyor, ki bu da yine anlatımı zayıflatan bir etki yaratıyor.

Yazarken dikkat edilecek bir ayrıntı da paragraflar. Paragrafların görünümünün de içeriğinin de önemli olduğunu söylüyor King. Özellikle kurgu yazıda paragraf oluşumunun çok daha az planlı olduğunu ve yazarken bu paragrafların yerini çok düşünmemek gerektiğini belirtiyor, gerektiği yerde hoşunuza gitmediği noktalarda düzeltmeleri sonradan yapabilirsiniz. Çünkü paragraf yapmak için uğraşırken anlatımın doğal akışını bozma riskini almanıza gerek yok. Bol bol kurgu okudukça ve yazdıkça paragrafların kendi kendine ortaya çıkışlarına şahit olacaksınız.

Masanıza oturdunuz, zihninizi ve mekânınızı hazır hâle getirdiniz ve kaleminizi elinize aldınız. Peki şimdi ne hakkında yazacaksınız? Stephen King “büyük soru”nun bu olduğunu söylüyor ve ona büyük bir cevap veriyor: “Ne biliyorsanız onu yazacaksınız.” Tabii, ne bildiğiniz konusunu çok kapsamlı ele alarak başlamalısınız. Teori ve pratikte bildiklerinizin yanında kalbinizin ve hayal gücünüzün de bildikleri vardır. Bunlara açık olmak, özgün ve yaratıcı yazmanızın anahtarı olacaktır. Bunun yanında King, yapacağınız en büyük yanlışın çevrenizi ve diğer yazarları etkilemek yahut yalnızca para kazanmak için bir şeyler yazmanız olacağını söylüyor. Ona göre; hoşunuza giden şeyleri yazmalı, gerçek hayatı ve iş, aşk, dostluk ilişkilerinizi, deneyimlerinizi buna ekleyerek harmanlamalısınız. Ve bildiklerinizi de öğretmek için değil, hikâyeyi zenginleştirmek için kullanmalısınız.

Stephen King’in gözünde hikâyeler ve romanlar üç bölümden oluşur; “öyküyü bir noktadan diğer noktalara taşıyan akış, okur için gerçeklik sağlayan tanımlamalar ve karakterlere hayat veren diyalog.” Bunların belirli bir taslağı olmadığını ifade eden King, yaratıcılık aşamasından onların kendi kendilerine oluştuğuna inanmaktadır ve yazarın görevinin onlara büyüyüp gelişmeleri için alan açması olduğunu söyler. Bu yöntem yazan kişiyi özgürleştirecektir ve yazar kroki çıkarmaya çalışmaktan daha eğlenceli bir yol izlemiş olacaktır. Yazarın elinde güçlü bir “durum” olması kroki ile ilgili sorunları ortadan kaldırır. En ilginç “durum”ları ortaya çıkarmak için “... olsa ne olurdu?” sorusunu kullanabilirsiniz. (Örneğin; “Vampirler küçük bir New England köyünü işgal etse ne olurdu?” vb.)

Betimleme, öyküde akışı sağlamak adına önemlidir. King, betimlemelerini yaparken okura ne yaşatmak istediğini gözünün önüne getirir ve zihninde gördüklerini kağıda döker. Betimlemeyi düzgün bir biçimde yapmanın zor olduğunu belirtir çünkü yetersiz betimleme okuru kafa karışıklığına itip dışarıda kalmasına sebep olabilirken aşırı betimleme okuru ayrıntılara boğarak hayal gücüne alan bırakmaz. Orta noktayı bulmak önemlidir;

“Betimleme yazarın hayal gücünde başlar ama okurunkinde bitmesi gerekir.”

Diyalog ve karakterlerin oluşturulması birlikte ele alınabilir. Çünkü diyaloglar, tüm tanımlamaları geride bırakarak bir karakter hakkında en önemli bilgileri ele verirler. Diyalogları ve karakterleri geliştirmenin en iyi yolu çeşitli insanlarla iletişim kurmak, çevreyi gözlemlemek, insanların davranışlarına, verdikleri tepkilere dikkat etmek ve bunları dürüst ve net bir şekilde hikâyeye işleyerek kağıda aktarmaktır. Kısaca yapmanız gereken; “bakmak değil görmek, duymak değil dinlemek,” diyebiliriz.

King’e göre kurguda tema ve sembolizm hiçbir zaman hikâyeden önce gelmemelidir. Bir kitap yazmışsanız bitirdikten sonra okuyup onun neden bahsettiğini, ne anlatmak istediğini kontrol edersiniz. Gerekli değişiklikleri ilk müsveddeniz üzerinden yapabilirsiniz. Kurguda, bir tema seçip bunun üzerinden sembolizm ve hikâye devşirmek ise iyi bir sonuç vermeyecektir. Kitabınızı yazdığınızı ve bitirdiğinizi varsayalım. King, bittiğine inandığınız bu noktadan sonra, en az altı hafta dinlenmeye bırakmanızı ve ondan sonra kontrol etmenizi tavsiye ediyor. Bu dinlenme süresinin ertesinde kitabınızı tekrar okuduğunuzda sanki siz değil ruh ikiziniz yazmış gibi hissedeceksiniz, böylece konu ve karakterler ile ilgili boşlukları, hataları daha objektif bir biçimde görebileceksiniz. Bunun yanında, fikrine önem verdiğiniz ve yaptığınız işi anladığına inandığınız özel bir kişi seçip ona “İdeal Okur” diyebilirsiniz. Böylelikle, yazarken onun gözünden nasıl görüneceğini düşünerek dışarıdan bir bakış açısını her zaman yanınızda taşımış olursunuz. Kitabınız bitip müsveddesini “İdeal Okur”unuza okuttuğunuzda, onun size makul gelen fikir, öneri ve eleştirilerine dikkat etmeniz yararınıza olacaktır.

Son olarak bu kitabın en güzel özetini şu cümleleri ile yine Stephen King yapıyor:

“İnsan, para kazanmak için, ünlü olmak için, kızlarla çıkmak için, ileride rahat etmek için veya arkadaş kazanmak için yazı yazmaz. Yazdıklarını okuyanların hayatlarını ve kendi hayatını zenginleştirmek için yazar. Ayakta durmak, iyi olmak ve kendini aşmak için yazar. Bir de mutlu olmak için, tamam mı? Mutlu olmak için. Bu kitabın bir kısmı - belki çok fazla kısmı - yazı yazmayı nasıl öğrendiğimle ilgili oldu. Çoğu da, size daha iyisini nasıl yapabileceğinizi anlatmak içindi. Geri kalan -ve belki de en iyi kısmı ise bir ruhsat belgesi: yapabilirsiniz, yapmalısınız ve eğer başlayacak cesaretiniz varsa başlayın. Yazı yazmak bir sihirdir, diğer tüm yaratıcı sanatlar gibi hayatın suyudur. Su bedava. Öyleyse için. İçin ve kanın.”

Merve Özdolap

KAFKAOKUR Dergisi, Ağustos 2018
2010 · KAFKAOKUR