Sıra Dışı Bir Asgari Müşterek: küçük İskender


Birbirleri hakkında sürekli dedikodu yapmaları, birbirlerini devamlı olarak aşağılamaları ve hakir görmelerine rağmen, şairlerin –hem de çok azını dışarıda bırakarak söyleyebilirim bunu– bir çeşit ruh akrabası, bir çeşit kardeş olduklarını düşünürüm. Elbette şunu da biliyoruz, farkındayız; kardeşler arasında aynı evde olmaktan, aynı evi paylaşmaktan kaynaklanan tuhaf bir bıkkınlık ve kıskançlık olabilir. Fakat her hâlükârda kardeşler, birbirlerine hiç benzemeyen ruh hâllerine sahip olsalar bile, zor günde, darlıkta yine birbirlerine sarılıp yaralarını tamir etmeyi becerebilirler.

Ve İskender, bu düşman kardeşleri bir araya getirmek konusunda her zaman başarılı oldu. Bunu bile isteye yapmadı elbette. Zaten böyle bir şeye soyunmazdı da. Çünkü umurunda olmazdı. Onun mahareti, ne türde yazıyorsa yazsın veya hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun, genç şairi her zaman savunması ve ona bir yol açması olmuştur. İskender’le bizzat tanışmayanlar bile, kendisine en küçük de olsa edebi anlamda bir borçlanma içine muhakkak girmişlerdir. Girmişlerdir; çünkü yıllardır Varlık’ta gençlerin, yeni yeni şiir yazmaya başlayanların metinlerini değerlendiren İskender, onları bu sayede özendirmiş, geniş şiir beğenisiyle, birbirine taban tabana zıt temaları işleyen şairleri bile ön yargısız biçimde ele almış ve özgün bir sesi olduğunu düşündüğü her şiiri yayımlamıştır. Yalnızca bu sebeple bile bizim kuşağın veya bir alt kuşağın İskender’e borcu büyüktür. Çok açık ki İskender, Varlık’ta bu sayfaları yaparken ben de ona şiir gönderen genç şairlerdendim. Bundan tam on altı yıl evvel, Varlık’a gönderdiğim şiirlerden birini beğenmiş ve o ayın yayımlanmaya değer olan şiirlerinden biri olarak dergide yer vermişti. Tarih, Aralık 2003.

Sonraları, küçük İskender’le bir iki vesileyle görüşme durumumuz oldu. Ama bu bir iki görüşmede de hiçbir zaman bir samimiyet geliştirmedik. Yüzeysel ve mesafeli görüşmelerdi. Herkesin bildiği gibi, İskender uzun süre boyunca da şiir akşamları yapmıştı. Ve özellikle genç şairler için bu akşamlar, hem bir buluşma hem de şiirlerini ilk kez ortaya çıkarma fırsatı anlamına geliyordu. Üstelik şiirlerini okuyup bu sayede metinleriyle alakalı geri bildirim alma şansı da elde etmiş oluyorlardı. Başka bazı edebiyatçıların çok sevdiği, fakat benim pek hazzetmediğim bu “edebiyatçı buluşmaları”na ben pek katılmazdım. Nitekim, yaş ilerledikçe daha da mesafeli olmaya başladım. Fakat diğer yandan, edebiyatla haşır neşir olduğumuz ve bir ucundan edebiyat dergiciliğine bulaştığımız için, hem yaşıtlarımızla hem de üst kuşaklarla bir şekilde iletişim sağlıyorduk. Zaten bunlardan bir kısmıyla dost ve arkadaş olduk. Yoğun olarak görüşmeye başladıklarımız oldu. Ancak bir kısmıyla da görüşmelerimiz daha uzun bir vadeye yayıldı ve arada büyük zaman sıçramaları oldu. Fakat ne olursa olsun, bir araya gelindiğinde, aradaki zamanı bir şekilde teğelleyen ve muhabbeti kaldığı yerden devam ettiren bir kaynaşma oldu hep. Ama şimdi; yaşımız kırka doğru paldır küldür ilerlerken şunu fark etmeye başladım: Son birkaç yıldır ne kadar çok cenazeye gittik, ne kadar çok edebiyatçı, yazar, şair cenazesinde bulunduk, ne çok edebiyatçıyı uğurladık son yolculuğuna… Bizden iki kuşak, hatta bir kuşak üsttekilerin ölümlerini bile görmeye başladık. Ve ister istemez –Cahit Sıtkı’nın dediği anlamda– yolun yarısını henüz geçmişken ölüm duygusu içimize yavaş yavaş çöreklenmeye başladı bile.

Tarih, 4 Temmuz 2019. İskender’in tabutu, Ortaköy Büyük Mecidiye Cami avlusunda bekliyor. Bir edebiyatçı cenazesinden daha fazla bir kalabalık var etrafta. Ama en çok da şairler... Genç şairler. İskender’le bir şekilde teması olmuş, onun yol gösterdiği veya yalnızca şiirlerini okuyup birkaç kelam ettiği genç edebiyatçılar var. Hiçbirinin şiiri birbirine benzemese de, İskender onların asgari müştereği olarak hepsini burada buluşturuyor. Düşünüyorum: Sıra dışı ve aykırı bir şair, yer yer deneysel metinler yazan, edebiyatın birçok alanında eserler veren ve üstelik edebi türler arasında sınır ihlalleri yapan bir şair nasıl oluyor da kendisinden bir ve hatta iki kuşak sonraki şairlerle bile bu derece temas kurabiliyor?

İskender, Varlık’ta uzun bir zaman dilimi boyunca genç şairlerin şiirlerini değerlendirirken hem yolun başındaki şairlere ufak tefek edebiyat tüyoları veriyordu hem de kendi şiir anlayışına, şiiri algılama ve alımlama şekline dair birtakım ipuçları ortaya koyuyordu bu yazılarında. Şimdi tam hatırlamıyorum ama söylediği bir cümle var ki yıllar boyu aklımdan hiç çıkmadı, muhtemelen çıkmayacak da... Kendi kuşağı veya üst kuşaktan “yaşlı” şairlere seslenerek mealen şöyle bir şey diyordu: “Genç şairleri dikkate alın, önemseyin. Çünkü tabutlarınızı onlar taşıyacak.”

Omuz verdiğimiz İskender’in tabutu çok hafifti. Sanki içinden uçup gitmiş gibiydi. Zincirlikuyu’da onu mezara bırakırken etrafındaki insanların saatlerce orada, o mezar başında kalacakları; dahası, bu mezarın artık bütün dışlananlar, kovulanlar, meczuplar, kargışlananlar için bir dergâh olacağı çok belliydi.

Şimdi gidin bakın, mezarının üstünde bir rüzgârgülü var.

Yavuz Türk

KAFKAOKUR Dergisi, Ağustos 2019  Çizim: İpek Kömürcü
2010 · KAFKAOKUR