Kuşatılmış

çizim: duygu topçu

Kuşatılmış kalelere dönüyorum, gözlerin kanıma dâhil olunca
Bu kainatın en derin dekoltesi olmalı gözlerin
Tüm dikkatim kanımdan çekiliyor sanki iki apokaliptik mıknatıs tarafından
Ve adım Demir’den dövüldü benim Tanrı’nın tezgâhında.

Manik depresif bir rüzgârın tavrını bürüdüm ruhuma
Coşkunluğumda yağmaladım, kanıma kattım aşk denen ağacın yapraklarını
Yatıştığımda hepsini yerçekiminin çıplak kollarına bıraktım
Viyana valsiyle ağır ağır süzüldüler ömürlerinin son dansına duran meftun kelebekler gibi.
Hiçbir ölüm bu denli ritmik ve zarif olmamıştı
Ve gözlerin hiçbir suça böylesine iştirak etmemişlerdi şimdiye kadar.

Bu kainatın en kalabalık gezegeni olmalı o gözler
Hatta Themis’in ıssızlığına, bakışsızlığına ve başı fena hâlde dönen terazisine inat 
ağırlığını koruyan iffetli, adil iki Tanrıça,
birinin gördüğünü diğeri susmayan.
Adı ne okunursa okunsun, mistik birer varlık onlar.
Tüm inancımı göğsümden söküp yerine o gözleri koydum
Ve coşkunluğumda, yerden yaklaşık on dokuz metre yükseklikteki bir duvardan, göğsümdeki seli İbranice ağladım.
Yatıştığımda yerçekiminin çıplak, ıslak kollarındaydım.
Kaybedilen savaşlara dönüyorum gözlerin kanıma dâhil olunca
İşgale uğramış bir b’aşk’ent adım tarihe kalbimin kanıyla yazılan
O gözler bir şövalyenin zırhını delen iki titanyum mızrak
Ve ben Eros’un işgüzarlığına yoruyorum bunu.
Dizlerim yerçekimine yenik düşüyor hayattan kopan yapraklar gibi ağır ağır
Dudaklarımda tüm dinlere ait kutsal bir rutin
Kan gövdemi götürüyor yalnızca, ruhum hâlâ yerinde, sende, gözlerinin içinde.

Emre Demir
KAFKAOKUR Dergisi, Haziran 2019
2010 · KAFKAOKUR