Kuryelere Servisimiz Vardır

çizim: ezgi karaata

Yıllardır pahalı diye almadığımız klimayı ilk sorduğumuz zamandaki fiyatın İki katına aldık... Sanki ilk sorduğumuzda ucuz gelmiş de fiyatının artmasını beklemişiz gibi oldu. Klimayı kurduktan sonra bir hafta boyunca her gün sandalyeye çıkıp etrafında çizik var mı diye baktım. Evin farklı köşelerinde durup soğuk üflemediği bir yer var mı diye cihazda hata aradım ama yoktu. Birine sonsuz masaj yaptırmakla bir cihazın sen daraldığında seni serinletmesi insana kendini kaliteli hissettiren bir şeylermiş. O yokken pencereleri kapıları açıp ceryan yapan yerde duruyordum. Ev o kadar güneş alıyor ki güneşin doğuşunu ve batışını panoramik bir şekilde izleyebiliyorsun.

Babadan kalma bir ev. Babam sağ. Bunu neden “babadan kalma” dedikten sonra söylemek zorunda kalır insan bilmem. Ömrü uzun olsun evi bize verdi, kira ödemediğimiz için evi yaşanabilir hâle getirme parası harcıyoruz sadece.

Semt biraz tedirgin edici bir yer olduğundan eve siparişe verdiğim zaman gelen kurye arkadaşlar beni ne bu semte ne bu eve yakıştırıyorlar. Geçen gün döner ayran söyledim. Kuryeye kapıyı açtığımda, adamın beni TV’den tanıyıp ilk söylediği şey, “Senin burda ne işin var abi?” oldu. Salakça bir tebessümle, “Ben burada oturuyorum,” dedim. Adamı inandırmaya çalıştım. “Ama ev babamın üstüne,” falan derken araya girip “Abi taşınsana o kadar para kazanıyorsun,” dedi. “Ne kadar?” diye kendi maaşımı gelen kurye arkadaşa sordum. O da “20-30 arası falan” dedi. “Piyasaya göre düşük mü alıyorum acaba?” diye sordum. Dönerimden bir ısırık alıp ayranımı çalkalamaya başladım, açtım çünkü. Kurye arkadaş konuşmaya devam ettiği için yemeğimi kapının önünde ve ayakta, kuryenin karşısında yiyip bitirdim. Kurye arkadaş kazandığımı sandığı para üzerinden birkaç yatırım önerisinin ardından “Abi ödeme nakit mi kartla mı?” diye sordu. “Bahşiş nakit, ödeme kartla,” dedim. Pos makinesinden bir türlü sinyal alamıyordu. Cihazı balkona çıkartmamı söyledi. “Telefon da evin bazı yerlerinde çekmiyor,” dedim. Evi kötülemeye başladığımı fark ettim. “Bu ne abi ya?” diye seslendi. “Ne oldu ki?” dedim. “Abi sana insanların istediği zaman ulaşması gerekli, böyle olmaz,” diye yorumladı. “Çık bu evden,” diye tekrar bağırdı. Ben balkonda pos makinesine sinyal ararken “Oldu!” diye bağırdım. Sinyal gelince o da bağırdı: “30 lira çek!” Bundan sonrasını bağırarak konuştuk. Ben balkonda o evin kapısının önünde olduğu için. Yanına geldiğimde bana bağırmaya devam ediyordu. Teşekkür edip kapıyı kapattım. Tekrar çaldı kapı, açtım. “Abi hiç söylemiyorsun fotoğraf çekmeyi unuttuk.” Bunu ben söylesem insanlara, nasıl bir deli olurum acaba diye düşünürken birbirinden eğlenceli selfieler çekti kurye. “Bir de bumerang yaparız artık,” dedi. Ben sabit durdum, o aşağı indi çıktı. Beğenmedi, ben sağa sola götürdüm kafamı o aşağı indi çıktı. Derken karşı komşum Füsun Teyze “Cihan oğlum eşin evde yok mu?” diye sordu. Kurye hızla uzaklaştı. Hızla uzaklaşmaması gerekliydi. O kadar hızlıysa benim siparişim neden bu kadar geç gelmişti? Gitmemeliydi ama gitmişti. Füsun Abla cümlesine devam etti: “Sabile yok herhâlde, geldiğinde konuşurum ben onla iyi günler.” Kapısını kapattı ama kapatmamalıydı. Ne konuşacaktı ki karımla, ne gördü de ne konuşacak falan derken buldum kendimi... Eşim döndüğünde ona durumu anlattım. Füsun Abla anlatmadan ben anlatmalıydım çünkü. Çok eğlenmiş olacak ki çocuğu merak ettiğinden o da sipariş vermek istedi. “Ben aramam,” dedim. Kendisi arayıp siparişi verdi. Bi’ yarım saat sonra yanında iki çalışanla birlikte geldi, hatta birisi mutfakta çalışıyor olmalı ki üstünde yemek lekeleri olan önlük vardı. “Bakın inanmıyordunuz burada oturduğuna, alın işte,” dedi. Söz söyleme sırası bende sanıp “Hoş geldiniz,” dedim. “Hoş bulduk,” deyip içeri girmeye çalıştı kurye ve garson olduğunu tahmin ettiğim kişi ama şefleri, “İşimiz var sonra gelelim abi,” dedi bana. Konuşmama hakkımı kullandım. Farklı kombinasyonlarla fotoğraflar çekildik üçlü, ikili, hepsiyle tekli. Bir fotoğrafta ben yoktum hatta. Onları çekmiştim. Sonra gittiler… Dönerleri fena değildi ama inanılmaz ilgiliydiler diyebilirim.

Eşim geçen ay yazmıştı, ona söz verdim Kafkaokur’da beraber yazacağız diye, şimdi yazı sırası onda:

Geçtiğimiz ay Cihan Talay’ın “Hoş Geldim” yazısında kendi hayatımızdan biraz bahsetme imkânımız olmuştu... 13 yıllık bir hikâye demiştik... Mücadeleyle, gözyaşıyla, arada hüsranla ama aşk dolu bir hikâye diye bahsettik geçmişimizden... İleriki yıllarda yine anlatabileceğimiz ama şimdiki dönemlerde yaşadığım tecrübelerden bahsetmek istedim sizlere... Birkaç saat önce telefonum çaldı. “Dergiye yazı yazacağım sen de bir şeyler yazmak ister misin?” diye sordu Cihan. Beraber geçirdiğimiz süre boyunca hep birbirimize destek verdik ancak ilk defa birlikte bir şeyler yapıyorduk. Ne yalan söyleyeyim çok heyecanlandım... Evimizde bana ait bir bilgisayar olmadığından elime hemen kurşun kalem ve beyaz bir kâğıt aldım. Ayrılık, yazdım. Alışkın olduğun bir şeyden ayrılmak... Yakın dönemde işimden ayrıldım. Bana hep kışı yaşatan işimden... Çok da eğlenceli oldu. Hastane odasında karar verdim buna. Bazı kayıplarda sessizlik yaşanır ya, hayatım boyunca tekrar aynı sessizliği yaşamamak adına hiç de zor olmadı bu kararı vermek. İyi denilebilecek bir eğitim aldım, spikerlik mezunuyum aslen. Son birkaç aydır hayatımda oluşan kocaman bir “es”i nasıl geçirdiğimi, hayatı nasıl yaşadığımdan bahsetmek istedim. Daha çok kitap okumaya başladım... Daha bilge bir insan olmak için; kendimi, eşimi, evimi ve belki sonralarda bize gelecek olan yavruyu beslemek için...

Bu hayatta kendini nasıl programlandığın çok önemli. Ne kadar çok sevdiğim şey varmış, dedim işi bıraktıktan sonra! Spor yapmayı hep çok sevdim, şimdilerde bol bol spor yapıyorum. Keşfetmek istediğim yerler var küçük bir listesini çıkardım bile. Eşimle birlikte kurduğumuz evimizi hep çok sevdim.

Evimle, mutfağımla konuşarak poğaçalar yaptım. Hayatta her şey mükemmel olmak zorunda değil, hayat da sonsuz değil zaten... Bu nedenle hep şükrettim olana da olmayana da... En önemlisi de hayal kurmaya başladım. Bir şeyler istediğimi ve bunun için geç olmadığını fark ettim. Hayatımız iyi bir işte çalışmaktan, evlenmekten, çocuk yapmaktan ibaret değil! İkimizin de mutlu olabileceği bir yolculuğa çıkmak, birlikte yaşayarak keşfetmek istedim... Eskiden her şeyi sırasıyla, eksiksiz yapan ben, şimdilerde eve su siparişi vermeyi unutuyorum, unuttuğum her şey mutluluktan. Bana bunu yaşattığın için teşekkürler sevgilim... Ben hayatı yaşamayı hep çok sevdim, o da beni sevdi. Yaşasın hayat, yaşattıkların ve yaşatacakların için.

Uzun lafın kısası: Ağaç değilsiniz. Hayatınızı ve yerinizi değiştirebilirsiniz. Korkmayın!

Cihan Talay & Sabile Talay
KAFKAOKUR Dergisi, Ağustos 2019
2010 · KAFKAOKUR