Gece Yürüyüşü

çizim: şeyma türk

Kuşlara açardın avuçlarını Beyazıt Meydanı’nda
İs kokulu ellerin güvercinler kadar temiz
Alın teri ile kazanılan iki somun ekmek gibi
Sıcak ve ağrıyan yanlarımızı otayan
Hayallerinin körüğü havalandıkça
Kıpkırmızı bir akordeon sesi akardı paçalarından
Klavyesinin tuşları arasında gezinen adımların
Ansızın dansa kaldıracaktı arnavut kaldırımlarını
Seyre dalmıştım hayran
Tanrıların pamuk şekeri ile avuttuğunu düşünürdüm yalnızları
Tozpembe değilse bile toz bulutuydu kâinat
Ve insanla tanrı arasında yoktu herhangi kesişim kümesi
Bihaberdik

Ben barut ağaçları ile kaplı bahçede
Cehrigillerden bir meyveye uzandım
Dilimde kekremsi tadı, konuştuklarım diken saçıyor
Oysa Babil’den uzanan
üzüm bağları dolayacaktım koynuna
Yangınlarla çevrelenmeseydi çember
ve hasetlenmeseydi Tanrı
Bacasından portakal kabukları tüten haneye
Kesişmeseydi onunla yollarımız derbentte
Bir gece ay tutuldu yüzünden içre
Dünyanın döner bir gergef olduğunu anlatıp
Üzerine işlemek istedim yüzünü
Yüzün ki dörtte üçü sudur senin bu yüzden belki
Sade yüzüne sürmek için dudak izimi
Denizler, okyanuslar giydi beni

Akarken saçlarım hüzün tarağının dişleri arasından
Galata üzerinden süzülen gülüşlerimiz
Düşle gerçek arasında sıkışan arzunun
Gökyüzüne aralanan kanatları
Cenevizli bir kaptan-ı deryanın yelkenlisine rüzgâr

Bu rüzgâr ve bu denizler teslim bayrağı açarken dalgakıranlara
Çember! Bu şiir Tanrının benimle valsidir
Sırtımda taşıdığımsa elleri güvercine dönüşmüş bir gölgenin naaşıdır
-O artık Tanrıdan haberdar-
Yazık ki gökyüzü de artık eskisi gibi değil
İnsanı oksitleyen yağmurlar indiriyor şehrimize
Kalpler demirden bir silah namlusu pas tutmuş, atmıyor

Bense geyikli gazeller okuyorum ormana
Orman, çoğulluğumuzun şiire akseden resmidir
Bırak, kirpiklerine asılsın şehir!
Son günüymüş gibi ömrümün
Ellerinin bıraktığı yerden alıp ellerimi
Dolunaya yürüyorum.
Tanrı benden habersiz.

Yağmur Arabacı
KAFKAOKUR Dergisi, Temmuz 2019
2010 · KAFKAOKUR