çizim: eren caner polat
Gecenin defteri, bir hevestir. Çoğuldur. Mecazlıdır. Büyülüdür. Çekicidir. Arzuludur. Esriktir. Başına buyruktur. Esinleyicidir. Esinin kendisidir gece. Değiştirir, dönüştürür. Sendeletir insanı. Bilineni bilinmez kılar. Görüneni görünmez kılar. Biçimi de yok eder ayrıntıları da. Bir sim örter her şeyin üstüne. Bir sır örter her şeyin üstüne. Her şeyi kendinin kılar.

Gecenin defterine cüret edilir. Herkes yazamaz ona. Herkese göre değildir gece. Karanlık tecrübesi, karanlık terbiyesi korkutucudur. Göze alabilmeli, karşı gece olabilmelidir insan geceye tutulmak, geceye tutunmak için:

“gecede, birer karşı gecedir onlar /
içimizdeki / ve dışımızdaki / bütün gecelerin.”
Behçet Aysan

Bir itirazı söylemekten çekinmemelidir. Bir başkaldırıyı başlatabilmeli, bir devrimi fişekleyebilmelidir. Devirebilmelidir devrilmez sanılanları.

Gece, hünerlidir. Değişimi söyler. Düşe kalkadır gece, yaralana berelenedir o. Aldanarak ve aldatarak. Aldatarak ve aldanarak. Öğretir, büyütür, oldurur. Öldürür de bazen. Ehli olana yüz vermez gece. Fırtına koparmayı bilir. İtaat edenle barışmaz. Dobradır gece. Muhafazakarlığa düşmandır. Kutsalla didişir. Bir taşı bile yontar. Kan sızdırır. Daha derine, dibe çağırır.

Gözleri yok gecenin – elleri, ayakları da. Bir gövdesi yok. Uçuşan bir şey o. Çukurlara dolan bir şey.

“Gece yavaş yavaş geliyor. İniyor. Çukur yerlere dolmağa başladı bile.
Oraları doldurup ovaya yayılmağa başlar başlamaz, her yer boza dönüşecek.
Işıklar yanmayacak bir süre. Ne çukurda ne düzde. Tepelerin aydınlığı,
bir süre, yeter gibi görünecek herkese. Sonra tepeler de karanlıkta kalacak.
Dil bu karanlığın içinde yaşayabilirmiş gibi görünen tek şey olacak.”

dediği Bilge Karasu’nun.

Gecenin defteri imgeler doğurur çünkü. Dil, şahlanır gecede. Gecenin gümüş sesi dolanır aklımızı dip köşe. Güne sığmayanlar geceye kalır, düzyazıya sığmayanlar şiire. Suları da ürpertir gece, gövdelerimizi de. İktidarı kovar. Eşitleyendir gece. Özneliğimizi söyler. Birin içindeki çok olma potansiyelini bilir. Gece, farklılıklarımızı ortaya koyabildiğimiz zaman dilimidir. Ben’in anlatılarıdır gece.

Gizli bir hayatı var gecenin. Sürgüyü çekince kendine... Karanlıktan sonra ne başlar? Yaşamakta olmanın düş kırıklığı. Pişmanlık zamanları. Gece hayvanları. Gecede sorarız kimim ben diye. Kendimizi gecede, geceye haykırırız. Gece, ondandır çokça yaralar insanı. Geçmiş zamanı daha çok geceleri karıştırır insan. Anıların gel gitinde sorular, kaygılar, düşünceler… Külünü en çok geceleri eşeler. Gönlünü en çok geceleri buruşturur. Bu yüzden dünyanın en uzun gecesi takvimlerde değildir.

Gece, özlemi körükler, yalnızlığı büyütür. Yalnızlıklar geceleyin alevlenir. Işığı olmayan bir ateştir bu.

“Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum.”
der Pavese. Kesintisi yoktur gecenin. Süreklidir – süresizdir neredeyse. Akar yalnızca gece: akar sessizlik, akar yalnızlık – usulca. Bazen o akışta da katılar insan kendini. Donar içinde bir su. “Uyusak, uykunun gülleri buz.” (Mehmet Taner) Rilke, “Gece seni ayırır komşundan,” diyor. Gece seni sana verir çünkü. Araya kimseleri almaz. Çıplaklıktır gece. Gündüzün çiğ ışığı yoktur artık. Gündüzün zorunlu gülüşleri, günaydınları, nasılsınızları, iyiyimleri, her şey yolundaları yoktur artık. Kusurlarına, korkularına, ıssızlığına, günahlarına, yalanlarına, kahırlarına, kavgalarına, kederlerine doğrudan bakabilir insan. Kapkaralığını gizlemek zorunda değildir. Acısı yavaş yavaş gelir, iner, çukur yerlere dolmaya başlar. Boşluk bırakmaz gece – bitiştirir. Boşluk bırakmaz gece – yayılır – dağılır.

Apollinaire’in “Ren Gecesi”nde de, Tezer Özlü’- nün “Çocukluğumun Soğuk Geceleri”nde de zaman aynıdır. Nerval, “siyah güneş” metaforuyla dışa vurur içindeki karanlığı, geceyi. George Trakl, savaş ortamı ve ölümü, karamsarlığını gece ve karanlık metaforuyla mayalar. Goethe, Faust’ta, ışığı doğuranın karanlık olmasından geceyi “ana” olarak niteler.

“Döküldü günün / ve gecenin sırı.
İç kanamasına benzer / bir duygu: Alıştık.”


diye yazar Ahmet Oktay. Aynı coğrafyada zalimleriyle mazlumlarınki aynı gece olsa da “…daha uzundur zulme karar verenin gecesi” der Gülten Akın.

İçinde gece sözcüğü geçen öyle çok kitap var ki! Öyle çok kitabın içinden geçer ki gece! Binbir Gece Masalları, Gece Yarısı Çocukları, Gece Dersleri, Gece Uçuşu, Sonsuz Gece, Gece Yazı, Bir Gece Yolculuğu, Gece Hayatım, Her Gece Bodrum, Gece Mavisi, Başaklar Gece Doğar, Bu Gece Pera’da, Son Gece, Gece Yarısı İtirafı, Gece Müziği, Ey Gece Kapını Üstüme Kapat, Onikinci Gece, Sis ve Gece, Gece Sesleri, Gece Gelen Eski Dost, Fener, Gece ve Yıldızlar, Gece Yarısının Ötesi, Gece Yarısı Cinayeti, Gece Yarısı Güneşi, Gece Çılgın Ayak Sesleriyle Yırtıldı, Tedirgin Gece, Yüzün Yarısı Gece, Gece Gelen Ölüm, Gece Lambalarının Işığında, Lizbon’a Gece Treni… Daha nicesi… En sevdiğim kitap ismi şu – şimdilik: Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu!

Yaşamın akışı yitirilmiş gibidir geceleri. Keşfedilme tehlikesi yoktur. Bulanık zamansallık. Bir sığınaktır çoğu insan için geceler. Öyküsüne gömülür insan. Göçüğünü anlar. Dağıyla taşıyla, kurdu kuşuyla, çoğu insanıyla eşyalarıyla dünya uyurken, sular düş görürken uyanık kalmak, düş kurmaya daldırır insanı. “Şiir hayvanı”nı daha çok geceleri büyütürüz. “Ay Büyürken Uyuyamamam” dediği Külebi’nin. Şairler işte gecelerden, uykulardan çalarak sözcükleri harlayan “ateş hırsızları”dır. Bazıları gececildir. Karanlık şiirler yazar onlar. “Kötülük Çiçekleri” açtırırlar. Yazdıklarımız da karartır havayı bazen. Korku edebiyatı, geceyi ve karanlığı sıklıkla kullanır.

Suç zamanıdır, av zamanıdır geceler. Karşıtların diyalektik birlikteliği gecede. Hem uyku ve dinlenme, hem coşku ve aşk, hem de korku ve ölüm zamanıdır geceler. Yeşil koruğu, sarı, mor, kara üzümlere çeviren gece; bizi, kimi zaman “harikalar diyarı”na, düşlerin masal dünyasına yolculuğa çıkarırken kimi zaman Dante’nin Cehennem’ine düşmüşçesine kabuslarla korkutur. Çiçekler bile renklerini unutur geceleri. Baykuşlar ve yarasalar, gecelerin korsanları. Onlara kucak açan “Simsiyah tüylü gece” (F. Hüsnü) korkutur – en çok da çocukları. Kimini yaratıcılığa, başkaldırıya – kimini de kötülüğe yahut sapkınlığa yönlendirir gece. Vahşi hayvanlar dağlarda bile azalmışken bu kez vahşi insanlar artmakta.

Gecenin defterine en çok aşk yazılıdır yine de. Tere batarız geceleri. Aşka harlanırız. Gecenin teri bulaşır terimize. Gövde, geceyi uyandırır da uyarır da. Çoğullayandır gece, çoklayandır. Âşıkların uykusuzluk saati... Geceyi yorar âşıklar. Geceyi de uyutmazlar.


“Gece çıplak bir sestir iner yatağına”
Mehmet Taner

İçimize dolar gece. Gövdelerimizin derinliklerine iner. Nehirler akıtır. Kan kıvılcımlanır, akıl bulanır, alacakaranlığın aleviyle kalpler, dudaklar, eller, tenler tutuşur- yanar. Nasıl da tatlı okşar gecenin elleri! Nasıl da yakıcı geceleri iyice uzatmak isteği!

“Taşıyın beni bu gecenin ucuna
benim sen olduğum, biz olduğumuz yere
öznenin ve adılların krallığına.”

Octavio Paz

Vardiya düdükleri de öter gecede, bekçi düdükleri de. Gece vardiyasında çalışan işçiler. Geceyi bile eğlendirmeye çalışan mekanlarda ter dökenler. Onlar gecenin tadını çıkaramayanlardan. Akşamın erken indiği hapishanelerde, hastanelerdeyse daha uzun, daha zorlu, acımasız ve sıkıcıdır geceler. Vampirdir bazı geceler o yüzden. Bazıları küf kokar. Sancılıdır, ağrılıdır.

Ne olursa olsun dünya hükümdarıdır gece. İnsana özgürlüğünü veren. İnsana salt kendi olmayı hatırlatan. Tüm boyunduruklardan, tüm iktidarlardan, ‘düzen güçleri’nden azade. Derin denizlerin diplerinde, büyük mağaralarda, mezar denilen daracık, karanlık çukurlarda zaman hep gecedir. Her seferinde güneşe ve aydınlığa yenilse de onların yorgun düştüğü gün sonunda yine ele geçirir dünyanın yarısını. Başlar kendi öyküsünü anlatmaya. Ondandır gecenin defteri hiç kapanmaz!

Gonca Özmen
KAFKAOKUR Dergisi, Ocak 2019

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

2010 · KAFKAOKUR