Bir Hançerin Günlüğü

çizim: ezgi karaata


Yalın ayak yürüyorum. Öylece yürüyorum. Herhangi bir yere, insana ulaşma çabası olmadan... Yalnızca ağaçların dalları selam veriyor, bir de sürekli bir yerlere yetişircesine oradan oraya giden köpekler… Ayak seslerine alışık kaldırımlar garipsiyor çıplak ayaklarımı. Üstelik uzun soluklu bir rüzgâr göğsümü sorguya çekiyor. Rüzgâr ki uzak yerlerin acısıyla dolup taşan ezgilerden bahsediyor. Birkaç bin yıl yalnızlıktan sonra tortulaşmış kalbimi yokluyorum rüzgârın göğsüme bıraktığı ezgilerde. Sadece atardamarlarımdan gelen birkaç litre kanı pompalıyor, o kadar. Belirli ritimlerde biyolojik fonksiyonunu yerine getiriyor. Büyük bir tenhalığın küçük adımlarla ilerleyen gölgesi sanki.

Düşünüyorum nefes aldığım her anın anlamı üzerine ya da sadece sanrılar hâlinde kendime çarpıyorum her defasında, bilmiyorum. Anlam kendisini yok sayıyor bir zaman sonra. Yok sayılan şeylerin anlamı üzerine düşünüyorum. Sırasıyla geçiyor evler, dükkânlar ve sokak lambalarının altında "sevgililerin" ve sevgilerin başlayıp bittiği sanılan duraklar. Birçok şey gibi onlar da geçip gidiyor önümden unutulmuş yüzler silüetinde.

Yalın ayak yürüyorum. Öylece yürüyorum. Bir hayat kadınına söylenmemiş cümleler biriktirerek, iz bırakmadan yürüyorum. Hayatı boyunca rüya görememiş bir çiçeğin boşluğuna bırakıyorum tortulaşmış kalbimi. Rüzgâr, büyük bir orkestra eşliğinde gökyüzünün bilinmeyen sonatına, duyulmamış bir gürültü yerleştiriyor böylece. Çoktandır diyorum, çoktandır bulmayı umduğum şeylerin atlası şimdi şuursuzluğum. Kazancakis'in affedilmeyi bekleyen insanını bir fahişenin yanı başında ağlarken buluyorum. "İnsanız affet," diyor ağladığı sırada. Bu kez şuursuz yanımı bir hançer gibi savuruyorum. Acıya doyana dek. Bütün kesiklerin bana ait olduğu bir şaheser çıkarıyorum ortaya. Yalnızca kırmızı, öylece kırımızı. "Allah belasını versin!" diyor biri yanımdan geçerken savurduğu öfkeli rüzgârıyla.

Oysa yalnızdı insan ki yalnızlık bile dayanamayıp siliyor harflerini böylesine büyük bir tenhalığın gürültüsünde. İnsan kendine savurduğu hançerler toplamıdır, diyorum sonra. Yalın ayak yürüyorum. Öylece yürüyorum. Ağaçların dalları selam veriyor, bir de sürekli bir yerlere yetişircesine oradan oraya giden köpekler… En son ne zaman arkama dönüp baktığımı hatırlamıyorum.

Ve sonunda kalbimi aralıyorum: Ölü kelebekler diyarında yalnız bırakılmış bir çiçeğin döküldükleri…


Burak Biçer
KAFKAOKUR Dergisi, Aralık 2019
2010 · KAFKAOKUR