Frida Kahlo Kimdir?


Frida Kahlo, 1907’de Mexico City’nin güneyindeki Coyoacan’da, Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsü olarak dünyaya geldi.

Altı yaşındayken geçirdiği çocuk felcinin sonucu olarak bir bacağı sakat kalmıştı. Bununla başetmesini bilen Frida, genç kızlık çağlarında dönemin en iyi eğitimini veren Ulusal Hazırlık Okulu’nda okudu. Bu okul onu sanat, edebiyat, felsefe gibi alanlara yönlendirdi. Okulda dahil olduğu anarşist bir edebiyat grubuyla birlikte güçlü bir kişilik oluşturmaya başladı.

1925 yılında Frida okuldan Mexico City’deki evine dönerken, bindiği otobüs bir tramvayla çarpıştı. Bu kaza onun hayatını değiştirdi. Omurga, leğen kemiği ve kalçaları neredeyse ölümcül hasar gördü ve sonraki aylarda yatalak oldu. İyileşme sürecinde, yatağa bağlı bir şekilde resim yapma teknikleri çalışmaya başladı ve kendi bireysel görünüşüne göre çizmeye başladı. Çalışmaları Frida’nın gözünden dünyayı yansıtıyordu. Arkadaşlarını ve ailesini, natürmort ve ruhsal görüntülerle çizdi. Fakat dünyanın ilgisini en çok çeken şey, onun büyüleyici oto-portreleri oldu. ‘’Kadife Elbise ile Oto-Portre’’ adlı eski bir çalışmasında odak güçlü kaşları, yüzündeki kıllar ve ürkütücü bakışlarındaydı. Bu tür özellikleri ön plana çıkararak çalışmalarına devam etti. Sonrasında kendisini daha alışılmadık biçimlerde sunmaya başladı. Örneğin, Kırık Sütun eseri onun fiziksel ve ruhsal durumunu göstermek için sembolizm, dini imgelem ve kopuk bir manzara kullandı.

1928’de ressam arkadaşı Diego ile görüşmeye başladı. Hayat arkadaşı oldular ve birlikte bir şöhret kazandılar. Dünyayı gezdiler ve kendilerini sanata, komünizm politikasına ve Meksika milliyetçiliğine adadılar. Kahlo ve Diego devrimden sonra yöreye özgü kültürü destekleyen Mexicanidad adlı bir harekete dahil oldular. Kahlo gülük yaşamında geleneksel Tehuana elbisesi giyiyordu, çalışmalarında ise sürekli Meksika halk resimlerine atıfta bulunuyordu. Yüzen devasa çiçekler, dalgalı manzaralar nakledilmiş vücut kısımları ve yükselen şeytan bulutları imgeleri ile Kahlo’nun bu çalışmaları sürrealizm ile bağdaştırıldı. Sürrealistler bilinçaltını keşfetmek için hayalsi imgeleri kullanırken, Kahlo onları kendi bedenini ve hayat tecrübelerini yansıtmak için kullandı. Ona en çok ilham ve konu olmuş tecrübelerinden ikisi, fiziksel engelleri ve evliliğiydi. Otobüs kazasının sonucunda yaşam boyu sağlık sorunları yaşadı ve birçok kez hastaneye yatırıldı. Çalışmalarında genelde sakatlığının fiziksel ve psikolojik etkilerine kafa yoruyordu. Kendisini ıstırap içinde, ameliyattan çıkarken resmediyor veya sırt korsesi, tekerlekli sandalye gibi nesneleri resmine dahil ediyordu. Bu sırada Dieo ile ilişkisi çalkantıdaydı. Boşandılar fakat bir yıl sonra tekrar evlendiler. Bu süreçte kaybın acısına ve parçalanmış bir benlik hissine değinen ’’ İki Frida ‘’ adlı çift otoportresini çizdi. Resimde yan yana duran iki Frida’dan soldaki Frida’nın kırık bir kalbi vardı ve eski moda viktorya tarzı elbisesinin üstüne kam damlıyordu. Geçmiş tarafından yaralanan bir sanatçı tasvirini sembolize ediyordu Frida fakat aynı zamanda ikinci bir benliğe de bir arter ile bağlıydı bu resimde. Sağdaki Frida Tehuana kıyafeti giymişti ve Diego’yu elindeki küçük portreyle hatırlasa bile, kalbi bir bütündü. Bu iki Frida birlikte geçmiş ve şimdiki zamanda bireysellik ve bağlılık arasında kalmış bir durum izlenimi veriyordu. Frida bu eserinde de olduğu gibi diğer resimlerinde de içsel savaşlarını, girdaplarını ve hala inatla hayata tutunan güçlü bir benliği resmettiğini görüyorduk.

Kahlo 47 yaşında, 1954’de öldü. Ölümünden sonraki yıllarda, günümüze dek süren bir popülerlik yükselişi yaşadı. Kahlo’nun eserlerinin bütünü bizlere hayat, iş ve ikonun ardındaki kadın hakkında basit gerçekler olmadığını hatırlatıyor. Kahlo, kendi gerçekliğini birden çok biçimde sergiledi ve ruhuna bizler için birkaç giriş yeri sundu.

Bunların yanı sıra, sık sık sağlığı bozulan Frida dayanılmaz acılarla başa çıkmak için bütün gücüyle resim yapmış, yalnız ülkesinde değil Amerika ve Fransa’da da sergiler açmıştır. 1938’de New York’ta açtığı sergi ona büyük ün getirmiştir. 1939’daki Paris sergisi ile övgüler toplamış, 1943’de 'La Esmeralda' adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlayıp sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi sürdürmüştür. 1950’de omurgasındaki sorunlar nedeniyle 9 ay hastanede kaldıktan sonra 1953 yılı Nisan ayında Mexico City’de bir kişisel sergi açmıştır. Ve 13 Temmuz 1954’te, akciğer ambolisi teşhisiyle son nefesini verdiğinde; arkasında bıraktığı son tablosu; Yaşasın Yaşam isimli bir natürmorttur.
2010 · KAFKAOKUR