çizim: gizem gündüz

Azımsıyorum sevgileri, minyatürleşiyor tüm kayıplar. Şehrin soluk harfleri yansıyor yüreğe, ardından bir tutam ışık sızıyor içeri. Ertesi gün unutulacağını bile bile gecenin son yıldızı parlıyor gökten, içime… Hâlâ sevmeyi öğreniyorum. Yıkıntıyı hatırlıyorum, ardından sarmaşığı. Devinime çekilen küreği ve o kutsal inancı. En soğuk boşluğumda yaşattığım seni, göğsümdeki son nefesi…

Herkes hâlâ acı çekiyor. Zapt edilemeyen duygu şeridi ciğere her geçen gün biraz daha hasar bırakıyor. Hâlâ kayıplar var, durmadan çoğalan. Ruhun gölgesi, ışığını içinde asimile ederken başkalaşım geçiriyorum. Acı benimle yaşıyor, damarlarımda geziniyor uzunca. Büyü kayboluyor; unuttuğun sözlere hapsoluyorum, orada yaşıyorum. Her hatayı kucaklıyorum, atılan her adımı bir kez daha atıyorum. Zemin kaygan, temel öyle zayıf ki tökezliyorum her adımda. Yol büyüyor gözümde, geriye bakıyorum. Sana dönüş daima en kolayı benim için, arkamdasın hissediyorum. Saklandığım yerden, unutulan her parçanın içinden sıyrılıyorum. Sana gelip yeniden hayata dönmek istiyorum.

Davetkâr çağrı, içimde yitip giden her duyguyu ortaya çıkarıyor; nefret, hasret, haz hepsi burada, ikimizin arasında. Elimi uzatıyorum, tenine değdiğimde yabancılıyorsun beni. Anımsayamadığın gözleri süzüyorsun bir müddet. Kıvılcımı hissedebiliyor musun? Sevginin pişmanlığa dönüştüğü o an, kalıba sıkıştırılan her umut yıllar sonra kafesi açılan kuş misali kanatlanıyor içimden, uzaklara gidiyor, bilinmez denizlere.

Fotoğraflara değiyor parmak uçlarım, anıların gizlediği sırlarla yüzleşiyorum. Geçmişe dokunuyorum, korkmaya başlıyorum senden. Beni suçluyor bakışların, korktuğum için cezalandırılıyorum. Gidiyorsun, gitme diyor bir yanım. Diğer yanımsa en dipteki kum tanelerine değmeni istiyor ve yosun kokusu ciğerine dolarken ağırlaşmış bedeninin benden tamamen uzaklaşmasını… Görüyorum ki hissediyor olmam orada olduğunu göstermiyor, herkes kendi gerçeğini yaşıyor.

Patika yola bakıyorum, tökezliyor da olsam ilerlemeliyim, biliyorum. Geçmiş, bir zamanlar önemli ne varsa mahvolmuş hâllerini saklıyor kendine, bana yer yok orada. Nefes aldığım yerle boğulduğum yer aynı. Yaşama ümidimle yenilgi birbirine kenetli. Orkestra yok oluşumu değil, benimle birlikte sonsuzluğa karışan sevginin bitişini kutluyor. Gökte kana bulanmış yıldızlar ölüm gibi parlıyor. Karanlığım kalpsizliğinden, azalmam eksikliğinden. Seni hatırlayamamam, aslında hiç bilmediğimden. Bilinmezlerin arasından geldin bana, bilinmezliğe doğru bir yolculuğa çıkıyorum ben de. Cesetlerimiz hâlâ gelecekte.

Sidal Yurt
KAFKAOKUR Dergisi, Ağustos 2018

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

2010 · KAFKAOKUR