çizim: ezgi karaata

Yapma Asiye. “Biz ayrılamayız,” deme lüksüne elbet sahip değilim. Fakat ceplerimde kalan hüzün kırıntılarının senden büyük alacağı var. Yapma Asiye. Bu ıssız tufandaki büyük yangının başrolü benim. Buralara uzun yollardan geldim. Yolun sonunda çıkmaza ulaştığımda ismini haykırdım, duymadın. Ayakkabılarının bağcıklarına kirpiklerimi döktüm birkaç yıl önce. Yine de yapma Asiye. Ben kör topal bir dilenci olmaya geçtiğimiz sene razı geldim. Sürüklenmek yormaz beni fakat bilirsin her kasım yağmur yağar burada. Ama korkuyorum. Sensizlikten değil, Yeşilova’nın sessiz bir sokağında üşümenden korkuyorum. Bu güneş yanıltmasın seni Asiye, ben her sabah martılı vapurun ışıklarıyla aydınlanıyorum.

Elime kılavuz diye aldığım mektubunu kokun terk etmiş günler önce. Senden çok büyük alacaklıyım Asiye. Saçlarının dökülmesine müsaade edemem. Karanlık bir evde rakamlarla oynamakla meşgulüm. Koleksiyonumu genişletmek canımı yakıyor elbet fakat sancımın sebebi o malum apartman yalnızca. Asiye, yapmamalısın. Üzerine seni kusmak istemem. Elim kolum hareketsizliğe mahkûm edilmese gelirdim peşinden. Uğruna gökkuşakları çizer güzelliğinden yeni bir renk bulurdum. Bir ormanı yeniden doğurur, Orta Doğu'nun tarihini yeniden yazar, kötülerin peşini asla bırakmazdım!

Bak, uzandığım minderimden nergisler filizleniyor işte. Seni kusmak istemem Asiye. Sana sebep bahçemde çok yer verdim fakat koşamamamı bu hırçın yollara sebep göstermenizin art niyeti nedir? Elim kolum bağlı olmasa, güller döktüğüm yolundan işciler ekmek çıkartmasa, sulak iklimlerdeki yalnızlık yaygın olmasa ve sözlerin gök üzüne yansımasa... Ah, yansımasa... Ben sana övgüler dökmekle yükümlü bir süvari olmasam ve pencerelerin diplerine melodiler bırakmasam sana koşmak isterdim. Peşinden. Kapıları yalnız başıma açmak, hırsızları cezalandırmak ve insanlara sevgiyi aşılamak bile isterdim.

Yapma Asiye. Eylül geliyor görmüyor musun? Bu bahar bize pek öfkeli nihayetinde. Bilmek zorunda olanların bildiği sokak ortasındaki Yapışkan Park’ta üşümemiz gerek, bilirsin. Ama yapma Asiye. Sana muhtaç değilim ancak gökyüzün beni bekler. Kalemimdeki renklerin kör olduğunu dün öğrendim. Sen de bilseydin bunu. Ah, sen de bilseydin... Elim kolum bağlı olmasa, asfalt denilen illet yolları böyle süslemese, bilirsin, nergislerin ömrünü uzatırdım. Mutsuzum ancak Yeşilova'nın ıssız kaldırımında üşümüyorum. Yapma Asiye. Haberin yok, o kaldırımda ağlamışlığına sekizinci kez âşık olmuşluğum var. Anılardan söz edecek kuvveti bulamam kendimde fakat içimde meşrutiyeti bekleyen kimsesiz bir ülkenin hasreti var.

İtiraf etmem gerek Asiye, bizi gerçekler kurtaracak. Yapışkan Park’ta kulağına fısıldamam gereken bir cümle var. Sevgimi üstüne kusmak istemem Asiye. Rahatsız edersem seni geçmişe gidebilirsin. İntikamımızı alabilirsin o haziran ayından. Sen beni tanırsın Asiye. Doğru bildiğim yoldan sapamam ben. Doğru bildiğim yolların sana ulaşması büyük bir paradoks. Ama bilseydin, ah, keşke bilseydin. İsmine yazdığım rediflerin içinde kaybolan âşıkları bilseydin Asiye. Ben sana çıkan bir yolda kayboldum dün gece. O kopardığım gülü bilseydin, ah, bilseydin... Bir damla daha dökerdin sol gözünden ve elim kolum çözülür, yollar açılır, sana doğru koşmam için her koşul sağlanırdı. Ceketimi o art niyetli taksi durağına bırakır, öfkeli adımlarla gelirdim şehrine.

Benden haber alamaman neyi değiştirebilir Asiye? Kaygıların hâlâ yersiz. Bilirsin, arayış içindeyim yalnızca. Yapışkan Park’ta yan yana yazdığımız manifestoyu kendi gırtlağımı parçalarcasına haykırmak için bir cesaret arıyorum dokuz aydır. Kolay yollardan geçmiyorum Asiye, sesinin tınısı hâlâ alay ediyor benimle. Güllerin dikenlerini seyrediyor, denizlerde bir şeyler arıyor, saç telinle konuşuyorum günlerdir. Hatta gökyüzünde ögelerine ayırıyorum cümlelerini bazen. Bilmen gerek, arayış içindeyim hâlâ. İhtiyacımız olan güce çok kırgınım. Bir umutla öylece âşık gözleyen, köşedeki nergis satan adama çok kırgınım Asiye. Seni tanımayan bu insanların, bana seni soran gözlerle bakmasının anayasanın hangi maddesinin kaçıncı fıkrasında yeri var? Büyük alacaklıyım bu kurallardan Asiye. Seni saatlerce beklediğim güneşli banktan büyük alacaklıyım.

Arayışım son bulsa ve elim kolum çözülse; yollarına ilkbaharı, sırtına mavi kazağı getirebilsem... Tüm yalanlardan arınabilsem ve koşar adım bir papatya beyazlığına içimi dökebilsem... Bu yolların hepsini aşar, kuşların tüm dengesini yerle bir eder gelirdim Yapışkan Park'a. Sen göremezsin belki, fakat, hâlâ bekleyenimiz oturur o kaydırakta. Şu arayışım bir bitse... Ah, bir bitse Asiye... Açlıktan nefesi kokan her garibanı alır yanıma, koşar adım, şehirleri fethederek giderdim Yapışkan Park'a. Sana söylemem gereken birkaç cümle var Asiye. Yapışkan Park buna hazır. Yüzüm hâlâ oraya nazır. Haykırırdım sana tüm Yapışkan Park Manifestosu’nu. Sana tüm kalbimi edebimle açar; haykırırdım, “Geçmişi yakalamak için çırpınan bir balıkçı” gibi!

Mustafa Çoban
KAFKAOKUR Dergisi, Mayıs 2019

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

· KAFKAOKUR