çizim: tayfun yağcı


Quentin Tarantino, 1979 yılında liseyi bıraktı ve Kaliforniya’da porno filmler gösteren bir sinemada yer göstericiliği yapmaya başladı. 1984-1989 arasında da bir video arşiv dükkânında çalıştı. Burada daha sonradan sinemasının önemli unsurlarından biri olacak birçok B-movie izledi. Sergio Leone, Jean-Luc Godard ve Brian De Palma gibi sanatsal yönü ağır basan yönetmenlerden de etkilenip kendi sinemasını oluşturdu. Tarantino, filmlerinin içerdiği şiddet sahneleri ve referanslarıyla istismar sinemasının kıyılarında gezinirken; oyunculuklar, set tasarımı ve bütün bunların toplamından oluşan sinema dili ile günümüz auteur yönetmenleri arasında önemli bir yer edindi.

Çılgın Romantik (1993), filminin senaryosunu yazdıktan sonra Tarantino, filmi gerilla yöntemiyle çekmeyi planlamış fakat para bulamadığı için senaryoyu satmak zorunda kalmıştı. Rezervuar Köpekleri’nin tek mekânda yazılmasının sebebi ise Tarantino’nun filme başlarken 5 bin dolarlık bir bütçesi olmasıymış. Filmi 16mm. ile siyah-beyaz çekecekmiş. Fakat Harvey Keitel’ın senaryoyu okuması ve beğenmesi sonucunda Tarantino gerekli bütçeyi bulmuş.

Rezervuar Köpekleri, 1992 yılında Sundance Film Festivali’nde gösterildiğinde hem büyük bir yönetmenin habercisi olmuştu hem de birçok tartışmayı gündeme getirmişti. Rezervuar Köpekleri filminde yer alan meşhur kulak kesme sahnesi, eleştirmenler tarafından büyük tepkiyle karşılanmıştı. Bu sahnenin tartışmalara yol açmasının sebebi mizah ve işkencecinin davranışlarının bir arada sunulmasıydı.

İşkenceci, işkence yapmaya hazırlanırken pop müzik eşliğinde havalı bir şekilde dans eder. İzleyici bu durumdan hem haz alır hem de dehşete düşer. Rezervuar Köpekleri filmindeki şiddet Cehennem Silahı (1987) ve Zor Ölüm (1988) gibi şiddet barındıran filmlerden ayrılır. Rezervuar Köpekleri’nde şiddet olabildiğince gerçek ve çıplak olarak sunulur. Örnek verdiğim filmlerdeki şiddet sahneleri ise çizgi film şiddetidir. Olabildiğince seyirciyi rahatsız etmeyecek şekilde sunulur. Bu filmlerde şiddeti uygulayan kişiye şiddeti uygulayabilmesi için haklı sebepler verilir. Tarantino’nun yarattığı karakterlerin ise şiddet uygulamak için bir sebebe ihtiyaçları yoktur. Ella Taylor bir makalesinde kulak kesme sahnesi için “O sahne tam bir sanat eseri; hatta kusursuz bir yapıt bile olabilir. Zaten beni korkutan da bu,” der. Tarantino’nun şiddeti bütün çıplaklığıyla vermesine rağmen gösterilen şiddetin çekici bir hal alması, onun mizansen yaratmaktaki maharetinden kaynaklıdır. Soysuzlar Çetesi (2009) filminde Çavuş Donny’nin Nazi komutanın kafasını beyzbol sopasıyla dağıttığı ve Rezervuar Köpekleri’ndeki kulak kesme sahnelerini bu duruma örnek gösterebiliriz. Tarantino, filmdeki şiddet sahnelerinin eleştirilmesini çok fazla ciddiye almaz. “Eğer şiddet malzemenizin bir parçasıysa, yüreğinizin sizi götürdüğü yere gitmekte özgür olmalısınız,” der. Onun için sinemadaki şiddet sadece zevk meselesinden ibarettir. Başka bir röportajında ise, “Filmde korkunç bir şey olacağında müzik size buna dair herhangi bir ipucu vermiyor. Gerçek hayattaki şiddet böyledir. Otobüs beklerden birden önünüzden beysbol sopalarıyla birbirini kovalayan insanlar geçer. Filmlerimde de şiddeti böyle yansıtmaya çalıyorum,” açıklamasında bulunur. Rezervuar Köpekleri filmiyle aldığı bir diğer eleştiri ise filmde hiç kadın karakter olmamasıdır. Bu duruma ise Tarantino şöyle cevap verir:

“Ne yani, karakterler buluşmalarına kız arkadaşlarını mı getireceklerdi? Ya da Bay Beyaz’ı karısıyla mı göstermem gerekiyordu? Benim anlatmak istediğim hikâye öyle bir şey değildi.”

Tarantino, röportajlarında filmlerinin sıklıkla otobiyografik özellikler taşıdığını söyler. Bu kanlı ve vahşet sahneleriyle dolu filmlerin otobiyografik özellikler taşıdığına inanmak zor olsa da belli noktalardan inandırıcıdır. Senaryosunu yazdığı Çılgın Romantik filminin başkarakteri Clarence, Tarantino’ya oldukça benzer. Clerance bir çizgi roman dükkânında çalışıyordur. Tarantino ise bir videocuda çalışmıştır. Tarantino gibi Clerance’da kung-fu filmleri izler ve İki Film Birden Sinemaları’na gider. Verdiği röportajların birinde “Yönetmen olmasaydım gangster olurdum,” açıklaması da onun şiddete merakının diğer bir kanıtıdır.

Tarantino, 1994’te Ucuz Roman filmi ile ilk filminin başarısının tesadüf olmadığını kanıtladı. Sert mizaçlı karakterler, bilgece diyaloglar, pop kültürü ögeleri ile Godard’dan Leone’ye kadar birçok referans ve elbette aşırı şiddet sahneleri. Başta üç kısa filmlik bir suç antolojisi olarak çekmeyi düşündüğü Ucuz Roman’ı daha sonra J.D. Salinger’ın Glass Ailesi hikâyeleri gibi tek bir hikâyede birleştirir. Aynı karakterleri farklı hikâyelere yerleştirir. Tarantino verdiği röportajlarda da yönetmenlerin, yazarların romanlarda uyguladıkları teknikleri uygulayabileceklerini söyler.

Tarantino’nun postmodern bir sinemacı olarak adlandırılması da bu yüzdendir. Ucuz Roman ve diğer filmlerinde de, türlere ve anlatılara atıfta bulunarak onları yeniden dolaşıma sokarak film tarihini tasdik etmesiyle postmodern ögeleri açık bir biçimde içinde barındırır. Ucuz Roman’daki üç hikâyenin konusuna baktığımız zaman metinlerarasılık bariz ortadır. İkinci kalite filmlerin bayat hikâyeleri yeniden canlandırılmıştır (çete üyesi patronun karısını dışarı çıkarır, ama ona âşık olmamalıdır; boksöre maçı satması için rüşvet verilir, kiralık katiller bir göreve gönderilir).

Mia bir ‘femme fatale’ olarak tanıtılır. Sahneye girişi Çifte Tanzimat (1944) filmindeki Barbara Stanwyck’in girişini andırır.

Tarantino bir yandan anlattığı hikâyenin gerçekliğine seyirciyi bir yere kadar inandırmaya çalışırken hiç beklenmedik anlarda anlatılanın bir kurgu olduğunu, seyirciye bilinçli olarak açık eder. Ucuz Roman’da Mia’nın ekrana bir kare çizmesi gibi. Bu noktada Tarantino’nun filmleri kurgu metinler ama öte yandan tıpkı Godard’ın filmleri gibi birer film eleştirisidir. Godard anlatılanın kurgu olduğunu açık ederken politik bir amacı vardır. Klasik sinema anlatısını reddeder. Onu eleştirir ve seyircinin karakterlerle özdeşleşmesini engeller. Tarantino’nun ise anlatılanı açık ederken politik bir amacı yoktur. O sadece izlediği filmlerdeki teknikleri farklı bir forma sokarak sanat sineması ile istismar sineması arasında gezinir.

Hızlı kurgu sahneleri ile daha telaşsız sahneleri birlikte kullanmaktaki becerisizi Ucuz Roman ile biraz daha öne çıkar. Daha sonra bu özelliği Soysuzlar Çetesi ile doruğa ulaşacaktır.

1997’de Elmore Leonard’ın Rum Punch kitabından yola çıkarak çektiği Jackie Brown filmi ile çok sevdiği ‘blaxploitation’ türüne Coffy (1973) filminin yıldızı Pam Grier’i oynatarak saygısını sunmuştur.

2003 yılında ise epik intikam hikâyesi Kill Bill ile western filmlerinden Uzakdoğu dövüş filmlerine türlü referanslarla seyirciyi mest etmeyi başardı. Dört saatlik bir hikâyeyi ikiye bölerek anlatan Tarantino dev bir tuval üzerinde çok basit bir hikâye anlatıyordu. Başka bir yönetmenin elinde kontrolünü kaybedebilecek böylesine bir epik Tarantino’nun ellerinde bir başyapıta dönüştü. Peki, bunu nasıl başardı? Öncelikle Kill Bill filmiyle Tarantino bir fantezisini gerçekleştiriyordu. Öykündüğü filmlere birer birer selam çakıyor, (kimi eleştirmenler bunu çalmak olarak nitelendirmiştir) bunu yaparken de kurduğu fantezinin içine oldukça gerçekçi karakterler yerleştirerek o karakterler arasında kusursuz bir çatışma yaratıyordu. Bunun yanında filmin gel gitli kurgusu filme farklı bir lezzet katıyor, filmin heyecanını sürekli yüksek tutuyordu. Birinci bölüm ‘spagetti western’ler etkisindeki doğu tarzı bir filmken, ikinci bölüm doğu filmleri etkisindeki ‘spagetti western’ olarak tanımlanabilir. Kill Bill’den sonra B-filmlere bir saygı duruşu olan Ölüm Geçirmez (2007) filmiyle seyirciyle buluşan Tarantino Rezervuar Köpekleri filmiyle aldığı “kadınlara yer yok” eleştirisine de bir cevap veriyordu âdeta.

2009 yılında ise Soysuzlar Çetesi filmiyle bir kere daha seyircisini sevindiren Tarantino daha sonra sırasıyla Zincirsiz (2012) ve Hateful Eight (2015) filmlerini çekti.

Şimdilerde Star Trek’in devam filmini çekeceği söylenen Tarantino, onuncu filmini çektikten sonra sinemayı bırakacakmış. Rezervuar Köpekleri’nden bu yana sinemaseverleri her projesi ile heyecanlandıran Tarantino umarız bu konuda kararlı değildir. Bu konuda kararlıysa umarız kalan haklarını Star Trek çekerek harcamakta kararlı değildir.

Doğukan Adıgüzel
KAFKAOKUR Dergisi, Mart 2018

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

· KAFKAOKUR