çizim: ezgi karaata
Yazarların, hangi çağda yaşarlarsa yaşasınlar hep çok çalkantılı hayatları olmuştur. Kimileri savaşlara girip çıkmıştır, kimileri dünyayı dolaşmıştır, kimileri edebiyatta görülmemiş başarılara imza atmışlardır. Kimileri de tarihe yüzyılın suçluları olarak geçmişlerdir.

Bonnie ve Clyde

Bonnie ve Clyde 1930’larda Amerika’da, Büyük Depresyon sırasında çeşitli bankaları soyan, 13 cinayet işleyen, haklarında filmler yapılıp romanlar yazılan efsanevi bir çift suçlu. Ancak yalnızca birer suçludan ibaret değiller. Aynı zamanda oldukça yetenekli şairler. Özellikle de Bonnie. Başa saracak olursak: Bonnie ve Clyde banka soymaya 1932’de başladılar ve banka üstüne banka soyup çeşitli cinayetler işlediler. Bu şekilde ülkeyi dolaştılar, FBI’ın en çok arananlar listesine girdiler, bir noktada bir çeteleri bile oldu. Birbirlerini delicesine seven suçlu çift 23 Mayıs 1934’te polisin onlara kurduğu bir tuzak sırasında kurşun yağmuruna tutuldular ve ateş altında birlikte can verdiler. Tıpkı Bonnie’nin şiirlerinde öngördüğü gibi…

Clyde’la tanıştıktan sonra şiir yazmaya başlayan Bonnie ya aşk şiirleri kaleme alıyordu ya da işledikleri suçları anlatıyordu ama aslında medyanın onları gösterdikleri kadar gaddar olmadıklarını dile getirmeye çalışıyordu. Örneğin dizelerinden biri, peşlerine düşmeyen kimseyi öldürmediklerini söylüyordu. Ama her şeyden çok hikâyelerinin hapse girmeleriyle değil de ateş altında, birlikte ölerek biteceğinden bahsediyordu.

Bonnie’den ilham alan Clyde da şiirler yazmaya başladı. Hatta ilginç bir şekilde onun şiirleri, Bonnie’ninkilere cevap vermekteydi. Ancak bu şiirlerde kendilerine aynı akıbeti uygun görmekteydi. Nitekim çiftin dedikleri gibi de oldu. Tek bir defterde topladıkları şiirleri haklı çıktı.

Bonnie ve Clyde’ın şiir defteri ölümlerini takiben Bonnie’nin kız kardeşi Nell’e miras kaldı. Ondan sonra da Nell’in oğluna verildi. Şimdi ise defterin açık arttırmaya çıkarılmasına karar verildi. Defterdeki şiirlerinin de her birinin 10.000$’a satılması bekleniyor!

Silah Kaçakçısı Rimbaud

Arthur Rimbaud edebiyat tarihinin en önemli şairlerinden biri, hatta belki de en önemli şairi. 19. yüzyılın ikinci yarısında yaşayan Rimbaud daha 18 yaşına basmadan önce çeşitli lirik şaheserler ortaya koymuştu.

Genç, yetenekli şairin çalkantılı bir hayatı vardı. Kendine isim yaptığı yıllardaki sevgilisi Paul Verlaine’den ayrılışı Fransa’da olay yarattı. Zira ayrılırlarken Paul, Rimbaud’u bileğinden vurdu. Rimbaud neyse ki iyileşip İkinci Cehennem’i kaleme alabildi. Verlaine ise bir süre hapiste yattı.

Arthur Rimbaud 21 yaşındayken bir daha asla şiir yazmayacağına karar verdi. Bu kararının sebebini de hiçbir zaman açıklamadı. Çağının en iyi şairi birden yazmayı bırakıp elini çeşitli işlerde denemeye koyuldu. Avrupa’yı yürüyerek geçti ve gemiyle kendini Hollanda Doğu Hint Adaları’na attı. Bir süre paralı askerlik yaptı ama bu hayat tarzından çabucak sıkıldı ve kaçtı. Rimbaud birdenbire bir asker kaçağına dönüşmüştü. Yakalansaydı idam edilebilirdi. Neyse ki Fransa’ya sağ salim dönmeyi başardı. Ancak Fransa’da kalmaya niyeti yoktu. Kısa süre sonra Etiyopya’ya gitmeye karar verdi. Etiyopya’da işler karışıktı. Ülke hem Mısır’ın genişleme politikaları hem de İngiliz, Fransız ve İtalyan sömürgecileri yüzünden tehdit altındaydı. Rimbaud bunu kendine bir fırsat bildi ve silah kaçakçılığına soyundu. Başlarda işleri yaver gitti. Etiyopya’nın en büyük krallığı olan Shoa Krallığı’nın liderine silah satması için her şey hazırdı. Derken iki partnerini birden kaybetti. Üstüne silahların alımında 11 aylık bir gecikme oldu. Neticede Rimbaud battı. Giriştiği işlerin çoğu gibi silah kaçakçılığının da sonunu getiremeyen Rimbaud, 1891’de, Marseille’de beş parasız öldü. Acaba şiir yazmaya devam etmiş olsaydı hayatı nasıl gelişirdi?

Oscar Wilde: Kendin Olma Suçu
Dorian Gray’in Portresi, Mutlu Prens gibi önemli klasikleri yazan Oscar Wilde’ın eşcinsel olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Lakin bu 19. yüzyılda yaşayan çoğu kişinin bildiği bir şey değildi. Zira eşcinsel olmak yasalara aykırıydı. Çeşitli ilişkileri olan Wilde bu sebepten dolayı aşk hayatını başkalarından gizlemek zorundaydı. Bu yüzden sevgilisinin babası onu eşcinsel olmakla suçlayınca biraz aşırıya kaçan bir şey yaptı: Ona karşı bir iftira davası açtı. aKeşke açmasaydı. Dava istemediği kişilerin özel hayatını kurcalamaya başlamalarına sebep oldu. Wilde bir süre sonra davadan vazgeçti ama artık iş işten geçmişti. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra müstehcenlikle suçlandı ve tutuklandı. Wilde iki yıl ağır iş cezasına çarptırıldı. İlginç bir şekilde hapiste geçirdiği bu iki yıl ona iyi geldi. Zira mahpus hayatında uğradığı ruhsal gelişimi anlattığı şaheseri De Profundis’i bu zaman zarfında kaleme aldı.

İsyancı Dostoyevski
Sovyetler Birliği’nin hiçbir eleştiriye gelemediği, her türlü eleştiriye çok sert tepki verdiği bilinen bir gerçek. Ama açıkçası Rus İmparatorluğu’nun, bu hususta Sovyetler Birliği’nden pek bir farkları yoktu. Rus İmparatorluğu bu konuda o kadar katıydı ki az daha klasik yazarların başlıcalarından biri kabul ettiğimiz Fyodor Dostoyevski’nin hayatına, Suç ve Ceza gibi önemli eserleri daha kaleme alamadan mâl oluyordu.

1821-1881 yılları arasında yaşayan Dostoyevski’nin başı aslında yazdığı spesifik bir eser yüzünden derde girmedi. Daha ziyade “hükümeti eleştiren denemeler okuyup yaymaktan” ötürü girdi. Tutuklanan yazar için hızla bir hüküm verildi: İdam mangasının önüne çıkartılacak ve hayatına son verilecekti.

Dostoyevski’nin elleri bağlandı, gözleri bağlandı, idam mangasının önüne getirildi, silahlar ona doğru doğrultu ve… Son dakika bir ulağın yanlarına yetişmesiyle Dostoyevski’nin hayatı kurtuldu. Rus Çarı son anda fikrini değiştirmiş. Dostoyevski idam edilmeyecekti. Bunun yerine 4 yıl boyunca Sibirya’daki bir çalışma kampında çalışacaktı.

Wilde gibi Dostoyveski de en önemli eserlerinden birini hapis hayatı yaşarken yazmaya başladı. Bu pek çok kişinin dünyanın ilk varoluşçu romanı kabul ettiği Yeraltından Notlar’dı. Dostoyevski’nin Sibirya’da geçirdiği dört yılın etkileri sırf bu kitapta hissedilmez. Suç ve Ceza’da da hissedilir. Kitabın sonunda bir çalışma kampında geçen sahneler bu durumun herhalde en büyük göstergesi.

Chester Himes: Hapishaneden Edebiyat Dergilerine

Chester Himes’ın eserleri henüz Türkçeye çevrilmediğinden adını pek kimse bilmez. Ancak bu onun Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Chester Himes’ı listemizdeki pek çok yazardan farklı kılan yazarlığı sırasında veya sonrasında suça soyunmuş olması değil, suçluluktan yazarlığa geçiş yapmış olması.

Himes 1909’da iyi, orta sınıf, siyahi bir ailenin çocuğuydu. Fakat küçük kardeşinin bir kaza geçirip kör olmasıyla ailesi dağıldı. Himes üniversiteyi bırakıp çeşitli, pek de yasal olmayan işler yapmak zorunda kaldı. 19 yaşına bastığında sahtekârlıktan, silahlı soyguna ve Ulusal Güvenlik’ten silah çalmaya çalışmaya kadar her şeyi denemişti. Peki nasıl mı yakalandı? Üniversiteden eski bir arkadaşını bir geneleve götürdüğünde tutuklandı. Bu olay olmasaydı belki de hiçbir zaman yakalanmazdı.

1928’de hapse giren Himes burada çeşitli kısa hikâyeler yazmaya başladı. Birkaç küçük dergide eserleri basıldıktan sonra Esquire dergisinde şansını denemeye karar verdi. 1934’te “Tutuklu 59623” adıyla imzaladığı hikâyesi Esquire’da basıldı. Himes böylece eserleri dergiye kabul edilen ilk siyahi yazar oldu.

Himes aynı sene serbest bırakıldı. Normalde 20-25 sene hapis yatması gerekiyordu. Hapisten çıkınca ilk romanlarını kaleme almaya başladı. Başlarda Amerika’daki ırk ilişkileri, insan hakları protestoları gibi konular hakkında yazdı. Ancak zaman içinde polisiye romanlara kaydı. Daha sonrasında Grand Prix Polisiye Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk ABD’li siyahi yazar oldu.

Zeynep Şen
KAFKAOKUR Dergisi, Nisan 2019

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

· KAFKAOKUR