çizim: ayşenur maden

Bekledim.
Seni.
Hem de çok.
Yedi koca gün ve arkasından yedi koca gece.
Açıldım ve soldum.
Böyle solmak görmemiştir hükümetim
Yeni yapılıyordu o ara sahil.
Düştüm dalımdan, topladım eteğimi.
Uzattım bacağımı bacaklara
hem de iki kişilik yataklarda.
Saçına saç dolaşmış, dilime lal
Tepemde gökyüzü denilen illet
ayağımın altında yedi cihan.
Duydum ve bildim.
Böyle bilmek görmemiştir dilim.
Sustum da sustukça çoğaldı içim
İçimin içiydin,
kimsesizdir içim.
Bekledim diyorum seni.
Nasıl beklenilebilirse biri öyle delice.
Saatleri kurdum Ahmet Hamdi Bey
Tam 19.42’ye.
Sen kapımı çal yine
cebinde ellerin ve üç kuruşun.
Üç kurşun daha sıkalım şu bilmişlerin yüzüne.
rayından çıksın gülüşleri
Yenmiş tırnaklarını sakla benden,
öpülen yerlerini de.
Dudak izi kalmış bardaklar,
dolmuş sönmüş sigarayla.
Görüyorsun ya her günahı temize çıkarmıyor bu adamlar.
Bir de üstüne pencereleri sıkı sıkı kapatıyorlar.
Elimle itiyorum insanlığı.
Elinle itmek için vardır insanlık.
Fısıldayarak söylüyorum bu ayıpları, üzülme.
Kimse mesul tutmayacak seni buzların eriyişinden.
Yarılmış yuva dibi kümeslerden
hatta yolunu kaybetmiş kül yığını nevresimlerden.
Saat 19.42’yi vuruyor.
Ve orkestra başlıyor.
Camlar bağırıyor
“Hey Adagio!”
Kapılar gülüyor.
“Hey Albinoni!”
Lügatımdan çıkarıyorum böyle deli işlerini,
Dilleriyle sokuyorlar geri.
Kedim küsmüş sana.
Aslında bunu herkes biliyor.
Sen kedimi hiç sevmedin.
Bunu kedim de biliyor.
Kısıyorum içimin sesini
İçimin sesi.
İçim gidiyor sana,
içim.
Canımın içi
içmeliyim boynundan yine içini,
içimin içi.
Özledim içini.

-Ah şu ayrılık olmasaydı!-

29.05.2018 / Urla

Nazlı Başaran
KAFKAOKUR Dergisi, Ağustos 2018

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

2010 · KAFKAOKUR