çizim: tayfun yağcı
J. K. ROWLING

“Ve biz çocukluğumuzun hayal gücünü oyunlarımızla birlikte geçmişimize gömüp bizden olmamız istenen yetişkinlere dönüşüyoruz!”

Jules Verne’i hepiniz bilirsiniz. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında kitaplarında ve kimi makalelerinde elektrikle çalışan denizaltı, güneş yelkeni, video konferansı ve elektroşok cihazından bahseder. O dönem bunlar ütopiktir elbette. O dönem kimsenin aklına gelir miydi Jules Verne’in yazdıklarının gerçekten olabileceği? Hiç sanmam.

Albert Einstein, “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Çünkü bilgi sınırlıyken hayal gücü tüm dünyayı kapsar. Hayal gücü güç verir: Sizi bekleyen güzelliklerin ön izlemesi gibidir,” derken hayal gücü olmasaydı kuantum veya izafiyet teorisini bulabilir miydi? Elbette hayır.
Düşünmek kişinin kendi vizyonuyla görmesi; hayal gücü ise görülen görüntünün büyüklüğü, özgünlüğü ve derinliğidir. Hayal gücü bireyin kendisine özgüdür. İşte bu noktada bizi biz yapan farklılığımızdır, sınırsız hayal gücümüz.

Hayal gücüyle bilimi ve sanatı kıvamında buluşturmak tutku, istenç ve ustalık gerektirir. Einstein, Jobs, Edison, Tesla, Picasso, J. R. R Tolkien ve J. K. Rowling’in yaptıkları gibi. Bu nedenle verilebilecek en önemli tavsiye, hayal gücünün kapılarını kapatmadan, ayakları da yerden kesmeden, emin adımlarla yürümektir.

Bir çeşit yazın türü olan ve sınırsız hayal gücü içeren fantastik edebiyat gerçeğin daha ötesinde çok farklı bir dünyayı anlatır. Bu fantastik dünyada ise farklı varlıklar yaşar: Vampirler, periler, şeytansı varlıklar gibi. Gerçek dünya koşullarından farklı olan fantastik dünyada başkarakter, ya durumun gerçek olduğunu ve dünyanın bu güçler tarafından ele geçirildiğini veya her şeyin bir hayal ürünü olduğunu ve bu hayal gücünün kendisine birtakım oyunlar oynadığını düşünür. Bu kararsızlık fantastik edebiyatın can damarıdır. Fantastik elemanlar ise hayatımıza gizem girdiğinde ortaya çıkar.

Bu edebiyat türünün son yıllarda en ses getiren, yetişkinler tarafından da büyük zevkle okunan bir çocuk kitabı: Harry Potter. İnsanın hayal gücünün sınırlarını zorlayan bu kitap serisinin sahibi İngiliz bir kadın yazar: J. K. Rowling. Onun hayatı da büyüleyici bir masal gibi. Rowling, silik çocukluğunu emsalsiz hayal gücüyle kaleme aldığı Harry Potter’la yeniden inşa eder. Hep duyarız, “Bir kitap okudum hayatım değişti,” cümlesini. Herkesin hayatında iz bırakan, bakış açısını değiştiren bir kitap mutlaka vardır. Ancak fantastik bir tür olarak böylesi bir kitabın milyonlarca insanı kendine esir etmesi, üstüne üstlük tüm kitaplarının sinemaya uyarlanması sıra dışıdır. Peki, Rowling’i bu kadar başarılı kılan hikâyesi neydi? 


Joanne Kathleen, yani bilinen adıyla J.K. Rowling 31 Temmuz 1965 tarihinde, İngiltere’de iki çocuklu bir ailenin ilk çocuğu olarak doğar. Dini kurallara bağlı sıradan bir ailenin gözlüklü, çilli, her türlü sportif aktiviteden uzak olan çocuğu, silik bir tip olarak kendisinden iki yaş küçük kız kardeşi Di ile Wye Nehri kıyısındaki kırlıkta sık sık hayallere dalarak geçirir çocukluk günlerini. Henüz altı yaşındayken kız kardeşi için ilk hikâyesini kaleme alır. Tavşanları çok seven Rowling “Tavşan” adını verdiği ilk hikâyesinde, kardeşinin bir tavşan deliğine düşmesinden sonra tavşan ailesinin onu çileklerle ağırlamasına dair komik ve umut dolu maceralarını anlatır. Rowling ailesi bir süre sonra Winterbourn’a taşınır. Buradaki komşularından birinin soyadı Potter’dır. Ömrü boyunca kendi soyadıyla alay edilmesi ve adıyla ilgili yapılan acımasız şakalara göğüs germek zorunda kalan Rowling (Rowling kelimesi İngilizcede yuvarlanan anlamına gelen “rolling” kelimesiyle kafiyeli olduğu ve Rowling de tombul bir çocuk olduğu için bu acımasız şakalara maruz kalır) o zamandan beri Potter soyadına içten içe hayrandır. Winterbourn’daki sınıf öğretmeni Rowling için tam bir kâbustur çünkü öğretmeni Bayan Morgan zekâ ve başarılarına göre çocukları sınıflandırarak öğrencilerin yerlerini sık sık değiştirir. Okulun bu ilk yılında Rowling başarı ve zekâ sınıflamasının en kötüsüne denk düşer ve en arkada oturmak zorunda kalır. Okuldaki ikinci yılında ise sırasını en iyi arkadaşıyla değiştiren Rowling, eski yerine göre daha iyi bir sıraya terfi eder. Ancak bu sefer de arkadaşlarının öfke ve kıskançlıklarının hedefi olur.

1974 yılında bir başka bölgeye, Tutshill’e taşınırlar. Tutshill’de Wyedean Okulu’na başlar. Bu okulda kendisi gibi popüler olmayan çocuklara ve arkadaşlarına teneffüslerde enteresan öyküler anlatır sıklıkla. Silikliğini ve ezikliğini üzerinden atmak istercesine kahraman rollerini kendisinin ve yakın arkadaşlarının üstlendiği, gerçek hayatta yapmaya cesaret edemedikleri pek çok şeyi, sözde becermelerine olanak tanıyan komik öykülerdir bunlar. İlk ve ortaöğretim dönemi boyunca sakin, utangaç, spor faaliyetlerinden biraz uzak ancak derslerinde ortalamanın üstünde başarılı bir öğrenci olur.

Rowling ergenlik dönemine geldiğinde kendini iyice yazmaya verir fakat bu yazdıklarını kimseyle paylaşmaz. Üniversite dönemine geldiğinde önce Oxford Üniversitesine başvurur. Ancak buraya kabul edilmeyen genç kız hayal kırıklığı yaşar. Daha sonra ailesinin de baskısıyla Exeter Üniversitesi Fransızca Bölümüne kaydını yaptırmak zorunda kalan Rowling için bu bölüme girmek çok büyük hatadır: ‘‘Onlar, yabancı lisanın, iyi bir sekreterin kariyerinde elzem olduğu fikrinden yola çıkıyorlardı. Oysa, bir türlü organize olmayı beceremeyen bendeniz, bu dünyada sekreterlik yapabilecek son kişiyim.’’ Bu bölümde ders başarısı ortalama bir öğrenci kadardır. Okumayı çok seven Rowling bu dönemde eline ne kadar eser geçtiyse hepsini okur: İngiliz, Alman, Rus ve Amerikan edebiyatından sayısız eser... Okulun son yıllarında yaptığı staj deneyimi ve Uluslararası Af Örgütündeki sekreterlik deneyimi pek başarılı geçmese de mezun olduktan sonra ailesinin baskısıyla kolay iş bulup düzenli bir gelirinin olacağı düşüncesiyle sekreterlik işlerine başvurur. Bu çalışma deneyimi onun için siyasi ve sosyal açıdan düşüncelerinin şekillenmesine katkıda bulunur.

Staj deneyiminden sonra kolay iş bulabileceğini düşündüğü için Londra’ya taşınır. Sekreterlik işlerine giren Rowling’in çok sevdiği yazma eylemine ne zamanı ne de imkânı kalır. Bu nedenle de uzun süren toplantılarda yani not tutması gereken zamanlarda sık sık hayallere dalar. Hayalperest olduğu için patronlarının hoşnutsuzluğuna maruz kalır ve bu yüzden sık sık iş değiştirir. Keyif almadığı bu süreçte yapabildiği en iyi şey yazdıklarını daktiloya çekmektir. İşsiz kalan Rowling sekreterlik hayatına son noktayı koyar.

HARRY POTTER’I YARATIYOR

Kendi hayatını değiştiren eserinde, büyücülük melekelerinin farkında olmayan, emanet edildiği teyzesi ve eniştesinin yanında gayet sıkıcı bir hayatı olan ve Hogwarts Büyücülük Okulundan gelen dev bir adamın verdiği haber üzerine hayatı değişen bir çocuğu anlatması tesadüf olmasa gerek. Rowling’in sıkıcı hayatı da hayal gücünün kendisine kazandırdığı doğal yeteneği olan yazarlığıyla değişir.

Çocukluğundan beri tek hayali yazmak olan Rowling bunun için kendisini tetikleyecek bir işaret bekler. İşten ayrıldıktan sonra bir gün Manchster’dan London King’s Cross’a trenle giderken trenin arıza yapması sonucu rötar yaptıkları bölgede hayallere dalan Rowling’in aklına aniden büyücü olduğunu öğrenen bir erkek çocuğunun büyücü okulundaki maceralarını yazma fikri gelir. Hemen oracıkta yazacaklarını kafasında planlar. Yapması gereken tek bir şey kalır: Yazmak.

Bu olaydan birkaç ay sonra annesi on yıldır mücadele ettiği hastalığına yenilerek hayatını kaybeder. Rowling “Hayatımın en travmatik dönemi,” dediği bu dönemde en büyük dert ortağı ve destekçisini kaybettiği için depresyona sürüklenir. İntiharı bile düşünür. Annesinin ölümünün Potter’ın aile özlemi çekmesinde ve Voldemort’un ölümü yenmeye çalışmasını şekillendirmesinde çok büyük etkisi vardır. Bu kaybı aynı zamanda eserinin önemli parçası olan “Ruh Emiciler”i yaratmasında da önemli rol oynar:

“Kitaplarım genellikle ölüm hakkında. Voldemort’un ölümü yenme isteğini anlıyorum. Ölümden hepimiz korkuyoruz.”

PORTEKİZ YILLARI

Annesinin yokluğunda hayatı çekilmez hale gelen Rowling bir gün iş ilanlarına bakarken Portekiz’de İngilizce öğretmeni arandığını görür. Öğretmenliğin kendisi için biçilmiş kaftan olduğunu düşünür. Çünkü bu mesleğin yazı yazmasına olanak veren mesai saatleri vardır. Ve bulduğu işe girmek üzere Portekiz’e doğru yol alır. Burada iki kız arkadaşıyla aynı evi paylaşan Rowling için her şeyi yoluna koyma zamanı gelmiştir. Bu süreçte bir yandan Portekizlilere İngilizce öğretirken öte yandan Çaykovski eşliğinde yazılarını kaleme alır.

Bir gün aynı evi paylaştığı iki kız arkadaşıyla eğlenmek için gittiği bir mekânda genç ve yakışıklı bir adamla tanışır. Portekizli bir gazeteci olan bu adam Jorge Arantes’tir. Rowling, Jorge’nin sadece yakışıklılığına değil entelektüelliğine, okumayı çok sevmesine ve her konuda engin bilgisinin olmasına çarpılır.

Bu zor sürecinde hayatına giren bu adamla çok iyi vakit geçiren Rowling için Jorge âdeta bir kurtarıcıdır. Yaklaşık iki aylık bir birliktelikten sonra evlenmeye karar verirler. Kız kardeşini arayıp bu mutlu haberi veren Rowling’e kız kardeşi Di, “Biraz acele etmiyor musun,” der. J. K. ise onu, “Hayır, onunla çok mutluyum Di, başka ne isteyeyim,” diye yanıtlar.

Kadınların en büyük zaaflarından biri ne yazık ki erkeklerle sonu baştan belli olan ilişkilere girerken kendilerini aldatma becerisine sahip olmalarıdır. Bir erkeğin bir kadına verebilecekleri en başından bellidir aslında, ama kadınların çoğu bunu göz ardı ederek hislerinin peşinden gitmeyi tercih ederler. Çünkü erkeği değiştirebileceklerine inanırlar. Oysa gerçek çok farklıdır, tıpkı Rowling’in hikâyesinde olduğu gibi. Rowling, Portekizli yakışıklı gazetecinin hayatını ve kim olduğunu, hatta kendisine uygun olup olmadığını sorgulamadan evlenir. Evliliklerinden bir süre sonra Jorge askerlik görevini yapmak üzere evden ayrılır. Döndüğünde ise moralini bozacak bir şey olur: İşinden kovulur. J. K. Rowling sevgili eşinin moralini düzeltmek için ona güzel bir haber verir: “Hamileyim, bir kızımız olacak Jorge.” Jorge’nin cevabı ise tokat gibidir: “Doyuracak bir boğaz daha olacak öyle mi?..”

O hışımla evden çekip gider Jorge. Askerden döndüğünden beri işsiz kalan genç adam iyice alkolün dibine vurur. Rowling bir süre sonra kocasının sürekli içtiğini ve eve sarhoş geldiğini, hiçbir işe girmediğini, sarhoş bir şekilde eve geldiğinde kendisine sürekli kötü davrandığını görecektir. Yine çok sarhoş olduğu bir gece kendisini birlikte olmaya zorlayan Jorge Arantes’e direnen Rowling kocasından dayak yer. Karısının boğazını sıkan Arantes, Rowling’in kendisine direnmesine şiddetle karşılık verir, ortalığı yerle bir eder. Yetmezmiş gibi evden ayrılmak isteyen karısını, çocuğunu elinden alarak kapı dışarı eder. Rowling’in aklı uçar. Çünkü küçük kızı Jessica sarhoş ve saldırgan bir adamla evde yalnızdır. Hemen polisle birlikte eve gelerek eşyalarını ve çocuğunu alan J. K. Rowling bir daha geri dönmemek üzere Portekiz’den ayrılır.

İSKOÇYA’YA DÖNÜŞ

İskoçya’ya kız kardeşinin yanına dönen Rowling geçimini sağlayabilmek için çalışmak zorundadır ancak bebeği bakıma muhtaçtır. İşsizliği ve bebeği için devletten maddi yardım talebinde bulunur. Memur, Rowling’e haftada 69 pound para yardımı yapacaklarını ancak bu paradan daha fazlasını kazanabileceği bir işe girmesi durumunda yardımın kesileceğini söyler. “Haftada 69 pounda, çocuğumun bütün masraflarını karşılamamı mı bekliyorsunuz?..” diye sorduğunda ise Rowling’in aldığı yanıt sarsıcıdır: “Bu soruyu çocuğunuza hamile kalmadan önce kocanıza sormalıydınız hanımefendi...”

“İstisnai derecede kısa bir evliliğin ardından işsiz ve yalnız bir anneydim. Bir insanın modern Britanya’da olabileceği en fakir hâldeydim. Evsiz olmanın dışındaki her koşulda, bildiğim en büyük başarısızlıktım.”

Öncelikle kızıyla birlikte yaşayabileceği bir ev arayan Rowling emlakçılarla görüşür. Ancak evler çok pahalıdır ve kimse kendisine işsiz olduğu için evini kiralamak istemez. Her görüşmesinde ev sahipleri ne iş yaptığını veya kocasının işinin ne olduğunu sorar. Rowling’in bunlara verebilecek bir cevabı yoktur. En sonunda bir ev sahibesine durumunu anlatır. Çalışacağını ve muhakkak kirasını ödeyeceğini söyler. Ev sahibesi onun durumunu ve kızına olan düşkünlüğünü görüp bu teklifi kabul eder. 300 poundluk kirasını devletten aldığı 280 poundla ödemek zorundadır. Bunu nasıl yapacağı konusunda hiçbir fikri olmamasına rağmen kendisine çok inanır. Kız kardeşi ile sürekli bu durumunu konuşup çare bulmaya çalışırken hem bebeğine bakar hem de yazmaya devam eder Rowling. Bebeğiyle dolaşmaya çıktığı günlerden birinde “The Elephant House” adında bir kafeyi yazmak için gözüne kestirir. Her gün bebeğini pusetinde uyuttuktan sonra bu kafede oturup yazar. Bir yandan zorluklar çeken J. K. Rowling öte yandan çok umutludur. Bir gün kız kardeşi Di kendisini ziyarete geldiğinde yazmakta olduğu taslakları ona gösterir. Di’nin gözleri faltaşı gibi açılır: “Bu yazdıklarının sonu nerede? Bu inanılmaz,” der. “Basılmayacağından korktuğumdan sonunu yazamadım,” cevabını verir. Kız kardeşinin çok beğenmesinden cesaret alan Rowling yazdıklarının sonunu getirmeye başlar.

Öncelikle kendine bir menajerlik firması bulmaya karar verir ve telefon rehberinden bulduğu bir firmayı arar. Yazdığı kitabın taslağını bu firmaya postalar. Eline geçen taslağı çok beğenen menajerin kızı babasını bu kitabın basılması gerektiği konusunda ikna eder. Ardından baba kız Rowling’i Londra’ya görüşmeye davet ederler. Fakat bir çocuk kitabının, üstelik adı sanı bilinmeyen bir yazarın kitabının basılması konusunda yayınevleri riske girmek istemezler. Tam on iki yayınevi kitabı geri çevirir. Menajerlik firmasının olağanüstü çabası sonunda Bloomsbury Yayınevi kitaba sahip çıkarak önce İngiltere’de ardından da Amerika’da basmaya karar verir. İlk telifi yaklaşık 1200 pound’dur. J. K. Rowling için bu para çok büyük bir rakamdır. Hem kitabının basılacak olmasına hem de alacağı rakama çok şaşıran Rowling havalara uçar. Evde kız kardeşi Di ve kızı Jessica ile bunu kutlarlar. Elbette bu anlaşma bu kadarla kalmaz. Menajeri sıranın 100 bin poundluk anlaşmaya geldiği müjdesini verir. Kitaplar Amerika’da da basılacaktır. Yalnız tek bir sorun vardır. Menajeri, Rowling’e genç erkeklerin bir kadın yazarı çok fazla okumak istemeyeceklerini söyler ve kendisine erkek yazar izlenimi verecek bir isim bulmasını önerir. İşte bu nedenle Rowling adının sadece baş harflerini kullanır; erkek yazar intibası uyandırmak için.

HARRY POTTER TÜM DÜNYADA

Harry Potter serisinin ilk kitabı Haziran 1997’de basılır. Ve satış grafiklerini alt üst eder. J. K. Rowling için kötü günler artık geçmişte kalmıştır. Bundan sonraki süreçte kendini tamamen yazmaya adar. İkinci ve üçüncü kitabını iki yıl içinde bastırır. Bu üç kitabı New York Times’ın en çok satanlar listesinde ilk üç sıraya yerleşir. İngiltere’de ise listenin her zaman en üstündedir. Serinin dördüncü kitabı Harry Potter ve Ateş Kadehi bir milyondan fazla ön satış yapar. Temmuz 2000’de yapılan ilk basımında ise 5,3 milyon satar. Bu dört kitabının ardından bir süre dinlenmeye çekilen Rowling’e kitabının tüm dünyada yarattığı yankılar üzerine Kraliçe Elizabeth tarafından Britanya İmparatorluk nişanı verilir. Rowling için çok büyük bir onurdur bu. Charles Dickens’dan beri ilk kez bir yazar, kitapçıların önünde bir gün önceden ucu bucağı olmayan kuyruklar oluşmasını sağlar. Normalde kitabevlerinde veya yayınevlerinde küçük gruplarla yapılan okuma etkinlikleri geleneğini bozan Rowling’in etkinliklikleri, binlerce kişinin katıldığı, stadyumların dolup taştığı, dev ekranlardan yansıtılan organizasyonlara dönüşür.

J. K. Rowling’in en büyük hayali üç çocuk sahibi olmaktı. 26 Aralık 2001 tarihinde ikinci evliliğini Dr. Neil Murray ile yapan yazarın 2003 yılında David ve 2005 yılında da Mac Kenzie adını verdiği iki oğlu daha dünyaya gelir.

Serinin beşinci kitabı Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı Haziran 2003’te, altıncı kitabı Harry Potter ve Melez Prens Temmuz 2005’te basılır. Son kitabı Harry Potter ve Ölüm Yadigârları ise Temmuz 2007’de basılır. Bu kitabı yirmi dört saat içinde İngiltere’de 2.65 milyon, Amerika’da ise 8.3 milyon satarak satış rekoru kırar. Harry Potter serisinin tamamı sinemaya uyarlanarak büyük başarılar elde eder. Ayrıca bu serinin video oyunları PC ve konsola da uyarlanarak satış grafiğini alt üst eder.

“İnsanları başka bir yere taşıyabilen bir hikâye için her zaman yer vardır,” diyen Rowling’in hikâyesi de onu bambaşka yerlere taşıdı. Gözlüklü, asosyal ve derslerde derin hülyalara dalan o küçük kız şu anda elli üç yaşında üç çocuk annesi ve bir milyar doları bulan servetiyle İngiltere’nin en zengin kadını. Kitaplarından yapılan filmler yıllar geçmesine rağmen hâlâ hasılat elde ederken hayatı bir filme de konu oldu (Magic Beyond Words).

Kitapları basılmadan önce devlet yardımıyla geçinen güçlü ve azimli kadın J. K. Rowling tüm dünyanın ilgisinin üzerinde olmasına rağmen ne çizgisini, ne dik duruşunu, ne de zarafetini bozar. Edinburgh sokaklarında rahat rahat dolaşabilen fantastik dünyanın en önemli yazarlarından Rowling: ‘‘Buranın insanları ya gerçekten ‘serin’ tabiatlı şahsiyetler ya da beni gerçekten fark etmiyorlar. Ne olursa olsun, yazılarını kafelerde yazmaktan hoşlanan biri olarak, bu imkânı kaybetmek istemem,’’ diyebilecek kadar da tevazu sahibi. 2007 yılında, The Telegraph gazetesine verdiği röportajda yaşadıklarını şöyle özetler:

“Bazen kendime tüm bunlar gerçekten oluyor mu diye soruyorum.”

HARRY POTTER VE FELSEFE TAŞI

J. K. Rowling’in yedi kitaptan oluşan Harry Potter serisinin ilki olan Harry Potter ve Felsefe Taşı seriye eğlenceli giriş niteliğinde bir kitap. Üzerinde yaşadığımız gerçek dünyanın dışında sihirle dolu başka bir dünyanın olduğu fantastik dünyanın başkahramanı Harry Potter, büyücü olan her iki ebeveyninin karanlık büyücü tarafından öldürülmesinden sonra, kendisine işlemeyen büyüden kurtularak 1 yaşındayken ona bakması için teyzesine verilir. Harry’e saldıran Voldemort’un yaşayıp yaşamadığıyla ilgili hiç kimse fikir sahibi olmamasına rağmen korkularından karanlık büyücünün adını bile anmak istemezler. Onun yokluğunda büyücü çevresi barış ve refah içinde yaşayıp gitmektedir. On yıl boyunca teyzesinin ve eniştesinin kötü davranışlarına maruz kalan Harry Potter merdiven altında bir dolapta yaşarken kuzeni Dudley’in artıklarını yemek zorunda kalır. Tüm bunlara rağmen Harry tüm sevimliliği ve güçlü zekâsıyla etrafını sürekli idare eden bir çocuktur. Sıkıcı Muggle’lardan olan teyzesi ve eniştesi büyü dünyasından nefret ettikleri için Harry’ye anne babasının kim olduğunu ve nasıl öldüklerini bile anlatmazlar. Harry’nin ne büyüden ne de büyücü olduğundan haberi vardır. Ta ki bir gün kapıda saçı sakalı birbirine karışmış dev bir adam belirip Harry’ye henüz bebekken farkına varmadan bile olsa Voldemort’un güçlerini yok ettiği için büyücüler dünyasında çok ünlü bir büyücü olduğunu ve bundan sonra Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okuluna gideceğini söyleyene kadar.

Felsefe Taşı Harry’nin büyücülük okulunda arkadaşları, düşmanları, üç başlı köpekler, ejderhalar ve uçan süpürgelerle geçen ilk yılını anlatır. J. K. Rowling’in cesaret, sadakat, dostluk ve ayrımcılığın yanlışlığını hiç dramatize etmeden, okurunu ciddiye alarak zekice, incelikli, esprili ve usta bir dille anlattığı bu kitabını Ülkü Tamer Türkçeye çevirir.

Felsefe Taşı serinin ilki olduğu için filmdeki replikler kitaptakiyle hemen hemen aynıdır. Yönetmen Christopher Columbus Felsefe Taşı filminde rol alan çocuk oyuncuların acemiliğini usta oyuncularla dengelemeyi başarır. Romandaki önemsiz olayları bile beyaz perdeye aktarma çabasıyla biraz kastığı için karakterlerin gelişimini arka planda bırakan Columbus, çocukları filmden uzaklaştırmamak adına da senaryoda hiçbir değişiklik yapmadan kitabı olduğu gibi beyaz perdeye aktarır. Oysa kitap akıcı ve sürükleyici diliyle büyüleyici dünyayı anlatırken yetişkinleri de kendine esir edecek nitelikte. Felsefe Taşı eserden bağımsız olarak izlendiğinde çok eğlenceli, sihirli, şirin ve başarılı bir çocuk filmi diyebiliriz.

HARRY POTTER VE SIRLAR ODASI

Sırlar Odası kitabı, Felsefe Taşı’nın bıraktığı yerden birkaç hafta sonra başlar. Rowling’ten yine tek bir solukta okunan mizahın, gerilimin, sihirin ve aksiyonun iç içe geçtiği bir eser. Sırlar Odası gençler ve yetişkinlerden ziyade çocuklara daha yakın bir çizgide ilerler. Burada Harry, Hermione ve Ron’un dostluklarının ne kadar güçlendiğine vurgu yapılırken Harry’nin annesi ve babasıyla ilgili bilinmeyenlerin bir kısmı yavaş yavaş ortaya çıkar. Okur için biraz sabır gerektirse de tüm seriyi bitirdikten sonra en doğru yolun bu olduğu ortada.

Potter, Hogwarts’taki ilk yılından sonra tekrar döndüğü sıkıcı teyzesinin yanında okulun açılmasını iple çekerken Dobby adlı ev cininin ziyaretiyle kendine gelir. Ancak Dobby’nin geliş sebebi Harry’nin Hogwarts’a dönmesini engellemektir. Bunun için de Harry’nin başını Dursley’lerle derde sokar. Öyle ki Harry’nin evden çıkmaması için kapılar kilitlenir, pencereye demir parmaklıklar takılır. Tabii Harry’yi bu esaretten yakın dostu Ron Weasley ve muzip ağabeyleri Fred ve George uçan arabalarıyla kaçırarak kurtarırlar. Tatilin kalan günlerini Ron ve ailesinin büyü dolu evinde, Kovuk’ta geçiren Potter’a Hogwarts’tan pek iç açıcı haberler gelmez. Dönemin başlamasından hemen sonra korkunç bir karanlık yayılır okula, ardı ardına Muggle doğumlu öğrencilere saldırılar gerçekleşir. Bu saldırılar kimsenin tam olarak ne olduğunu bilmediği bir söylentiyle, Sırlar Odası ile ilgilidir.

Sırlar Odası’nı Türkçeye Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu çevirirken Rowling’in Türkçede karşılığı olmayan veya uydurduğu düşünülen birçok kelimenin karşılığını çok güzel veren iki usta kitabın akıcılığına büyük katkı sağlamışlardır.

Sırlar Odası filminde Columbus ilk film kadar sadık kalmaz kitaba. Filmdeki bazı karakterler çok etkileyici, özellikle Yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma hocası Gilderoy Lockhart rolündeki Kenneth Branagh tüm yeteneğini konuşturarak olağanüstü bir oyunculuk sergiler. Dumbledore rolündeki Richard Harris bu filmden sonra hayatını kaybeder. Film karamsar bir tabloda ilerlerken birdenbire sonuna doğru farklı efektlerle hareketlenerek biter.

HARRY POTTER VE AZKABAN TUTSAĞI

Tüm dünyayı etkileyen Azkaban Tutsağı sadece çocukları değil yetişkinleri de avucunun içine alan, ait olduğu türün ve hitap ettiği yaş grubunun çok ötesine geçen, karmaşık, karanlığı bol, olağanüstü kurgusu olan bir kitap. Büyümeye ve olgunlaşmaya başlayan Harry’nin tek isteği yaz tatilinde ödevlerini yapabilmek ve Hogsmeade’a yapılacak okul gezilerine katılabilmek için eniştesinden gerekli imzayı alabilmektir. Bir gün teyzesi ve eniştesi annesi ve babası aleyhinde konuşmaya başlayınca Harry buna çok öfkelenir ve onlara büyü yapar. Sonrasında da evden ayrılır. Yolda giderken verilen bir molada büyücülerin sık uğradığı mekân olan Çatlak Kazan’da bir afiş görür. Afişte Sirius Black’in büyücü hapishanesi Azkaban’dan kaçtığı yazıyordur. Sirius’un anne ve babasını Voldemort’a ispiyonlayan kişi olduğunu ve aynı zamanda babasının da en yakın arkadaşı olduğunu öğrenen Harry şaşkındır. Sirius Black, Potter’ın peşindedir aslında ve bir şekilde Hogwarts’a girmeyi başarır.

Rowling Harry’nin geçmişine dair sırları yavaş yavaş anlatırken yetişkinlere yönelik temaları da serpiştirir bu eserine. Bu kitapta karşısına çıktığı insanların en korktuğu şeylerin şeklini alan böcürtler ve karşısına çıktığı insanların tüm yaşama sevincini elinden alan, kişinin ruhunu emip boş bir kabuk bırakan ve sadece mutlulukla yenilen Ruh Emiciler dahil olur. Umut, cesaret ve mutluluk sayesinde acı ve kederi yenmek ise kitabın ana teması.

Azkaban Tutsağı kitabı ilk iki kitaptan daha uzun olmasına rağmen sinema filmi diğer filmlerden çok daha kısa. Yönetmen Alfonso Cuaron yönetmenlik koltuğunu Columbus’tan devraldıktan sonra hikâyenin özüne dokunmadan kitabın ruhunu olağanüstü bir şekilde sinemaya aktarır. Yetişkinler bu filmde ön plana çıkarak hikâyenin gerçek parçaları haline gelir. Serinin ilk iki filmine göre çok daha iyi bir tempo tutturan Cuaron Azkaban Tutsağı’nın ruhunu verebilmek adına daha karanlık ve büyülü bir atmosfer yaratır.

HARRY POTTER VE ATEŞ KADEHİ

Yaz tatilinin ortalarına doğru Ron ve ailesiyle tatilinin kalanını geçirme fırsatı bulan Harry, Ron’un babası Arthur Weasley’ın Quidditch Dünya Kupası’nın finali için locadan bir sürü bilet almasıyla çok mutlu olur. Çünkü bu aynı zamanda kötü kalpli teyzesi ve eniştesinden birkaç hafta daha erken kurtulması ve tatilin son günlerini en sevdiği arkadaşlarının yanında Kovuk’ta geçirmesi anlamına gelmektedir. Birçok büyücüyü görecek olmanın ve bu spor etkinliğini izleyecek olmanın heyecanını yaşayan Potter’ın sevinci final gecesi Voldemort’un eski müritlerinin yaptıkları bir gösteriyle gölgelenir. Harry, Ron ve Hermione turnuvadan birkaç hafta sonra döndükleri Hogwarts’ta okullarının Üçbüyücü Turnuvası’na ev sahipliği yapacağını öğrenirler. Uzun yıllar boyunca geleneksel olarak devam eden Üçbüyücü Turnuvası öğrencilerin kazara ölümlerinin artmasıyla süresiz olarak durdurulmuştur. Üç büyücülük okulu arasında düzenlenen ve her okuldan bir öğrencinin katıldığı turnuvada tüm sömestr boyunca yarışmacılar verilen zor ve tehlikeli görevleri yerine getirmek zorundadır. Bu turnuva galibine ömür boyu sürecek bir ün getirmekle birlikte bin galleonluk ödül kazandıracaktır. Bakanlığın aldığı önlemler ve yaş sınırlamasıyla kimsenin hayatını kaybetmeyeceğine emin olan Üçbüyücü Komitesi bu turnuvayı Hogwarts’ta düzenlemeye karar verir. Ekim ayında diğer büyücülük okullarının müdürleri ve yarışmacıların gelmesiyle şampiyonaya aday öğrenciler isimlerini Ateş Kadehi’ne atmaya başlarlar. Üç okulun şampiyon adaylarının açıklanmasından sonra 17 yaş sınırı getirilen yarışmada dördüncü isim olarak Harry Potter’ın adı çıkar. Tabii en başta Potter’ı şaşırtır bu durum. Harry’nin yaşını büyüterek seçilmesini garantilemek için onu üç yaş daha büyükmüş ve dördüncü bir okulun altından katılıyormuş gibi gösterecek kadar güçlü büyüler yapabilen kişi aslında Harry’nin ölmesini istemektedir. Bu arada Harry için üzücü bir şey olur. Bütün hayatı boyunca abileri tarafından ezilen en yakın arkadaşı Ron, her zaman Harry Potter’ın gölgesinde kalmış ve kıskançlık duyguları onu ele geçirmiştir. Bu kıskançlığı sonucunda Harry’ye karşı düşmanlık besleyen Ron, Harry’nin kendi adını Ateş Kadehi’ne atmadığına ve tüm bu ilgiyi istemediğine inanmaz. Harry ve Ron korkunç bir kavgaya tutuşur ve birbirlerine küserler. Harry’nin yanında her zamanki gibi Hermione vardır. Ejderhalarla, kanlı canlı, bol çarpışmalı bir Üçbüyücü Turnuvası alabildiğine heyecanla devam eder.

Ateş Kadehi filmi kitabın orijinaline pek sadık kalamamış. Kitabın özünün çoğunu filme aktaramayan yönetmen Mike Newell eserde olmayan pek çok sahneyi örneğin dans sahnelerini filme eklemiş. Film, kitabı bilen okurlar için oldukça farklı bir çizgide ve abartıya kaçan bir seyirde devam ediyor. Örneğin okulu yıkıp dağıtan ejderhaların, şampiyonların yanı sıra izleyici öğrencileri öldürmemesi büyük şans eseri. Oysa kitapta böyle sahneler yok. Filmdeki mantıksız ve hızlı geçişler kitaptaki büyülü atmosferi biraz dağıtıyor.

HARRY POTTER VE ZÜMRÜDÜANKA YOLDAŞLIĞI

Rowling’in Harry Potter’ın gelişim özelliklerini dikkate alarak yazdığı bu kitapta Harry tam bir ergen profili çizer. Dursley’lerde sıkıcı bir yaz tatili geçiren Potter’ın, Ron ve Hermione’den gelen mektuplara canı sıkılır. Depresif belirtiler gösterir. İki Ruh Emici kendisine ve kuzeni Dudley’e saldırdığında, Ruh Emicileri uzaklaştırmak için büyü yapmak zorunda kalır. Ardından Bakanlıktan, küçük yaşta büyü yaptığı için disiplin duruşmasına çıkacağına dair bir baykuş alır. Bu aynı zamanda Hogwarts’tan atılıp atılmayacağını karar verilecek olan bir duruşmadır. Okula döndüğünde kimsenin görmediği eti olmayan atlar gören Harry’ye herkes kafayı sıyırmış muamelesi yapar. Bakanlık’ın Dumbledore yönetimindeki Hogwarts’a müdahalesinin bir ayağı olan ve okula yeni gelen yüksek müfettiş ünvanlı Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmenleri, Harry’ye kendi kanıyla ödevler yazdırır, Quidditch oynamak ve Sirius’la haberleşmek gibi imkânlarını Harry’nin elinden alır.

Zümrüdüanka Yoldaşlığı önceki kitaplara göre daha yavaş ilerlese de Rowling tüm detayları anlatırken her zamanki gibi zekice ve akıcı bir üslup kullanır. Büyücülük dünyasının neredeyse tamamı Harry’nin her şeyi kafasından uydurduğuna ve dikkat çekmeye çalışan bir yalancı olduğuna inanırken Harry’nin yaşadıklarını çok etkileyici ve başarılı bir biçimde aktarır J. K. Rowling.

Sinema filmi, Harry’nin herkesin kendisine karşı olduğu hissini deneyimleyişini ve bunun getirmiş olduğu yalnızlık ve öfke duygusunu kitaptaki gibi aktaramaz ne yazık ki. Bu beşinci filmde yine yönetmen değişir ve bu kez David Yates bu koltuğa oturur. Daha önceki filmlerin senaristi Steve Kloves bu bölümde senaryoyu bir kereliğine Michael Goldenberg’e devreder.

Oldukça kalın bir kitabın 138 dakikalık bir filme hakkıyla aktarılmasını beklemek yanlış olur. Önemli detaylardan biri olan ve kitaba adını veren Zümrüdüanka Yoldaşlığı’ndan yeterince bahsedilmemiş olması şaşırtıcıdır. Tüm detaylar verilmese bile kitapta tam otuz sayfa yer verilen Harry ve Dumbeldore arasındaki konuşmaya neredeyse hiç yer verilmez.

HARRY POTTER VE MELEZ PRENS

Harry Potter’ın Hogwarts Büyücülük Okulundaki altıncı yılını anlatan Melez Prens kitabı, Zümrüdüanka Yoldaşlığı’na göre daha iyimser bir havada geçer. Bunda herkesin onun seçilmiş kişi olduğunu kabul etmesinin de çok büyük rolü vardır. Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı’ndaki gibi öfke patlamaları yaşayan, bağırıp çağıran bir tip olmaktan çıkıp eskisi gibi daha sevimli ve daha ılımlı bir karakterdedir. Sirius’un ölümüyle sarsılan Potter’ı bu süreç olgunlaştırmıştır.

Melez Prens lakaplı kim olduğu belirsiz bir öğrencinin sahip olduğu eski bir 6. Sınıflar için Temel İksir kitabı Harry Potter’ın eline geçer. Kitaptaki talimatları yerine getiren Potter, İksir dersinde aniden parlak bir öğrenci olur. Rowling bu kitapta Ron, Hermione ve Harry’nin aşk hayatlarına değinirken ince bir mizah da kullanmıştır. Bu kitapta Voldemort’un doğumundan öncesi, geçmişte nasıl biri olduğu ve anne babasıyla ilgili pek çok şey öğreniriz. Melez Prens’in filmi kitaptan tamamen bağımsız bir uyarlama olarak sinemaya aktarılmış. Uyarlama olduğu dikkate alınmazsa gayet başarılı bir film. Ancak hikâyeden filme aktarılan şeyler oldukça farklı. Film, daha çok Ron, Harry ve Hermione üçlüsünün aşk hayatına odaklanmasıyla ne yazık ki kitapla aynı tadı vermiyor.

HARRY POTTER VE ÖLÜM YADİGÂRLARI I

Serinin son kitabı Ölüm Yadigârları’nda da yine anlatımı, muhteşem detaylarıyla aynı akıcılığı kullanan J. K. Rowling bu kitabında, önceki kitaplardaki soru işaretlerinin her birini tek tek cevaplar.

Kitabın film uyarlamasının ikiye bölünmesi, ilk altı filmden farklı olarak karakter gelişimine ve bu sayede de asıl hikâyeye daha sadık kalınmasına vesile olur. David Yates kitabın genel yapısından ziyade karakterlere odaklanır. Dolayısıyla büyücülüğe daha yakın, klostorofobik bir film ortaya çıkar. Sihir Bakanı Rufus Scrimgeour’un yüzünün yakın çekimiyle sahne açılışını yapan Yates iki buçuk saatlik süre boyunca izleyicide bir huzursuzluk ve panik duygusu yaşatır. Dumbledore’un ölümünden sonra kendini toparlamaya çalışan Harry hortkuIukIarı bulmaya çalışır. Kahraman üçlümüz Hogwarts’ın koruyucu kozasından uzakta, korunmasız ve savunmasız bir şekilde yetişkinlere ait tehlikeli bir dünyadadırlar. Üçlü artık birer yetişkin olarak birbirlerini koruyup kollamak zorundadırlar. Kendilerine verilen, hortkulukları yok etme görevine çıkan kahramanlarımız onu bulduklarında ise nasıl yok edeceklerini bilmemektedirler. Ancak Voldemort’u ortadan kaldırmanın tek yolunun onun ruhunu parçalara bölerek içlerine hapsettiği nesneleri bulup onlardan kurtulmak olduğunu biliyorlardır. Voldemort’un müritleri Bakanlığı ele geçirip muggle doğumlu büyücüleri infaz edip faşizan bir düzen kurduklarında, Harry, Ron ve Hermione herkesle iletişimi keserek görev için yollara düşerler. Filmin efektlerinden ve aksiyonlarından uzaklaşarak karaktere odaklanan Ölüm Yadigârları’nda üçlünün kitaptaki gibi kendilerini ve aralarındaki bağın gücünü keşfedişleri anlatılır. Kitabı okumadan filmi izleyenlere biraz fazla uzun gelebilecek film için okurların aynı şeyi düşünmediği kesin. Daha iyi görsel efektler ve daha güçlü karakterler filmi daha başarılı kılıyor.

HARRY POTTER VE ÖLÜM YADİGÂRLARI II

İlk bölüme göre daha yüzeysel işlenen, eğlencesi bol ama derinlikten yoksun bu filmde bol bol aksiyon sahneleri var. Harry Potter kitaplarının en başarılı, en derin ve en olgun kitabının ikiye bölünerek yapılan finalinin ikincisi ilkine göre daha vasat. Hal böyle olunca kitap okurlarının hayal kırıklığı yaşaması kaçınılmaz oluyor. Filmin geneline titrek kamerayla çekilmiş müziksiz sahnelerin hakim olması duyguyu verebilmek adına oldukça başarılı. Harry’nin ölüme giderken Ron ve Hermione ile konuştuğu sahne çok etkileyici. Snape ölmeden hemen önce Harry’ye Dumbledore’un Harry’ye anlatmasını istediği anılarını verir. Harry de bu anıları okulda Dumbledore’un odasındaki Düşünseli’ne aktarır ve Snape’in gizli anılarını öğrenir. Snape’in çocukluğundan beri Harry’nin annesine âşık olduğunu, Voldemort Harry’yi ve ailesini öldürmek için aramaya başladığı andan itibaren aslında Dumbledore ve Zümrüdüanka adına ajanlık yaptığını, Harry’yi yıllarca Dumbledore’la birlikte koruduğunu, Dumbledore’un en çok güvendiği kişi olduğunu ve Dumbledore’u öldürmesinin, Dumbledore’un planının bir parçası olduğunu anlar. Bu anılar bittikten sonra Harry, kendisinin de bir hortkuluk olduğunu, Voldemort’un isteği dışında ruhunun bir parçasının kendi bedenine girdiğini ama bundan Voldemort’un bile haberinin olmadığını öğrenir. Harry, Voldemort’la karşılaşmaya gider. Voldemort’a yani ölüme doğru giderken Diriltme Taşı’nı kullanan Harry sevdiklerinin hayaletini (James, Lily, Sirius ve Lupin) görür ve onlarla konuşur. Onların yanında yürümesi Harry’yi cesaretlendirir. Voldemort’a gittiğinde hiçbir şey yapmayan Harry’yi Voldemort “Avada Kedavra’’ laneti ile vurur. Harry’nin öldüğü sahnedir bu. Ancak aslında Harry hiçbir zaman ölmez. Kitabı okumayanlar Harry Potter’ın nasıl olup da ölmediğini anlamaları biraz güç. “Avada Kedavra” büyüsü aslında Harry’nin içindeki Voldemort’un parçasını, yani hortkuluğu öldürür. Ve asanın gerçek sahibi Harry Potter olduğu için büyü geri seker ve Voldemort ölür. Kitapta detaylı bir şekilde anlatılan Harry ve Voldemort’un son düellosu yani Harry ve Voldemort’un birbirlerinin etrafında çizdiği daireler, Harry’nin Snape’i ve Mürver Asa meselesini anlattığı bölüm filmde ayrıntılı anlatılmıyor. Harry Mürver Asa’yı Dumbledore’un mezarına yeniden koyar. Voldemort yok olduğuna göre artık savaş bitmiştir.

On dokuz yıl sonrası. Kahraman üçlümüz artık otuz altı yaşındalar. Harry Ginny ile Ron ise Hermione evlenir. Harry ve Ginny’nin üç çocuğu olur; Lily Luna, James Sirius ve Albus Severus. Hermione ve Ron’un ise iki çocuğu olur; Hugo ve Rose.

SON

Filmde rol alan oyuncular on yıl süren serinin çekimlerinde bir aile gibi olurlar. Oyuncuların ayrılık vakti geldiğinde çok duygusal anlar yaşanır. Film yönetmeni bazen de prodüktörü rolü biten her oyuncu için tüm oyuncuları ve set çalışanlarını Hogwarts Büyücülük Okulunun büyük salonuna toplar ve veda eden kişiyi seremoni tadında hep birlikte uğurlarlar:

“Hogwarts’ın kızları ve erkekleri en iyi Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Öğretmenlerinize veda etme zamanı geldi. Alan ve David Thewlis’in bugün Harry Potter setindeki son günü.”
Salonda gözyaşları eşliğinde ve alkışlarla gider her bir oyuncu. Olması gerektiği gibi. 
Yönetmen David Yates “her zaman geri döneceğimizi biliyorduk. Ama bu kez dönmeyeceğimizin farkındaydık,” der bir röportajında. En çok neyi özleyecekleri sorusuna Ron’u oynayan Rupert Grint,
“Bilemiyorum, herkesi çok özleyeceğim. Bu yeri. Belki de Ron olmayı özleyeceğim. On yıl oldu ve evet, Ron olmayı özleyeceğim,”
derken Hermoine’yi canlandıran Emma Watson,
“Bunu kelimelerle nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. İnanılmaz bir tecrübeydi. Çok kutsanmış hissediyorum kendimi seçilen kişi ben olduğum için. Tüm bu tecrübeleri edinme şansı bana verildiği için. Ve buna hayatımın bir parçası olarak sahip olduğum için. Bizler seçilmiş kişilerdik, evet. Evet, öyleydik. Şanslıyız,”
yanıtını verir. Harry Potter’ı oynayan Daniel Radcliffe bir taburenin üstünde sette yaptığı son konuşmasında,
“Burayı çok seviyorum. Burası benim hayatım oldu. Hepimiz için öyle oldu bence. Hayatımın tek bir günü bile siz olmadan neye benzerdi hiç bilmiyorum çünkü. Hepiniz. Harikaydı. Bunu söylemek istedim. Her bir dakikasını çok sevdim. Bana tüm bunları yaşattığınız için çok ama çok teşekkür ederim,”
derken alkışlar eşliğinde on yıl boyunca birlikte rol aldığı arkadaşlarının boynuna sarılır. Üç küçük büyücü artık birer yetişkin olarak Harry Potter setlerine veda ederler.

Özetlenecek olursa Harry Potter edebiyata ve sinemaya uyarlanmış yüzyılın en önemli eserlerinden biri. Kitaplarını hiç okumadan filmi izleyen sinemaseverler için oldukça sürükleyici, başarılı, kurgusu iyi yapılmış bir sinema serisi Harry Potter. Ancak kitaplarını okuduktan sonra sinema filmini izleyince birçok yerde asıl konunun gözden kaçırıldığını görmemek elde değil. Kitap öyle güzel bir dille anlatılmış ki filmi izlerken kitap okurları sıkılabilir. Bu nedenle de J.K.Rowling’in nasıl tüm dünyayı bu kadar derinden etkilediğine hiç şaşmamalı. Belki bundan yıllar sonra Game of Thrones gibi eserin hakkını verebilecek bir dizi yapılabilir. Kim bilir?

Nermin Sarıbaş
KAFKAOKUR Dergisi, Nisan 2018

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

· KAFKAOKUR