çizim: rabia gençer
Bir karşılaşma yüzlerce düşünce baloncuğuna ve binlerce duygu parçacığına sebep olabiliyor, bilirsin. İşte oradaydın; capcanlı, tümüyle gerçek. Hiç var olmamışım gibi akıyordu zamanın şişeden kadehine. Yalnızca art arda gelen dakikalar, günler ve aylardan oluşan boşluğunu hayat değil “zaman” olarak tanımlamak en doğrusu gibi geliyor bana; öylece izlemeye karar verdiğin bir kum saati... Ben boşluğunda dans eden bir gölge, sessiz.

Ama oradaydım işte; hiç var olmamış olsaydım ne kolay olurdu değil mi? Görüyorsun ya oradaydım; capcanlı, tümüyle gerçek. “Mış” gibi davranamayacağım için üzgünüm, çünkü hepsini yaşadım, hepsini gördüm, çoğunu anladım, kimini yazdım, kimini kendime sakladım.

Şimdi bu yapacağım şey; hiçbir zaman kirletmeyeceğime söz verdiğim içimin bahar temizliği, yeniden açacak tomurcukları, tekrar tekrar doğacak güneşi, gerisin geri dönen göçmen kuşları penceremden izleme mevsimine hazırlık sevinci. Kafanı kaldır ve izle:

Kime neyi anlatırsan anlat, istediğin filmi izle; karakter seç kendine, istediğin şarkıyı bağıra bağıra söyle aynı sessizlikte, istediğin kadına bakarken beni gör, beni öv, beni söv... Aklanamayacaksın.

Tek bir göz yaşı ol akma, yutulma. Sızla dur, bulanıklaştır görüşü. Yalanların gibi yaşa, yalanların gibi öl. Yapayalnızlığımın en büyük sebebi, en büyük laneti, en uzak dostu; kendi ellerime sarılıp uyuyorum bu gece. Düşlerimi yakıyorum, perdeyi kapatıyorum bir daha rüya görmemek üzere. Kendimi kanatıp zehri akıtıyorum, kırmızı bir gölün ortasında uzanıyorum; kıyısız, balıksız, sandalsız. Bir sigara yakıyorum, dumansız. Bir bulut oluyorum, yağışsız. 

Hiçbir harfim değmedi kimseye, yerçekimine yenilip gitti tüm kelimelerim. Görünmezlik bunun ismi, iyi bilirim.

Merve Özdolap

KAFKAOKUR Dergisi, Şubat 2019
· KAFKAOKUR