çizim: vincent van gogh- buğday tarlası ve kargalar


Loving Vincent, izleyici tarafından uzun süredir beklenen ve hâliyle beklenti içerisine girilen bir filmdi. Van Gogh severlerin yanı sıra sanat tarihine mâl olmuş böyle önemli bir ismi anlatacak olan film, beyazperde adına da önem taşıyordu. Yayınlanan fragman ile karşılaştığımız alışılagelmişin dışındaki animasyon tekniği, akıllarda daha da büyük bir soru işareti oluşturdu. Ama tüm bunlar filmin 29 Aralık’ta ülkemizde vizyona girmesiyle cevaplanmış oldu.

Geçtiğimiz yıllarda Vincent’ın mektuplarının derlenip kitap haline getirilmesiyle sanatçıya ait dünyanın kapılarını bir nebze olsun aralayabilmiş, deli olarak nitelendirilen bir sanatçının iç dünyasına kendi cümleleriyle tanık olabilmiştik. Film ise adını Vincent Van Gogh’un kardeşi Theo’ya yazdığı mektupların sonunda kullandığı imzadan alıyor.

Loving Vincent filminin hazırlık süreci, filmin kendisi kadar odak noktası olduğu gerçeğini es geçmemeliyiz. Tüm bu süreç “büyük prodüksiyon” atfında bulunabileceğimiz nitelikte, titiz bir çalışmayla gerçekleştirildi. 10 yıla yakın bir süre içerisinde projelendirilen filmin her bir karesi için tek tek çizimler yapıldı ve 125 ressam bir araya gelerek, Van Gogh’un resim tekniğiyle çalışmalar üretti. 65 bin kareden oluşan bu çalışmalar 853 özgün yağlı boya çalışmasına tekabül etti.

Filmin yönetmenliğini üstlenen Dorota Kobiela ve Hugh Welchman için dengeleyici bir ikili olmuş demekte fayda var. Yönetmen kimliğinin yanı sıra ressam da olan Polonyalı Dorota Kobiela’nın ressam gözü, Oscar ödüllü animasyon Peter and The Wolf‘un yapımcısı Hugh Welchman’ın animasyon üzerine olan mesaisiyle birleşince ortaya farklı ve “olması gereken” bir film çıkmış.

Yapımcılığını BreakThru ve Trademark şirketlerinin yaptığı filmde önemli başka bir nokta ise Van Gogh’un resimlerinde ve hayatında yer alan kişilerin canlandırılması için günümüzde var olan oyunculardan bir ekip oluşturulması. Yeşil ekranın önünde performans–yakalama tekniğinin kullanıldığı filmin oyuncuları Douglas Booth, Saoirse Ronan, Aidan Turner, Helen McCrory, Eleanor Tomlinson, Chris O’Dowd, Jerome Flynn gibi isimlerden oluşuyor.

Yayınlanan fragmandan sonra sahneler arası hızlı senkronun kendi adıma bir nebze rahatsızlık verebileceğini düşünmüştüm ama filmi izlemeye başladığım anda bu durumun yersiz bir kaygı ve eleştiri olduğunu gördüm. Ayrıca filmde kullanılan görüntülerin zihninizde “bir yerden tanıdık geliyor” düşüncesini oluşturması çok normal çünkü aslında kullanılan görüntüler Vincent’ın tablolarına dayanıyor. Yer verilen mekânların çoğu ise Aures’te, Vincent’ın yaşamında iz bıraktığı, uyuduğu, içtiği, resim yaptığı ve onun resmettiği yerlerden oluşuyor. Vincent’ın baktığı ve gördüğü evreni sorguladığını dile getirdiği Yıldızlı Gece tablosunun açılış sekansında kullanıldığı film, hayatını bir silah ile sonlandırdığı varsayılan tarlanın olduğu Tarlada Kargalar tablosu ile son buluyor.

Bir biyografi olma niteliğini taşıyacağını sanmamızın aksine, senaryo, sanatçının ölümünden bir sene sonrasında yaşanan olaylar üzerinden gelişiyor. Vincent’ın Theo’ya gönderdiği mektupların çoğunluğunu taşıyan ve Vincent’ın hem resmettiği hem de iyi bir dost olarak nitelendirdiği postacı Joseph Roulin, oğluna bir istekte bulunuyor ve böylece Roulin’in oğlu Armand’ın Paris’e giden bir trene binmesiyle film tam anlamıyla başlıyor. Armand’ın, Vincent’ın kardeşine yazdığı son mektubu iletmesi umuduyla çıktığı bu yolda, karşına çıkan insanlardan öğrendikleriyle polisiye tadında bir maceranın peşine sürükleniyoruz. Armand’da bizler gibi, “Böylesi naif bir insan kendini neden öldürdü? Neydi bu cinnetin sebebi?” sorularının peşine düşüyor ve aslında cevabı olmayan bu sorunun “varılamayan bir nihayetiyle” yüzleşiyor.

Sanatçılar üzerine hazırlanan nice filmin arasında kendine has bir yer edinen bu muazzam film, tıpkı sanat tarihinin unutulmayacak isimlerinden olan Vincent Van Gogh gibi, adından uzun süre söz ettireceğe benziyor…


Nermin Tarı

KAFKAOKUR Dergisi, Mart 2018

2010 · KAFKAOKUR