Yazan: Ataol Behramoğlu

Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderi, büyük asker, büyük devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün bu özelliklerinin yan sıra, onun bir insan, birey olarak kişisel özellikleri üzerinde de çokça okudum ve düşündüm.

Kuşkusuz bütün bu özellikler birbirinden ayrılamaz. Hepsi birlikte bütünü oluştururlar.

Böyle olmakla beraber bu büyük önderin kişisel özellikleri konusunun beni giderek daha çok ilgilendirip düşündürdüğü ve hemen söyleyeyim ki ona duyduğum hayranlığı daha da çoğaltıp büyüttüğünü belirtmeliyim.

Okuyup öğrenme tutkusu ilgimi en çok çeken özelliği olmuştur.

Denebilir ki bunda şaşılacak ne var. Bir önder, bir devlet adamı elbette okuyup öğrenmek zorundadır. Evet ama, ben bütün insanlık tarihinde ve kısa sayılabilecek bir yaşam süresince dört binin üzerinde kitap okuyan ve bu kitaplarda altını çizdiği yerler dokuz cilt tutan bir başka devlet adamı, siyasal önder olabileceğini pek sanmıyorum.

Ondaki okuyup öğrenme tutkusunun, ilgi ve sorumluluk alanlarında pratik bilgi edinme gereksiniminin çok ötesinde, ancak düşünürlerde ve sanatçılarda görülebilecek bir varoluş sorunsalıyla, yaşam olgusunun anlamını derinliğine anlama tutkusuyla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Tam bu noktada, onun üzerine yazılmış en önemli kitaplardan, belki de en önemlisi olan Prof. Suat Sinanoğlu’nun Türk Hümanizmi adlı kitabından bir örnek vermek isterim.

Söylev ve Demeçler’in 2. Cildinin 277-278. sayfalarında yer aldığı belirtilen bu alıntı, 17 Mart 1937 tarihinde bir yabancı ülke dışişleri bakanının Türkiye’yi ziyaretinde konuk bakan onuruna verilen bir yemekte Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı konuşmadan bir bölümdür ve aynen şöyledir:

“Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. Madem ki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki muvakkat ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunamaz diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şatır olalım. Ben kendi karakterim itibariyle ikinci hayat telakkisini tercih ediyorum, fakat şu kayıtlar içinde…Hayatta tam zevk ve saadet ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, saadeti için çalışmakta bulunabilir.”

Bu sözler bir sanatçı ya da düşünür topluluğunun buluşmasında o sanatçı veya düşünürlerden biri tarafından değil, yabancı bir siyaset adamının onuruna verilen bir yemekte bir cumhurbaşkanı tarafından söylenmektedir.

Bir tek bu örnek bile, söz konusu cumhurbaşkanının, bir devlet adamı olmanın çok ötesinde, aydın ve düşünür olarak sahip olduğu farklı özelliklerin etkileyici kanıtıdır.

Mustafa Kemal’in sanata ve sanatçıya duyduğu sevgi ve hayranlığının beni çok etkileyen bir örneğini ise, bir başka önemli kitaptan, 1921’de Ankara’ya gelerek Mustafa Kemal Paşa’yla bir görüşme gerçekleştiren (o sırada 25 yaşındaki) Amerikalı gazeteci Clarence K. Streit’in Bilinmeyen Türkler adlı kitabından vereceğim.

Söz konusu kitabın yayınlanma öyküsü ise başlı başına düşündürücü ve hüzün verici bir serüven niteliğinde.

Anadolu’da savaş sürmekteyken Samsun üzerinden Ankara’ya geçerek başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere kurtuluş savaşı önderleriyle görüşmeler yapan, Ocak-Mart 1921 tarihinde tamamlayarak “Bilinmeyen Türkler”(Mustafa Kemal Paşa, Milliyetçi Ankara ve Anadolu’da Gündelik Hayat) adını veren bu gözü pek gazeteci, bizler için ayrıca ve özellikle önemli gözlem, röportaj ve fotoğraflardan oluşan kitabına ne Amerika’da, ne de Fransa ve İngiltere’de yayıncı bulabiliyor…

Bunun nedeni ise, “Bilinmeyen Türkler”in,o sırada Türkiye Kurtuluş Savaşını bir âsiler hareketi, liderini de bu yasal olmayan hareketin başı olarak gören Batı’ya, bu savaşın haklılığını ve önemini göstermesi,(o sırada kırk yaşında bir genç general olan) Mustafa Kemal Paşa’dan ise(onu Amerika Kurtuluş savaşının lideri George Washington’a benzeterek) hayranlıkla söz etmesidir…

(İngilizcesi kitap olarak sanırım hâlâ yayınlanmamış olan kitap, 1986’da vefat eden yazarın el yazmalarından yapılan Türkçe çevirisiyle, ancak 2011’de Bahçeşehir Üniversitesi yayınları arasında gün ışığına çıkabilmiştir.)

Kitabın Mustafa Kemal Paşa’ya ayrılmış VI. Bölümünde, “Ankara istasyonunun yakınlarındaki daha önce demir yolu işletme müdürünün ikamet ettiği-şimdi hem yaverleriyle birlikte yaşadığı,hem karargâh olarak kullanılan-

küçük evde, görüşmenin yapıldığı oda şöyle betimleniyor:

“Beni kabul ettiği çalışma odası resimler, fotoğraflar, sanat objeleri ve mobilya ile zevkle döşenmişti. İnsanın her hangi bir üst sınıf Batılı evinde rastlamayı bekleyeceği bir oda.”

Kitabın111. sayfasında ise, “Mustafa Kemal’in Oturma Odasındaki Resim”in bir fotoğrafını görüyoruz. Fotoğrafa düşülen dipnotta ,C.K.Streit’in fotoğrafın orijinalinin arkasına yazdığı not yer alıyor:”Namık İsmail Bey’in ‘Harman Dövme Sahnesi’-Satın Alan Mustafa Kemal Paşa”….

İkinci İnönü Savaşı sürmekte, savaşın ve ülkenin kaderi belirsizliğini korumakta, böyle bir ortamda savaşın başkomutanının odasının duvarında, büyük bir Türk ressamından kendi parasıyla satın aldığı-Anadolu köylüsünün yaşamından bir sahnenin betimlendiği- ünlü tablo bulunmaktadır…

Sanat ve sanatçı hayranlığının ve böylece kendisinin de sahip olduğu sanatçı duyarlığının başkaca bir örneğine ve yorumuna gerek var mı, sanmıyorum…

Yüzerken, dans ederken, salıncakta mutlulukla sallanırken –hele o dönemde- başka bir devlet adamı, kurtuluş savaşı önderi fotoğrafı gördünüz mü?

Mustafa Kemal Atatürk Türk aydınlanmasının önderi, büyük bir komutan, büyük bir devlet adamı olmasının yanı sıra, sözcüğün en gerçek anlamıyla bir yaşam ustası, yaşama sevinci ve yaratma duygularıyla dolup taşan, benzerine çok az rastlanabilecek çok ender bir kişiliktir…

Son yıllardaki şiir dinletilerimde, sıklıkla, “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var”ı ona ithaf ederek okuyorum…

İşitse, inanıyorum ki severdi:

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var.
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara , göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana