Yazan: Gökhan Demir
"Bir ulus, varlığı ve hukuku için bütün kuvvetiyle, bütün fikir ve maddi kuvvetleriyle ilgilenmezse, bir ulus, kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Bireyler düşünür olmadıkça, topluluklar istenilen yöne, herkes tarafından iyi veya fena yöne sürüklenebilir. Kendini kurtarabilmek için kişinin geleceğiyle doğrudan doğruya ilgisi olması gerekir."*
Büyük taarruzdan tam 977 gün önce Mustafa Kemal'in Ankara'ya gelişinin ertesi günü halkla konuşmasından bir bölüm. Yoruma açık değil, sadece defalarca kez okunmalı!

Dergi olarak Atatürk özel sayısı hazırlamaya karar verdiğimizde, zamanımız kısıtlı da olsa elimizden geldiğince Atatürk'ü anlatmak için işe koyulduk, ağır ve önemli bir mesele olduğu için heyecanlandık sonra Atatürk'ün yolunda gittiğimiz için onu anlatmanın keyifli ve elzem oluşuna ikna olmuş bedenlerimizle kolları sıvadık. Dergi Atatürk özel sayısında Mustafa Kemal Atatürk biyografisi değil, kısacık ömründe binlerce kitap okumuş, onlarca yazar ve düşünceyi tenkit etmiş, önemini bilime, uygarlığa, özgürlüğe ve bağımsızlığa vermiş, milletinden feyz almış, milletini çok sevmiş, milletine inanmış, sivil bir vaziyette anadoluyu uyandırmış, İstanbul Boğaz’ına sıra sıra demirleyen düşman zırhlılarına doğru yönelİP "geldikleri gibi giderler." demiş, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün ne yapmak istediğini anlamak ve anlatmak istedik.

Atatürk'e hangi yazarları okuduğunu ve esin kaynağının neresi olduğu yolunda bir soru yöneltilecek olsa, çok okuduğunu, ancak her şeyi eleştirerek okuduğunu ve esin kaynağının Türk ulusundan başkası olmadığını söyleyecektir kuşkusuz. Bunu kendisi defalarca söylemiş, mektuplarında yer vermiş, arkadaşları ve yazarlarla bu düşüncesini ve halini paylaşmıştır. Bu Atatürk'ün bir izleyici değil büyük bir uygarlığa akılcılıkla sahip çıkışının göstergesidir.

Mustafa Kemal Atatürk bir olayın veya düşünce akımının hiçbir zaman izleyicisi olmamış, yolundan gitmemiş, akılcı bir yol ile değişik görüş ve düşüncelerden kendine özgü bir bileşke oluşturmuştur. Atatürk evirip çevirmeyen, reform ve yenilik alanında şikayet ve inleyiş edebiyatı yerine, olumlu meselelerin özüne ehemmiyet veren anlayışı benimsemiş bir Baş Öğretmen'dir. Okuduğu ve tenkit ettiği yazar, düşünür ve imamlar Atatürk'ün ne kadar çeşitlilik içerisinden kendisini beslediğinin göstergesidir. Namık Kemal, Mehmet Emin Yurdakul, Tevfik Fikret, Ahmet Hilmi, Alphonse Daudet, Georges Fonsegrive, Descartes, Kant, İmam Gazali, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd okuduğu ve tenkit ettiği isimlerden bazıları.

Hızlı bir şekilde günümüze gelecek olursak, seslendiği halkın birkaç kuşak sonrası çocuklarıyız kuşkusuz, bir uyanışın büyük bir destanın bekçileri. Bekçileri! Peki buna bağlı yaşıyor ve anlıyor muyuz? Yoksa toplumca bambaşka bir vaziyette miyiz? Yüzeysel! (-miyiz?) Başka bir Türkiye'de? (-miyiz) Ulus olarak varlığımız ve hukukumuz için bütün kuvvetimizle, fikrimizle, varsa bir fikrimizle ve tüm maddi kuvvetimizle, kuvvetimize dayanarak varlığımızı ve bağımsızlığımızı ne kadar sağlıyor ve koruyoruz? Ben bunların hiçbirinin içini tam dolduramıyorum. Çünkü yüzeyseliz. Bizi kapatan, kabuğumuzu kırmamızı önleyen bu şey ne? Soru değil cevap olmalıyız? Görmüyor muyuz? Hiç mi sorgulamıyoruz. Kabul mu ettik? Uzaya çıkmamayı, bilimden uzak kalmayı, iyi kitaplar çıkarmamayı, iyi olan her şeyden uzak kalmayı hele hele çağın dışında olmayı kabul mü ettik? Çok geç kaldık farkında değil miyiz? Kötümser değilim adalet, özgürlük, bilim, üretim alanınca vasata yakınız sadece. Atatürk'ün kurtardığı, kurduğu Türkiye'sinde asıl ve tek mesele onu anlamak! Bu toplumun meselesi bir birey veya siyasinin değil. Atatürk bir düşünce adamı ve düşüncelerini takip etmek sonrası çok şey değişecek. Atatürk sonrası Cumhuriyetinde düşünce yapısından uzaklaşılmasının nedenlerini kişiler, herbirimiz tek tek sorgulamalıyız.

Kaç yaşındasın? İçinde bulunduğun vaziyetin ne? Öğrenci misin? Öğretmen? Veli? Bi iş yerinde çalışan? İş adamı? Yazar? Doktor? Polis? Bilim insanı? Bir kabulleniş söz konusu ve bu kabulleniş hiçte iyi bir kabulleniş değil. Vaziyetimiz ne olursa olsun kabullenmeyi bırakıp bir şeyler yaplamı. Daha fazla çok geç olmadan!

Atatürk sayısı ile Atatürk'ü hiç tanımadığınızı ve bilmediğinizi düşünerek buluşun. 1919'da yaptığı konuşmayı özümseyin. Bize fikirler gerek.

Sevgiler.

*Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, II, 11

Kaynak: Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, Şerafettin Turan, Türk Tarih Kurumu