Bisiklet Çetesi

Yazan: Eray Yasin Işık

O gün karne günüydü. Ferit bir sömestr boyunca bu günün hayalini kurdu. Babası: "Eğer bütün derslerin beş olursa, bisikleti hak ettin," demişti. Ferit hak ettiği yeni bisikletine kavuşmak için baştan aşağı pekiyi dolu karnesini kaptığı gibi eve koştu. O kadar hızlı koşuyordu ki yeni bir şeye kavuşmak için başarı zorunluluğu olmayan bisikletli arkadaşlarını bile geride bırakmıştı.

Kömürlükte duran eski bisikleti ile göz göze geldi. Bu emektarı da dedesi ona sünnet hediyesi olarak almıştı. O gün de bu kadar heyecanlıydı. Gerçek bir erkek olacaktı. Sünnet merasimi değildi Ferit’in gözünde onu erkek yapan… Üç tekerlekli bisikletten bir üst mertebeye geçişi ona bu kimliği kazandırmıştı. Cibinlikli sünnet yatağının yanında duran yeni bisikletine gururla bakıyordu. İlk başta arka kısımda bulunan minik denge tekerlerini sevmese de, kısa bir çalışma sonucu onlara ihtiyacı kalmamıştı. Sünnet yarasının iyileştiği günlerde o da cesaretini toplayarak o minik tekerlerden kurtulmuş, dengede durmayı bir iki ufak diz kanaması, kol yüzülmesi ile atlatmıştı. Sağlam bisikletti. Lastikleri dolma olduğundan, patlama, yarılma, yama gibi teknik arızalarla uğraşmıyordu. Ona kalsa fren de kullanmayacaktı. Ayakkabısının tabanını arka lastik ve şase arasına 45 derecelik açı ile yerleştirir, arka tekeri kaydırarak havalı bir duruş sağlardı. Bir defasında bu tekniği ön tekerde de kullanmış, yokuş aşağı üç buçuk takla ve öne doğru yarım salto ile bu fikrin tehlikesini keşfetmişti. Anılarla doluydu bu bisiklet, ama Ferit’e artık küçük gelmeye başlamıştı. Selesinden pedallarına inen bacakları eşkenar üçgen şeklini almadan kullanamıyordu. Karnesini de babasının standartlarında eve getirdiğine göre artık kendi bacak boyunda bir bisikleti hak etmişti. 

Babasının işten dönmesini beklerken o da yeni bisikletini düşlüyordu. Seçenekleri gözünün önüne getirdi. Mahalledeki bisiklet çetelerini düşündü. Onun bisikleti en havalısı olmalıydı. Hemen kafasındaki kız bisikleti modellerini eledi. Lastiklerinin üzerinde çamurluk ön tarafta sepet olmayacaktı. Kesinlikle yere paralel seleden gidona uzanan bir boru olacaktı. Sırf bu boru yüzünden katlanabiliyor olan Pinokyo’dan bile vazgeçmişti. Kontra pedallı olanlar ona ilginç gelse de, yokuş aşağı pedalı ters çevirme keyfinden mahrum kalmak istemiyordu. Hayalleri bazen vitesli modellere kadar yükseliyordu. Geçen sene bütün mahalle gazeteden kupon ile 18 vitesli dağ aslanı almıştı. Her ne kadar Kızılay dağıtmış gibi her yerde bu modellerden olsa da vitesli olması ayrı bir hava katıyordu. Ferit bu kupon fırsatını kaçırmıştı. Çünkü babası kuponla değil, not ortalaması ile çalışıyordu. Hele bir de babası ona ince tekerli yarış bisikleti alsa havasından yanına kimse yanaşamazdı. Rengi siyah olacaktı. İsmi bile hazırdı. Kara şimşek. Akşam yemeği hazır olduğunda babası zili çaldı. Zira annesi yıllardır akşam yemeğini babanın zil çalışına endekslemiş, işten gelen yorgun kocasını, yemeğin hazır olması ile ödüllendirmişti. Ama bu dakiklik Ferit’in bisikletine kavuşma planlarını bozuyordu. Yemek sürecinde dükkanlar kapanır, Ferit de dört gözle beklediği yeni bisikletine kavuşmak için bir gün daha şafak saymak zorunda kalırdı. Bir eğitim dönemi yaşadığı bekleyiş onu sabırsızlığa sürüklüyordu. İstenilen karne alınmış, beklenti karşılanmıştı. Şimdi hak ettiği ödülünü bir an önce almak istedi. Hızla yemek masasında duran karnesini alıp babasına koştu. Gururla babasına uzatıp "Hadi bisikletçiye gidiyoruz,” demesini bekledi. Babası şöyle bir göz gezdirip: "Aferin oğluma. Ben zaten emindim," dedi. Ferit biraz daha gururlandı. Yani babası bisikletin alınacağına kesin gözüyle bakıyordu zaten. Demek ki hazırlıklıydı bu hediye için. Ferit ayakkabılarını giyip hemen yola düşmek istedi. Ama babasının acelesi yoktu. İçeri geçti. "Baba bisiklet?" dedi Ferit. Hakkı olanı istedi. Annesi girdi bu sefer araya. "Ay sabahtan beri bisiklet, bisiklet… Başımın etini yedi… Bu karneyi kendi için değil bisiklet için almış,” dedi.

Babası ağır ağır çorbasını içerken Ferit artık bu geceden umudunu kesmişti. Ne kadar sıkıntılı olsa da, bir gün daha bekleyecekti. Annesi ısrarla arabalardan doğacak tehlikeye ve bisiklet olunca Ferit’in eve girmeyeceğine dikkat çekiyordu. Ferit ise kazanılmış hakkının elinden alınamayacağını düşünüyordu. Üstelik annesi ne kadar istemese de babası söz vermişti. O bisiklet alınacaktı. 

Akşam yemeğinden sonra demlenmiş olan çay daha oturmadan babası Ferit’i yanına çağırdı. "İn bakalım kömürlüğe bisikletini beğenecek misin?" dedi. Ferit kısa süren şaşkınlığını atmış, babasının bu sürprizi onu sevince boğmuştu. Kendisi gidip mağazadan seçse belki bu kadar sevinmeyecekti. Ama oğlunun başarısından emin olan baba ödülünü iş çıkışı alıp getirmiş, yemek boyunca da bu hediyeden hiç bahsetmemişti. Ferit heyecandan havalara uçuyordu. Ayakkabılarını bile giymeden çıplak ayak indi merdivenleri. Kömürlüğe girdiğinde gıcır gıcır parlayan, mahallede herkesin gıpta ile bakacağı, hele hele bir de vitesliyse diye düşlediği yeni yarış bisikleti ile karşılaşmayı umdu. Dağ bisikleti de olurdu. Jantları paslanmış selesi yırtık sünnet bisikleti bu sefer gözüne görünmedi bile. Kömür odalarını tek tek dolaştı. Babasının saklamış olabileceğini, sürprizi daha da süslediğini düşündü. Ama nafile. Hayallerindeki kara şimşek kömür tozundan kararmış kömürlük duvarları arasında yoktu. Tam çıkacakken eski bir bisiklet gözüne çarptı. Postacı ve bakkalların kullandığı yaylı sele, ortasında paralel çift boru ve direksiyonu düz bir doğru şeklinde değil arkaya doğru kıvrık eski bir bisiklet duruyordu. Arka selesinin üzerinde bir heybe vardı. Bir hediye gibi değil de, müzede duran bir tarihi eseri andırıyordu. Sevincin kursağında kalmasını ilk o an yaşadı Ferit. Yutkunamadı. Biraz sonra annesi ve babası da indi yanına. Ferit susuyor karşısında duran eski bisiklete dokunmak istemiyordu. Hiç de bu anın hayalini kurmamıştı.

Annesi bisiklete bakıp: "Nereden çıktı bu?" dedi. Hiçbir teknik bilgisi olmamasına rağmen annesi bile bisikletten ‘bu’ diye bahsediyordu. "Bir arkadaşımdan aldım ikinci el. Eski ama sağlam bisiklet," dedi babası. Ferit’in evdeki coşkusu yoktu. Babası da bunun farkındaydı. "Ben buna binmem,” dedi ve çıplak ayakları ile merdivenleri indiğinden daha hızlı bir şekilde yukarı çıktı. Yatağına yatıp kurulan hayallerin gerçekle ilintisini düşündü.

Ertesi gün sabahın erken saatlerinde, mahallenin bisiklet çetesi Ferit’in evinin önünde toplanmış onun yeni bisikletini görmek için bekliyorlardı. Ferit’in hayal kırıklığı, yerini kabullenmeye bırakmıştı. Ancak kaldırım kenarı gibi yüksek bir yerden binebildiği bisikleti ile çetenin karşısına çıktı. Çocukların meraklı bakışları yerini alaylı gülümsemeye bıraktı. "Vitesi var mı lan bunun?" diye sordu biri. Diğeri: "Ne vitesi oğlum milattan kalma bu külüstür." dedi. "Arkasında heybesi var. Bisiklet değil eşek mübarek." dendi. Ferit’in bu dede bisikleti ile çeteye dahil olamayacağına onları yavaşlatacağına karar verildi. 

Çete günlük faaliyetleri olan apartman zillerine basıp kaçmak için Ferit’in yanından ayrıldı. Ferit ise yeni ama epeyce eski bisikleti ile baş başa kaldı. Annesi camdan: "Feriiit! Fazla uzaklaşma!" diye bağırdı. Ferit ise ondan uzaklaşan çete üyesi arkadaşlarına bakıyordu. "Tamam anne," dedi... 

Zira pedallara boyu tam yetişemediğinden kaldırım kenarından çok da fazla uzaklaşamıyordu.