Kısa Metraj


Bir gemi geçerken köprünün altından...
“Sen sevseydin bu şehir de severdi beni.”
Cansu Cindoruk
Her ne olursa olsun, bu dünyada birbirine denk hiçbir şey yoktu. Hep bir taraf daha çok sever, üzülür, özler… Vesaire, vesaireydi. Aşk bir mantık hatasıydı ve o, büsbütün doğru olduğuna inandığı koca bir yanlışa düşmüştü. Aslında her insan, bir tek kendi sevgisinden sorumluydu. Sevdiğin kadar sevilmek filan, insanoğlunun var oluşuna aykırıydı. Hiçbir beklentiye girmemeyi öğrendiği gibi, ağır ve sancılı bir şekilde, sabretmeyi de öğreniyordu. Sonunda düşlerini süsleyen adamın durduğu yolu artık çıplak ayak yürüyordu.

Ne de olsa bir kez karar vermişti.

Elindeki gazeteyi masaya bırakıp derin bir nefes aldı. Bütün sayfalar kaos kokuyor, insanlar birbirlerini öldürüyordu. Okudukça şişti, bunaldı. Geceleri unutabilmek için gözlerini kapattığı ne derdi varsa hepsi böyle zamanlarda onu daha fena yokluyordu. Bir yudum su içip saatine baktı. Otobüsün kalkmasına daha yarım saat vardı. Havaalanını boydan boya yürüyen insanları izlerken uzaklara daldı. Uçsuz bucaksız bir aşk uğruna yarım bırakıp geldiği Ankara’yı düşündü. Kim bilir sonunu göremediği kaçıncı hikayeydi bu? İstanbul’u dinledi, şairin dediği gibi, gözleri kapalı. Kalbinin sesinden başka hiçbir şey duymadı. Evet, belki de bir gecede karar verip yola düşmek bu zamana kadar yaptığı tek doğru şeydi ama bir eksiklik vardı. Acaba yaşayabileceği hayal kırıklıkları, bavulunu kapatmadan önce aklına gelmiş miydi?

Giderken “Hoşça kal” bile dememiş bir adamın peşinden gelmeden önce bunları hesap etmesi gerekirdi. Farkındaydı. Aşkın insan bedenindeki ağırlığının, sevgiliye duyulan tutsaklığın... Her şeyin farkındaydı. Mehmet’e kalsa bütün kırgınlıklar açıklanabilirdi ama onun açıklamalardan çok Mehmet’e sarılmaya ihtiyacı vardı.

Bir sigara yaktı. Her insanın tanışması tesadüftür de Mehmet’in eli, yüzü, gülüşü ona ne diye bu kadar tanıdık gelmişti ki? Yıllarca aynı çatıyı paylaşmış eski bir ev arkadaşı samimiyetiyle bakmışlardı ilk kez birbirlerine. İşte tam o gün, yıllar geçse bile Mehmet’in sıcacık gülüşünden başka hiçbir şeyi hatırlamayacağına dair söz vermişti. İlk karşılaştıkları günün sabahı, Ankara’nın en ışıl ışıl zamanıydı. Nedendir bilinmez, belki sadece o sabah en parlak güneş doğdu diye, ansızın ve gereksizce, aşık olmuştu.

Kıyafetlerinin arasında, hatıralarına da yer vermişti bavulunda. Bir arkadaşı Taksim otobüsüne binip sondan önceki durakta inmesi gerektiğini söylemişti ama önemli olan, otobüsten indikten sonrasıydı. Kimse ona bu konuda bir tavsiyede bulunmamıştı. O da yine, kalbi nereye git derse oraya gidecekti. Ne de olsa İstanbul’a neden geldiği ortadaydı: Aylardır gecelerini uykusuz kılan, üzüntüsüyle sevinciyle kendisini tamamlayan tek adamı görmek içindi gelişi. Bu kadar zaman sonra yeniden “Merhaba” demek, doğru olur muydu?

Hala kararsızdı. Tamam, aynı şehirde nefes almak filan, bunlar olağanüstü şeylerdi ama Mehmet onu görmek istemiyor da olabilirdi. Otobüse bindiğinde bunları düşünemeyecek kadar yorgun olduğunu hissetti. Bir elinde aylar öncesinden kalma bir fotoğraf, diğer elinde bavuluyla, hep hayalini kurduğu gökyüzünün altındaydı. Ama kutup yıldızını göremiyordu.

“Ben geldim!” diyen ufacık bir mesaj göndermeyi bile gururuna yediremiyorken Mehmet’in kapısını nasıl çalacaktı? Koca bir aşk üzerinden tır gibi geçmişken, yeniden bir başkasını sevmesi şart mıydı? Gideceğini bildiği birisine lüzumsuzca bağlanmıştı. Mehmet’in terk edişiyle kırılan kanatlarını bir başkasının geri getiremeyeceğini çok iyi biliyordu. Denemişti. Her kimin “İyi geceler…” dilekleriyle uyursa uyusun, “Günaydın!” bile demeden önce aklına Mehmet geliyordu.

Bugüne kadar, bir marifetmiş gibi,duygularını saklamıştı. Sevince susmuş, kızınca küsmüş, kırılınca belli etmemişti de bu sessizlik ne işine yaramıştı? Herkes bu sessizliği yüzünden onun istikrarsız olduğunu zannediyordu. Aksine sadece Mehmet’i anlatmayı sevmiyordu. Herkese kendi aşkı özel gelirdi ya, ondan işte. Karşısında ellerinin titrediğinden, dizlerinin boşaldığından Mehmet’e bile bahsetmemişti. Nasıl onu bir başkasına anlatsındı? Mehmet…Babasının ismiydi. Bir gün aşık olduğu adama da böyle hitap edeceğini tahmin bile edemezdi.

İnsanın kaybetme korkusu sevgisinden üstün geldiği zaman aklı karışırdı. Kalbi aklına yenik düşmeden, evin yolunu tuttu. Bir kez daha düşünseydi Mehmet’ten bile vazgeçebilirdi. Yıkık dökük kaldırımları arşınladı. Uzun ve daracık İstanbul sokaklarında yürüdü. Aşık olmaya hazırlanan her kadın gibi, farkındalıktan uzak bir tedirginlik içindeydi. Apartmanın etrafında dolandı. Eğer içeri girerse Mehmet’i görecekti. Mehmet’i tekrar görürse onu daha çok özleyecekti. Eğer içeri girmezse Mehmet’i sonsuza dek unutacaktı. Yapamadı.

Hafızasından silinmeye yüz tutmuş o gözleri unutmaya kıyamadı.Telaşla merdivenleri tırmandı. Durdu. Tekrar derin bir nefes aldı. En fazla ne olabilirdi ki?.. Mehmet onu zaten defalarca kırmış, parçalamış, kağıt çöpü gibi ortada bırakmıştı. “Git” dese giderdi. Bu da ona çok koymazdı. Artık her şeyi göze alabilecek kadar cesur davranmak zorundaydı.

Tam kapıyı çalacakken, kapı kendiliğinden açıldı. Siyah beyaz rüyalarından hatırladığı Mehmet, tam karşısında duruyordu. Geçmişi ve hatta geleceği ona sakince gülümsedi. Kelimeler diline dolandı. Öpmek için uzanınca dudakları, dokunmaya kıyamadı.

Sakin ve sıcak bir yaz sabahının sonsuz neşesiyle doldu içi.

Sabah, bir yaz sabahı bile değildi.

Kafka Okur Dergi, Cansu Cindoruk, Öykü, Sayı 6, 2015
Ad

Behçet Necatigil Cafeka Cansu Cindoruk Cemal Süreya Cemil Meriç Çekiliş Çizim Dalgalar Dava Deniz Feneri Dergi Dergi Hür Tefekkürün Kalesi Didem Esen Didem Madak Dilan Bozyel Dönüşüm Duyuru Ece Ayhan Edebiyat Edward Burne Efkan Oğuz Eleştiri Esra Pulak Ezgi Ayvalı Felsefe Feyza Altun Fotoğraf Franz Kafka Frida Kahlo Fuar Gece Genel Gökhan Coşkun Gregor Samsa Hasan Ali Toptaş Hieronymous Bosch Hilal Kosovalı İkinci Yeni İlan İlhan Berk İllüstrasyon İnceleme İstanbul Janusz Glowacki Jean-Paul Sartre Jones Kadın Kadın Olmak Kafka Okur Kara Kazım Koyuncu Kendine ait Bir Oda Kitap Konuk Yazar Kübra M. Büyükkıyıcı Küçük Prens Kürk Mantolu Madonna Lehçe Leyla Kanber Marc Chagall Marcel Duchamp Mektup Merve Özdolap Mrs. Dalloway Ne Demiş Kafka? Oğuz Atay Orlando Ödül Öykü Özgecan Aslan Pablo Neruda Panait Istrati Po Polsku Poster Röportaj Sabahattin Ali Salvador Dalí Sanat Sayı 1 Sayı 10 Sayı 2 Sayı 3 Sayı 4 Sayı 5 Sayı 6 Selcan Aydın Simone de Beauvoir Simyacı Soma Songül Çolak Sylvia Plath Şiir Tezer Özlü The Metamorphosis Turgut Uyar Tutunamayanlar Tülay Palaz Varoluşçuluk Video Yaşamın Ucuna Yolculuk Yazar
false
ltr
item
KAFKAOKUR: Kısa Metraj
Kısa Metraj
Kısa Metraj, Cansu Cindoruk
https://2.bp.blogspot.com/-Bu_nW9A3eUQ/Vty1WMSjuHI/AAAAAAAADWg/e_z2E6OLtHI/s1600/k%25C4%25B1sametraj.jpg
https://2.bp.blogspot.com/-Bu_nW9A3eUQ/Vty1WMSjuHI/AAAAAAAADWg/e_z2E6OLtHI/s72-c/k%25C4%25B1sametraj.jpg
KAFKAOKUR
http://www.kafkaokur.com/2016/03/ksa-metraj.html
http://www.kafkaokur.com/
http://www.kafkaokur.com/
http://www.kafkaokur.com/2016/03/ksa-metraj.html
true
1079892415892661503
UTF-8
Bulunamadı Tümü Devamı Cevap Cevap yok Sil Yazar Anasayfa Sayfalar Gönderiler Tümü Önerilen Etiket Arşiv Ara Tüm gönderiler İsteğiniz yerine getirilemedi Geri dön Sunday Monday Tuesday Wednesday Thursday Friday Saturday Sun Mon Tue Wed Thu Fri Sat January February March April May June July August September October November December Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec just now 1 minute ago $$1$$ minutes ago 1 hour ago $$1$$ hours ago Yesterday $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago more than 5 weeks ago Followers Follow THIS CONTENT IS PREMIUM Please share to unlock Copy All Code Select All Code All codes were copied to your clipboard Can not copy the codes / texts, please press [CTRL]+[C] (or CMD+C with Mac) to copy