Eksiksiz

Hikmet Bey her sabah olduğu gibi bu sabah da saat yediyi vurmadan uyandı. Biliyordu, bugün güzel bir gün olacaktı. Pencereden yatağına vuran güneş, göğsündeki ve dizlerindeki ağrıları hafifletmişti. Birkaç dakika öylece durdu. Sabah öksürüklerini, uzun zamandır ciğerlerinde yer etmiş hırıltıları bekledi. Gelmediler. Dolaptan, sevdiği açık mavi gömleği çıkarıp yatağın üzerine bıraktı. Acele etmeden, ağır adımlarla mutfağa gitti. Çaydanlığın altını yaktı. Banyoya girip, her gün yaptığı gibi özenle tıraşını oldu, kokusunu sürdü. İncelmiş beyaz saçlarını ıslatıp, yine onlar kadar ince kılları olan büyük bir fırçayla taradı. Üzerini giyinip dolabın önündeki boy aynasında kendine bakarken, gülümsediğini fark etti. Hemen arkasından da ne kadar uzun süredir gülümsemediğini…
Çay demini aldığında, Hikmet Bey verandaya geceden dökülen yaprakları çoktan süpürmüştü bile. Masayı silerken gözlerini bahçe kapısından alamadı. Kalbinin çarpmasıyla hareketlerinin ritmi bir olarak; içeri girip radyonun sesini açtı, orta sehpanın üzerini gelişigüzel toparladı, mutfağa koştu. İyi ki açık kapıdan bahçe çitlerini görebiliyordu. Bir yandan kapıyı kontrol edecek, bir yandan buzdolabındaki yiyecekleri mutfak masasının üzerine boşaltacaktı. Salamı kesti. Yumurtaları kaynattı. Kapıya baktı. Peynir çeşitlerinden tabağa birer parça koydu. Zeytinyağını, zeytinlerin, dilimlediği domateslerin, bir parça yeşilliğin üzerinde gezdirirken, bir yandan da bardakları hazırladı. Tam üç kez tepsiyle mutfağa gidip geldi ama hala gelen giden yoktu.

Şimdi eksiksiz bir kahvaltı masasının başında oturuyor Hikmet Bey. Çaya, kızarmış ekmeklere dokunmuyor, gözlerini yola dikmiş, kıpırdamadan duruyor. Her zaman olduğu gibi dizlerini ovuşturmuyor bu sabah. Kuş gibi hafif hissediyor hala ve hala yüzünde boy aynasındaki gülümseme duruyor. Yoldan bisikletiyle geçen yirmili yaşlarının başında bir kız eve doğru bakıyor. Yavaşlayarak yaklaşıyor, duruyor kapının önünde:

“Günaydın Hikmet Amca”

“Günaydın hanım kızım, nasılsın?”

“İyiyim. Bizimkileri ziyarete geldim.”

Masaya takılıyor gözleri kızın. Hikmet Bey’in tam karşısında duran boş sandalyeye, boş bardağa, boş tabağa bakıp yüzünü ekşitiyor:

“Çarşıya iniyorum Hikmet amca, bir şey lazım mı?”

Hikmet Bey, yüzündeki bütün çizgileri derinleştiren ve kızın yüreğini sıkıştıran bir gülümsemeyle kafasını sallıyor:

“Yok güzel kızım, hiç eksiğim yok bugün.”

İkisi de bir şey söylemiyor bunun üzerine. Kız pedalları ağır ağır çevirerek uzaklaşıyor. Hikmet Bey’in gözleri kapıda, bekliyor.

Bekliyor.

Saat on biri vurdu. Hikmet Bey, Türkçesini beğenmediği genç adamın programı başlamadan kalkıp radyoyu kapattı, her sabah yaptığı gibi. Geri gelip verandaya çıkmadan, kapının önünde durdu bir süre. Dudağının kenarındaki çizgiler aşağı doğru bükülmüş, omuzları düşmüş son kez baktı bahçe kapısına. Kenarda duran tepsiyi aldı ve masaya dönüp, içinden sadece bir parça örgü peyniri aldığı peynir tabağını, iki kez doldurup boşalttığı çay bardağını, yalnızca bir dilim azalmış ekmek sepetini ve bozulmamış diğer tabaklardan sığdırabildiğini dizdi tepsiye. Ağır ağır, kafasını kaldırmadan yaptı bütün bunları. Yine aynı ağırlıkla mutfağa gitti. Masayı tamamen boşaltana kadar iki kez daha gidip geldi böyle. Son sefer mutfağa girdiğinde, elindeki tepsi parmaklarının arasından kayıverdi Hikmet Bey’in. Donup kaldı oracıkta. Ayakta… Elleri iki yanında sallanırken, ağzını açıp, gözleri dolu, derin derin nefes almaya çalıştı.

Yere düşen bardak kırıldı. Yumurta çatladı, biraz sallanıp durdu halının kenarında. Salatalık dilimleri mutfak masasının altına doğru dağılırken, peynirler mutfağın her yerine saçıldı. Yuvarlanmaya devam eden bir siyah zeytin tanesi, küçük halının üzerinden geçip krem renkli bir kadın ayakkabısına çarpınca durabildi ancak. Zeytinin üzerine bastı fark etmeden Hikmet Bey, karısına sıkı sıkı sarılırken.

“Geldin! Reyhan... Geldin sonunda!”

Ne diyeceğini, ne yapacağını bilemiyordu. Zorla ağzından çıkan kelimelerle uzun uzun konuşmak, yıllardır içinde biriktirdiği her şeyi anlatmak istiyordu. Bir yandan kadının saçlarını okşuyor, bir yandan ellerini, boynunu, yüzünün her çizgisini hasretle öpüyordu.

“Çok bekledim karıcığım. Öldü dediler. Neden gelmedin?”

Yaşlı kadın, kocasının yanaklarından akan yaşları silip, “Geldim sevgilim.” dedi sadece.

“Aç mısın? Çok bekledim seni. Yorgun musun? Geldin işte.”

Sandalyeyi çekip oturttu karısını Hikmet Bey, çözülen dizleriyle yere çöküverdi o an. Karısının bacaklarına yüzünü dayayıp iki buçuk yılın biriken hıçkırıklarını boşalttı oraya. Ağladı.

Ağladı.

Genç kız bisikletinin sepetini poşetlerle doldurmuş, sokağa giriyor. Uzaktan Hikmet Bey’in evine doğru bakarken çarşıda gördüğü, neredeyse bütün direklerde asılı duran ve her pazar Hikmet Bey tarafından yenilenen ilanı hatırlıyor. İlanda atmışlı yaşlarda bakımlı bir kadının gülümseyen vesikalık fotoğrafı vardı. Alzehimer hastası olan Reyhan Tekin’in iki buçuk yıl önce kaybolduğunu bildiriliyordu altındaki yazı. Görenlerin insaniyet namına ilçe jandarmasına ya da numarası yazılı olan Hikmet Tekin’e haber vermesi isteniyordu.

Genç kız eve yaklaştıkça aklından Hikmet Bey’in karısını arayan hallerini geçiriyor, yalnızca tatillerde denk geldiği, okula döndüğünde unuttuğu halleri; geçen yıl, kasabaya 10 km uzak barajda bulunan kadın cesedini, Hikmet Bey’in haykırışlarını… Evin önüne gelip iniyor bisikletinden. Pastaneden aldığı, içinde un kurabiyesi olan küçük paketi sepetten çıkarıp bahçe kapısından içeri giriyor. Elindeki paketi göstererek: “Hikmet Amca” diyor, “Kurabiye aldım, tazecik yeriz.”

Verandaya yaklaştıkça hala kahvaltı masasında oturmakta olan Hikmet Bey’in çuval gibi buruşmuş bedenini görüyor. Bahçe kapısından ayırmadığı cansız gözlerini, iki yana düşmüş sıska kollarını, masada eksilmemiş yiyecekleri...

Radyoda genç bir adam, bozuk Türkçesiyle eski bir hikâye anlatıyor.

Kafka Okur Dergi, Ezgi Ayvalı, Öykü, Sayı 6, 2015
Çizim: Songül Çolak
Ad

Behçet Necatigil Cafeka Cansu Cindoruk Cemal Süreya Cemil Meriç Çekiliş Çizim Dalgalar Dava Deniz Feneri Dergi Dergi Hür Tefekkürün Kalesi Didem Esen Didem Madak Dilan Bozyel Dönüşüm Duyuru Ece Ayhan Edebiyat Edward Burne Efkan Oğuz Eleştiri Esra Pulak Ezgi Ayvalı Felsefe Feyza Altun Fotoğraf Franz Kafka Frida Kahlo Fuar Gece Genel Gökhan Coşkun Gregor Samsa Hasan Ali Toptaş Hieronymous Bosch Hilal Kosovalı İkinci Yeni İlan İlhan Berk İllüstrasyon İnceleme İstanbul Janusz Glowacki Jean-Paul Sartre Jones Kadın Kadın Olmak Kafka Okur Kara Kazım Koyuncu Kendine ait Bir Oda Kitap Konuk Yazar Kübra M. Büyükkıyıcı Küçük Prens Kürk Mantolu Madonna Lehçe Leyla Kanber Marc Chagall Marcel Duchamp Mektup Merve Özdolap Mrs. Dalloway Ne Demiş Kafka? Oğuz Atay Orlando Ödül Öykü Özgecan Aslan Pablo Neruda Panait Istrati Po Polsku Poster Röportaj Sabahattin Ali Salvador Dalí Sanat Sayı 1 Sayı 10 Sayı 2 Sayı 3 Sayı 4 Sayı 5 Sayı 6 Selcan Aydın Simone de Beauvoir Simyacı Soma Songül Çolak Sylvia Plath Şiir Tezer Özlü The Metamorphosis Turgut Uyar Tutunamayanlar Tülay Palaz Varoluşçuluk Video Yaşamın Ucuna Yolculuk Yazar
false
ltr
item
KAFKAOKUR: Eksiksiz
Eksiksiz
Eksiksiz, Ezgi Ayvalı
https://3.bp.blogspot.com/-qyK00OOglFk/VtxvSoKQoPI/AAAAAAAAJpw/rVsWHlm64oo/s1600/img-618162720-1.jpg
https://3.bp.blogspot.com/-qyK00OOglFk/VtxvSoKQoPI/AAAAAAAAJpw/rVsWHlm64oo/s72-c/img-618162720-1.jpg
KAFKAOKUR
http://www.kafkaokur.com/2016/03/eksiksiz.html
http://www.kafkaokur.com/
http://www.kafkaokur.com/
http://www.kafkaokur.com/2016/03/eksiksiz.html
true
1079892415892661503
UTF-8
Bulunamadı Tümü Devamı Cevap Cevap yok Sil Yazar Anasayfa Sayfalar Gönderiler Tümü Önerilen Etiket Arşiv Ara Tüm gönderiler İsteğiniz yerine getirilemedi Geri dön Sunday Monday Tuesday Wednesday Thursday Friday Saturday Sun Mon Tue Wed Thu Fri Sat January February March April May June July August September October November December Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec just now 1 minute ago $$1$$ minutes ago 1 hour ago $$1$$ hours ago Yesterday $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago more than 5 weeks ago Followers Follow THIS CONTENT IS PREMIUM Please share to unlock Copy All Code Select All Code All codes were copied to your clipboard Can not copy the codes / texts, please press [CTRL]+[C] (or CMD+C with Mac) to copy