Bir Mine Söğüt Röportajı!


Zümrüt Gözlü Kadın Mine Söğüt

“Köye gelince Turgutreis sapağından dön, az ileride sağda Hayat Kafe’de buluşuruz” diyerek tarif etti görüşeceğimiz yeri. Dönüp dönüp yazdığımı okuyorum, bir cümlede geçen iki kelime kaburgalarımı kırıyor! Köy… Hayat… Bu, nasıl tesadüf olabilir ki?

Gümüşlük’e varınca köyün kahvesinin önünde durdum. Amcalar oturmuş pişpirik oynuyor, kahvelerini höpürdete höpürdete yudumluyorlar. Etrafta bir toprak kokusu, etrafta bir güzel insan kokusu...

- Amcacım, Hayat Kafe’yi biliyor musun?
- Ne diyon kızım?
- Amca, Hayat Kafe diyorum. Biliyor musun ne tarafta?
- Ne kahvesi, Hayal kahvesi mi?
- Hayat Kafe amca, Hayat Kafe…
- Yok kızım burda Hayal Kahve mayal kahve…

Daha ilk dakika içimde filizlenen kıskançlık duygusunun ayrımına varmıştım. Evet, amca çok doğru söylüyordu; az sonra “hayal” gibi bir kadınla tanışacaktım. Ne tanışması, adım gibi bildiğim bir kadınla oturup kahve içecektim, hayatını höpürdete höpürdete yudumlayacaktım birkaç saat sonra, derken, üç beş saat oldu…

Sonunda Kafe’yi bulduğumda yolun kenarına park etmiş kıpkırmızı dev arazi arabasını görünce dedim bu olamaz, olmamalı… Bir insan, bir insana bunu yapar mı? Kıskançlık denilen lanet duygu kanımda yol almaya böylece devam etti… İçeri girdiğimdeyse rengârenk örtülerin, duvarların arasından bana doğru yürüyen iki koca zümrüt gördüm; göz demenin kesinlikle haksızlık olacağı iki koca zümrüt. Gerisini gözlerim sonra yakaladı; rastalı saçlar, boyunda atkı, elin üzerinde dövme, kalemindeki özgünlüğün görünüşünde de olduğu, tarif etmekte zorlandığım bir kadın…

Kendimi birden, röportaj demenin zor olduğu bir sohbetin içinde buldum; iki meraklı kadının birbirini keşfetme saatleri diyelim. “Bu sohbetten bir şey yazamazsam beni affet.” dedim. “Boş ver, gittim Mine’yle tanıştım çok güzel bir sohbet ettik dersin.” diyerek içimi ferahlattı; ama atladığımız bir şey vardı; o her sözüyle, her hareketiyle adama kitap yazdıracak bir kadındı…

“Her zaman mı farklıydın?” diye sordum ve çocukluğundan başladık yürümeye: “Sokakta oynayarak büyüyen bir çocuktum. Bir gün dört yaşlarındayken çete savaşı yapıyor arkadaşlarım, birbirlerine taş atıyorlar. Dedim, birbirimize taş atmamız çok yanlış, yapmayalım biz taş atmayalım. Onları sözlerimizle kaçırabiliriz.” O gün herkesin ona deli diye baktığı ve oyun dışında bıraktığı bir gün olmuş. Kendini ilk o gün farklı hissetmiş. Sözlerin gücü için hala aynı şekilde düşünüyor ancak şunu da eklemeden geçmiyor: “Evet, sözlerimizle kaçırabiliriz ama tabii ki kaçırmayıp kafamıza taşı yiyoruz.” Kendini şanslı addediyor, kitaplarla tanışması daha okuma, yazma öğrenmediği yıllarına dayanıyor. “Babam bana Nazım Hikmet şiirleri okurdu, daha okumayı öğrenmeden Nazım şiirleri ezberlemiştim.” diyerek anlatıyor edebiyatla ilk tanışıklığını...

“Ben daha ilkokuldayken ne isteyip ne istemediğini bilen bir çocuktum.” diyor. O zamanlar tiyatrocu olmak istediğini anlatıyor; ancak babasını on yedi yaşında kaybedince hayatı altüst oluyor, manevi çöküntünün yanı sıra maddi çöküntüye de uğrayınca kapağı hemen üniversiteye atıyor, Latin Dili ve Edebiyatı okuyor. “Tiyatrocu olamadım; ama işimin anlatarak veya yazarak olacağını biliyordum.” diyor. Başka türlüsünün mümkün olmadığını söylüyor. Üniversite bitince para kazanma kaygısıyla hemen iş aramaya başlıyor. Sonuç olarak kendinden ve isteklerinden uzaklaşmayıp gazeteciliğe başlıyor. Sohbetin burasında rahat bir nefes alıyorum, sanki sonunu bilmediğim bir hikâye dinliyorum. Editörü ondan Adalet Cimcoz’la ilgili bir biyografi yazmasını istiyor, ortaya bütünlüğü olan harika bir deneme çıkıyor. İşte bunun üzerine sevgili Mine Söğüt ilk romanı olan Beş Sevim Apartmanı’nı yazıyor. Yapı Kredi editörü, romanı okuyunca: “Mine, bunu biz basıyoruz.” diyerek edebiyatımızı deli hikâyelere kavuşturuyor. “Eğer o gün editörüm, bu olmamış deseydi bir daha yazmazdım,” diyor ve şöyle anlatıyor: “İstanbul dışında her yer taşradır, eserinin okuyucuyla buluşması bu anlamda İstanbul dışındaki her yazar için zordur; ancak iyi edebiyat sonunda değerini bulur.” Bulduğuna inanıyorum.

Deli Kadın Hikâyeleri’ni ilk okuduğumda binlerce parçaya bölündüm. Kadın olmanın, kadın olamamanın sancısını her hücremde hissettim. Altını çizdikçe satırların, kâğıt kesiği yaralar oluştu tenimde; örttüğüm, gizlediğim, sakındığım ve utandığım her yanım çırılçıplak kaldı.

“Aslında ben kasıklarımdaki sancı ve
Bacaklarımın arasındaki ıslaklık kadarım.
Ne bir eksik… ne bir fazla.
Beni rahat bırakın.
Dilediğim kadar sevişeyim, dilediğim yerde öleyim.”

Bu deli hikâyeleri yazan deli bir kadın olmalıydı; belki mutsuz, belki umutsuz, fazlasıyla mağdur bir kadın. Kesinlikle acı anıları olan, belki tacize uğramış, belki dövülmüş, sövülmüş, aşağılanmış… Hayır! Gördüğüm gayet aklı başında, gayet şanslı, yalnızca haddinden büyük gözleri olan bir kadındı!

“Kadınlığımı önemseyerek büyümedim hatta bunu ayıp bildim, ben önce insanım! Ama sırf gözden oluşan bir insanım ve önümde, arkamda, tepemde her yanımda gözlerim var ve maalesef görüyorum! Gördüğümü de yaşıyorum, hissediyorum ve kalbimin kabul etmediği hayatlar görmek beni öfkelendiriyor. Kadınlık tarifim, kendi üzerimden değil yaşadığım toplum ve hatta dünya üzerinden yaptığım bir tarif.”

Tarihin başından bu yana kederle, acıyla örtülü bir varoluşu sürdürüyoruz. İtirazım var, diyorum: “Önce kabul etmekle başla, sonra çözüm üret.” diyor. Umutsuzum, çıkar yol bulamıyorum, diyorum: “Umut her zaman var, her şey mümkün.” diyor. Hareket edemiyorum diyorum: “Çıkmaz sokak görünce kalıvermek! Dön çık ve diğer sokaktan devam et veya tırman öbür tarafına bak, hiçbir prangamız yok!” diyor. O konuşuyor, o konuştukça sözler uçmuyor, havada mıhlanıp kalıyor; konuşuyor, konuştukça büyütüyor; beni, görüşümü, ülkemi ve dünyamı…

Küçücük bir köyde büyük, büyük, büyük bir sohbet dolaşıyor; sokaklara, taşlara ve toprağa dökülüyor. Köyün çılgın kedilerinin ayaklarına değiyor, ayaklarının değdiği her yere bulaşıyor.

Kediler… Mine Söğüt kedileri çok seviyor ve merak ediyorum kedilerin edebiyatta yeri neden bunca sağlam. Bilge Karasu, Enis Batur, Sait Faik, Peyami Safa daha birçok yazar kedileri edebiyatın içine katmışlar. “Neden?” diyorum. “Masada yaşıyorlar çünkü, kitap okuyorsun üstünde yatıyorlar. Yazıyorsun, patilerini atıyorlar. Bizden güçlü bir ilişkileri var edebiyatla. Kedi hep senin baktığın yerdedir, kedi seven yazarların şansı yok çünkü devamlı kadraja giriyorlar. Böylece bilinçaltı kedisiz olmaz diyor.” diyerek beni gülümsetiyor. Yavru bir kedi bulsam alıp eve götürecek hale getiriyor...

Kafka’ya geliyor bu kez söz: “Kafka, benim on beş yaşlarında Dönüşüm’le keşfedip büyülendiğim bir yazardı, aynı dönem Sartre’ı da keşfettiğim, Borges’i okumaya başladığım ama bir ucunda da Boris Vian’ı şaşırdığım ve Beckett’le kendimi bulduğum zamanlardı. Tam o ergen dönemlerde bu kitaplar sana yalnız değilsin diyor ve birden bir akrabalık kuruyorsun. Kafka da benim o akrabalarımdan biri. Edebiyatın gücünü görüyorsun!”

Edebiyatın gücünü soruyorum bunun üzerine; “Diğer her şey kadar.” diyor, katılmıyorum; nasıl ki Kafka, Beckett sizi dönüştürüyorsa, Mine Söğüt okumak da aklın sınırlarına saldırıyor, duvarları yıkıyor, demirleri söküyor, dişlerinizi kenetliyor; aslolan o da dönüştürüyor! “Yazmasam deli olmazdım.” diyor. Yazmasa deli olurum, biliyorum.

“Bu şehir yüzyıllardır erkektir ve kadınları sevmeyi bilmez. İşte bu yüzden, bu şehirde ben her gün kendimi defalarca öldürürüm. Bomba olur patlarım; kulesinden, köprüsünden aşağı atlarım. Elimde bir bıçak her yerime saplarım. Tavandaki bütün ipler kendimi asmam için sallanır. Arabalar önlerine atlamam için yol alır. Denizinde, lağımında, çöpünde kimliksiz cesedim. Kimsesizler mezarlığında daracık çukurlara sığar dev cesaretim.”

Küçücük bir kadın, dev cesaretiyle yazıyordu. Yazmalı, yazmalı, yazmalı…

Yazmalıyım…

Kafka Okur Dergi, Sayı 4, 2015
Nergis Seli
Ad

Behçet Necatigil Cafeka Cansu Cindoruk Cemal Süreya Cemil Meriç Çekiliş Çizim Dalgalar Dava Deniz Feneri Dergi Dergi Hür Tefekkürün Kalesi Didem Esen Dilan Bozyel Dönüşüm Duyuru Ece Ayhan Edebiyat Edward Burne Efkan Oğuz Eleştiri Esra Pulak Ezgi Ayvalı Felsefe Feyza Altun Fotoğraf Franz Kafka Frida Kahlo Fuar Gece Genel Gökhan Coşkun Gregor Samsa Hasan Ali Toptaş Hieronymous Bosch Hilal Kosovalı İkinci Yeni İlan İlhan Berk İllüstrasyon İnceleme İstanbul Janusz Glowacki Jean-Paul Sartre Jones Kadın Kadın Olmak Kafka Okur Kara Kazım Koyuncu Kendine ait Bir Oda Kitap Konuk Yazar Kübra M. Büyükkıyıcı Küçük Prens Kürk Mantolu Madonna Lehçe Leyla Kanber Marc Chagall Marcel Duchamp Mektup Merve Özdolap Mrs. Dalloway Ne Demiş Kafka? Oğuz Atay Orlando Ödül Öykü Özgecan Aslan Pablo Neruda Panait Istrati Po Polsku Poster Röportaj Sabahattin Ali Salvador Dalí Sanat Sayı 1 Sayı 10 Sayı 2 Sayı 3 Sayı 4 Sayı 5 Sayı 6 Selcan Aydın Simone de Beauvoir Simyacı Soma Songül Çolak Sylvia Plath Şiir Tezer Özlü The Metamorphosis Turgut Uyar Tutunamayanlar Tülay Palaz Varoluşçuluk Video Yaşamın Ucuna Yolculuk Yazar
false
ltr
item
KAFKAOKUR: Bir Mine Söğüt Röportajı!
Bir Mine Söğüt Röportajı!
Bir Mine Söğüt Röportajı, Nergis Seli
https://4.bp.blogspot.com/-WHIL0_3heWs/VmECsWjtYFI/AAAAAAAAC8Y/w0X86d86nV8/s1600/kafkaokur_mine_sogut.png
https://4.bp.blogspot.com/-WHIL0_3heWs/VmECsWjtYFI/AAAAAAAAC8Y/w0X86d86nV8/s72-c/kafkaokur_mine_sogut.png
KAFKAOKUR
http://www.kafkaokur.com/2015/12/bir-mine-sogut-roportaj.html
http://www.kafkaokur.com/
http://www.kafkaokur.com/
http://www.kafkaokur.com/2015/12/bir-mine-sogut-roportaj.html
true
1079892415892661503
UTF-8
Bulunamadı Tümü Devamı Cevap Cevap yok Sil Yazar Anasayfa Sayfalar Gönderiler Tümü Önerilen Etiket Arşiv Ara Tüm gönderiler İsteğiniz yerine getirilemedi Geri dön Sunday Monday Tuesday Wednesday Thursday Friday Saturday Sun Mon Tue Wed Thu Fri Sat January February March April May June July August September October November December Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec just now 1 minute ago $$1$$ minutes ago 1 hour ago $$1$$ hours ago Yesterday $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago more than 5 weeks ago Followers Follow THIS CONTENT IS PREMIUM Please share to unlock Copy All Code Select All Code All codes were copied to your clipboard Can not copy the codes / texts, please press [CTRL]+[C] (or CMD+C with Mac) to copy